Devlet, İdeoloji ve Erken Seçim
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaş, cinsiyet, etnik köken, din, dil, mezhep ve ırk ayrımı gözetmeksizin vatan topraklarımız üzerinde yaşayan yaklaşık 76 milyon insanın her türden ihtiyaçlarını gidermek üzere kurulmuş en büyük organizasyondur.

Devlet organizasyonunun varlık nedeni ulaşım, eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik gibi temel konularda istisnasız tüm vatandaşlara eşit hizmet vermektir. Devlet organizasyonun içinde var olan tüm kurumlar ve kişiler mevcut anayasa, yasa, yönetmelik ve kararnameler çerçevesinde mutlak surette tüm vatandaşları kucaklamak ve her bir vatandaşa eşit mesafede olmak zorundadırlar.

Devlet organizasyonu içindeki kurum ve kişiler, devletin temel yapısı ve doğrultusu dışında farklı bir takım oluşumlara veya hedeflere yönelirlerse devlet kurumları ve bireyleri arasında sorunlar çıkmaya başlar ki bu durum devasa organizasyonun hastalanması anlamına gelir, bunun en son aşaması da yok oluş yani devlet organizasyonunun ortadan kalkmasıdır.


Devlet organizasyonun yönetimi ise bilindiği gibi yasama açısından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yürütme açısından ise Hükümete yani Bakanlar Kurulu'na bağlanmıştır. Yürütme organı olarak ‘Hükümet'in kendi siyasi görüşünü ve ideolojisini ‘Devlet Kurumlarına ve Kişilerine' transfer etmeye çalışması devlet organizasyonunun ‘teklemesine' ve işlevini yerine getirememesine neden olur. Devlet organlarının mevcut anayasa, yasa, yönetmelik ve kararnameler ışığında tüm görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesinden ve tüm organların uyumlu bir şekilde çalışmasından ise anayasamıza göre devletin başı olarak ‘Cumhurbaşkanı' sorumludur.

Bütün bunları neden söylüyorum dersiniz? Çünkü, bu ülkenin siyasetçi olmayan sade bir vatandaşı ve akademisyeni olarak son günlerde ortaya çıkan anormal durumlarla ilgili bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özellikle son birkaç yıldır ortaya çıkan ve devleti iktidar partisine yakın bir ‘ideolojik' organizasyona dönüştürme gayretleri yani, bir ‘ideolojik devlet' yaratma çabaları ne yazık ki bugün devlet organizasyonunun işleyişini çok ciddi anlamda sıkıntıya sokmuştur. Özellikle de birkaç gün önce başlayan ‘yolsuzluk ve rüşvet' operasyonlarının ardından devleti ‘ideolojik' bir organizasyona dönüştürme çabaları bugünkü kaotik ortamın patlak vermesine yol açmıştır.

Bugün devlet kurum ve kişileri arasında geçmişte hiç olmadığı kadar fazla güvensizlik vardır, atışma hatta bir nevi çatışma ortamı ne yazık ki tüm halkın gözleri önünde cereyan etmektedir. Özellikle de emniyetin kendi içindeki güvensizlik, emniyet ile adliye arasındaki güvensizlik ve çatışma akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. Bütün bunların asıl sorumlusu konumundaki iktidarın, hala emniyet ve adalet sistemleri üzerine gitmesi, var olan krizi çok daha derinleştirmekte ve geri dönüşü olmayan bir yola sokmaktadır.

Bugün emniyet ve adalet sistemleri içinde var olduğu iddia edilen çete yapılanmaları, paralel oluşumlar mevcut iktidar zamanında gerçekleşmedi mi?

Özellikle emniyet birimlerinin çok kritik noktalarında görev yapan emniyet mensuplarını sizler atamadınız mı?

Görev yerlerinden uzaklaştırılan bütün müdürler bir hafta önce sizin polisiniz di de bugün mü çete mensubu oldular?

Aslında lafı çok fazla uzatmaya gerek yok. Son yıllarda iktidar partisi çok büyük bir yanlışın içine girmiştir ve bugünlere gelinmiştir. Artık iktidar partisinin bu işin içinden çıkması hiç mümkün gibi görünmüyor. Zira bırakın halkımızı, emniyet ve yargı mensuplarının dahi iktidar partisine güveni kalmamıştır. İşin dengesi kaçmıştır. Terazinin hangi kefesine gram koyulursa koyulsun o taraf ağır basacak ve denge asla kurulamayacaktır.

Sade bir vatandaş olarak benim talebim bu kaotik durumundan bir an önce ve en az hasarla çıkılmasıdır. Bunun da demokratik sistemlerdeki tek yolu bir an önce ‘erken genel seçime' gidilmesidir. Kanımca erken genel seçim ortamı yerel seçimlerden hemen sonra gündeme gelecektir.

Ancak burada altı çizilmesi gereken bir konu daha var, o da sayın Cumhurbaşkanımızın son yaşananlar konusunda pasif veya çekimser tavrıdır. Oysaki Cumhurbaşkanı anayasamıza göre devlet kurumları arasında düzenin sağlanması, devletin en sağlıklı şekilde işlevlerini yerine getirmesi konusunda sorumludur.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın özellikle adliye ve emniyet arasında ortaya çıkan krizleri ve emniyetteki sıkıntıları giderme noktasında mutlak surette etkin rol alması gerekirdi. Oysaki sayın Cumhurbaşkanımız ne yazık ki ciddi bir suskunluk içine girmiştir. Devletin başı olarak kendisinden bir an önce en tarafsız şekilde olaylara müdahale etmesi ve yaşananların en hafif şekilde atlatılması için ağırlığını koyması beleniyor.

Prof. Dr. Mustafa EROL


2013-12-25