Diyarbakır Buluşmasından Yansımalar
16 Kasım 2013 Diyarbakır buluşması Türklerle Kürtlerin yüz yıllar sonra yeni bir toplumsal mutabakat ve Ortadoğu'nun dengelerini değiştirecek bir şekilde omuz omuza verebileceklerinin resmiydi adeta.

Bu buluşma büyük çözülmeden sonra büyük birleşmeye doğru yeni duygu ve heyecan dalgasının oluşumunun işaretiydi.   

 Diyarbakır'da yaşananlar, bütün Türkiye'nin heyecanla izlediği ve sahiplendiği o görüntüler, samimi bir dille yapılan konuşmalar ve barış çağrıları yeni bir oluşumun işaret fişeğiydi.

Ülkede var olan siyasetin, güç odaklarının çatışmaya dönmüş olan mücadelelerinin, dış güçlerin hesaplarının, iktidar kavgalarının, petrol ve gaz savaşlarının gölgesinde oluşan barış dili ve hoş görülü bakış birlikte yaşayabilineceğinin göstergesiydi.

Kırgınlıkların, önyargıların, öfkelerin ve kinlerin ötelendiği, barış ve kardeşliğin öne çıktığı tarihe iz düşürecek bir tablonun görüntüsüydü.

Mesut Barzani'nin; 'Yeni bir tarih oluşturma zamanı gelmiştir. Artık birbirimizi kabul ederek kardeşçe yaşama zamanıdır. Savaşlar denendi, kimse hayır görmedi. Bir Türk gencinin kanının bir Kürt gencinin eliyle ya da bir Kürt gencinin kanının bir Türk gencinin eliyle dökülme günü bitmiştir' sözü, tarihe geçecek, kayıtlarda yerini altın harflerle alacak niteliğindedir.

Mesut Barzani'nin söyledikleri günün anlamını ve gelecek için umutların daha da yeşermesinin göstergesiydi.

'Tüm gücümüzle çözüm sürecini destekliyoruz ve destekleyeceğiz' diyen Barzani'nin; elinde silah barış sürecini sabote etmek için karanlık çevrelere, kişisel ve örgütsel çıkarlarını ülke ve millet çıkarının önünde görenlere de verdiği bu cevap barış için dağlarca açan bir gül gibiydi.

Diyarbakır'da barış için her kes elini taşın altına koymuştu. Barış ifadesinin bile toplumsal yankı uyandırdığını, heyecan ve coşkuyu artırdığı görüldü. O resim ve o görüntünün bütün Türkiye'de etkisini göstermesi barış için her kesin el ele vereceğinin belirtisinden başka bir şey değildi.

Diyarbakır'daki buluşma aynı zamanda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın; esaslı, kalıcı, sadece silahların susmasını değil iki toplumun kaynaşmasını da hedeflediğinin göstergesiydi.

Diyarbakır'daki buluşma da 'Türk de Kürt de, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır' derken, 'Bizim üçüncü şahıslara, aracılara, tercümanlara ihtiyacımız yok. Biz her zaman içimizden geldiği gibi konuştuk bundan sonra öyle konuşacağız' derken, Diyarbakır'a 'barışa ve umuda sahip çık' çağrısı yaparken barışa, çözüm sürecine yönelik ne kadar güçlü duygular taşıdığının belirtisini gösterdi.

Diyarbakır'daki buluşma da Başbakan; 'Dağdakilerin indiğini cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz' demesi, kafalarda 'genel af' iması oluşturuyorsa, 'çözüm süreci' dediğimiz şeyin aslında çok geniş ve kapsamlı, bölgesel bir kaynaşma projesi olduğunun da adeta resmini çizildi.

Otuz yıldır bölgeyi ölüm, gözyaşı ve kan gölüne çeviren, öfkenin, nefretin, kurşunun biri birilerini beslediği, içte ve dıştaki güç odaklarının yıllardır bölünme politikaları, bu halkları bölememişse ve otuz yılın acı bilançosunu bu halk ödemişse bu yılların birikimi olan gerçeklerle yüzleşememenin sonucudur.

Hakkari-Yüksekova'da meydana gelen ve iki kişinin ölümü ile sonuçlanan provokatif eylemde Başbakan Erdoğan ve Abdullah Öcalan'ın sağduyu çağrıları, kaçırılan askerlerin serbest bırakılmasıyla ilgili yerel siyasetçilerin sağduyu çabaları ve söylemleri barış yolundan artık dönülemeyeceğinin işaretiydi.

Unutmamak lazım ki barış gerçekleşirse bölgenin üzerinde hesapları olan ülkelerin bütün hesapları alt üst olacaktır. Emperyalist güçler ve yerli işbirlikçileri barış sürecini akamete uğratmak için her yolu deneyeceklerdir.

Diyarbakır buluşmasından sonra ilk kurşunu atan suçludur. Akacak kanın suçlusudur. Tarihin suçlusudur. Artık el ele tutuşulabiliniyorsa o eli bırakan suçludur.

Barışı bozan geçmişin ve geleceğin tüm günahlarından sorumludur.

Günün sözü: Düşmanların en büyüğü, düşmanlığını gizleyendir. ( Hazreti Ali )

Kalın sağlıcakla.


2013-12-24