Geçmişe Değişik Bir Bakış Açısı
Eskiden fazla paramız yoktu ama çok mutluyduk.
Dede veya baba evin başköşesine otururdu. O konuşurken herkes onu dinlerdi. İnsanlar konuşurdu. Dertlerini sıkıntılarını paylaşırdı. Konuşma adabı diye bir şey vardı. Herkes kendini ifade edebilirdi. İnsanlar konuşup deşarj oldukları için stres ve sıkıntılar çok az seviyede idi.

Evlerimiz rahat yaşayacağımız şekilde döşenirdi, ağzına kadar eşya ile doldurulmazdı. Evde rahatlıkla hareket ederdik. Yer minderleri oturanın vücut yorgunluğunu alırdı.

Herkes herkesi tanırdı. Kimseden kimseye zarar gelmezdi. Komşunun malı kendi malımız kadar kutsaldı. Gasp, yankesicilik, kapkaç nedir bilmezdik.

Çocuklar daha mutluydu. Akşama kadar sokakta, bahçede, boş arsalarda parklarda diledikleri gibi oynarlardı. Akşamleyin eve gelip yemek yedikten sonra başlarını yastığa koyduklarında derin bir uykuya dalar, sabaha kadar mışıl mışıl uyurlardı. Anne ve babaların, çocuklarının başına bir şey geleceği endişesi yoktu.

Tüm aile bir arada yaşardı. Herkes herkesin sıkıntısını bilirdi. Çocuklar bakıcıya verilmezdi. Bakıcı nedir bilinmezdi. Çocuklar sevgi ortamında yaşardı. Anne, baba, nine, dede, amca, dayı, hala, teyze sevgisi tadardı. Akrabalık bağları daha kuvvetliydi. 

Çocukların birkaç kardeşi vardı, Abla, abi, dayı, amca, teyze, hala, dayı olabiliyorlardı.

Eskiden şimdiki gibi televizyonlarda dizi furyası yoktu. Dizi izleme tartışmaları yaşanmazdı. İnsanlar birbirine 'Bir saniye susar mısın, falan dizi karakterinin ne konuştuğunu anlayamadım.'demezdi. Akşam olduğunda aile bireyleri belli zamanda eve gelir, yemekler birlikte yenir, sohbetler başlardı. Ailede sofra düzeni vardı.   Annelerimizin yaptığı birbirinden nefis yemekler büyük bir iştahla yenirdi. Kolesterol kaynağı olan hazır yiyecekler bilinmezdi. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, buzdolabı yoktu. Çamaşır ve bulaşık elde yıkanırdı. İnsanımızın büyük bir kısmı tarım alanında çalışırdı. İnsanlar bedenen yorulurdu ama kafaları dinçti.
Yüksek tansiyon, şeker ve kolesterol sorunları yoktu. Zayıflamak için çaba harcamalarına gerek yoktu. Zayıf olmak gibi bir sorunları da yoktu.

Şimdi ise her şeyimiz var. Para, kariyer, lüks evler, lüks otomobiller, bilgisayar, son model beyaz eşyalarımız var ama bir şeyimiz sanki eksik kalmış. O da gönül huzuru. Gönül huzurumuz yok gibi geliyor bana. İnsanlarımız sıkıntılı, stresli, patlamaya hazır bomba gibi. Çarşıda, pazarda, caddede, sokakta on kişiden ancak bir iki kişinin yüzü gülüyor. Mutlu ve gülümseyen yüzlere neredeyse hasret kalacağız.

Yüzünüzde gülücüğün, dudaklarınızda tebessümün eksik olmaması dileğiyle kalın sağlıcakla.


2013-12-24