Nasıl Bakılmalı?
Kürdistan Siyasetçileri ve Gençliği Nasıl Bakmalı?

William Perry 1970 ve 1981 yıllında HarvardÜniversitesinde öğrenciler üzerinde yetişkinlerin zihinsel gelişim düzeyi konusunda araştırmalar yaparak, yetişkin bireylerde zihinsel gelişimin şekillenme biçimini öğrenmeye çalışır. Gerçeklik nedir?

Bir şeyin gerçekliği belirtip belirtmediği nasıl anlaşılır?

Bilgi nasıl ve nereden elde edilir?

Şeklindeki epistemolojik içerikli sorulara verilen cevaplara göre yetişkin bireylerde zihinsel gelişim bağlamında dört aşama olduğunu tespit etmiştir.

Temel İkilemcilik (Dualizm):Bilginin mutlak kabul edildiği bu aşamada birey her şeyi siyah ve beyaz olarak değerlendirir. Bir şey ya doğrudur ya da yanlıştır anlayışı hâkimdir. Mutlak doğru ise ancak otoritelerce bilinebilir.

Çoğulculuk (Multiplitcity):Bilgi açısından, herkesin kendisine göre mutlak doğrular kabul ettiği bu aşamada birey farklı bakış açılarını doğru biçimde değerlendirilemediğinden, mutlak doğru konusunda da kafası karışıktır.

Görelilik (Relativizm):Bilgi açısından, doğruların farklılık taşıdığının değerlendirildiği bu aşamada ileri sürülen fikirlerden hangisinin daha doğru olduğuna yönelik kıyaslamalar yapılır. Birey, bu fikirlerden her birisinin yere ve duruma göre doğruluk değeri taşıyabileceğini fark eder.

Görelilikte Kalıcılık:Bilgi açısından, bazı fikirlerin doğruluk değerinin diğerlerine göre belirli yönleriyle daha üstün nitelikler taşıyabileceğinin fark edildiği aşamadır. Birey bilgide doğruluktan çok niteliksel üstünlüğü dikkate alır.

Yetişkin birey zihinsel işleyiş açısından bu dört kategori üzerinden algısal ve akılsal veriler üreterek olup biteni anlamlandırmaya çalışır. Fakat her yetişkin bireyden en üst düzeydeki zihinsel gelişimi beklemek her zaman mümkün değildir. Bu durumda bireylerin farklı anlayış ve algılamalara sahip olmalarını da doğal karşılamak gerekir.

Bireyin zihinsel biçimlenmesinin bu kategorilere göre dünyayı anlamlandırma anlayışına doğal olarak içinde yetiştiği çevre etki eder. Çevrenin bireye aktardığı anlayış ise içinde değer, tutum ve önyargı taşır. Bunlar ise bireyi sarmalayarak bilgi ve değer gibi alanlarda oluşması mümkün olan farklılıkların doğallığını yakalamada ıskalama ortaya çıkarır.

Bu nedenle zihnin işleyiş biçimi bireyin olup biteni algılaması üzerinde etkilidir. Bu işleyiş zihinsel gelişme bağlı olmakla birlikte her insanın aynı zihinsel gelişime sahip olacağı anlamına gelmez. Bireyin içinde yetiştiği egemen sistem zihinsel şekillenmede etkili olmasına rağmen, bireyin bundan etkilenme düzeyi zihinsel gelişimle tölere edebilir. Bunun için egemen sistemin zihinlerde oluşturduğu problemlerin çözümü amacıyla bireysel zihnin yeniden inşa edilmesine ihtiyaç vardır.

Eğer birey egemen sistem ve çevrenin onda oluşturduğu zihinsel iğfalı yeniden inşa etmekte zorluk çekiyorsa, istediği şey başını kuma gömerek sadece bakıp görmemeyi yeğlediği anlamına gelir.

İrdelemeye çalıştığım konuyu dostum İsmet Aydemir'den duyduğum bir hikaye üzerinden aktarmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Bir köy ağası, bıkkınlık noktasına vardığı için ağalık yapmaktan sıkılır. Bu nedenle her şeyini bırakarak birazda pejmürde bir kılığa bürünerek yola çıkar. Vardığı bir köyde, köyün ağasına gidip perişan ve sefil olduğunu belirterek ona çobanlık yapabileceğini belirtir.

Ağa teklifi kabul eder ve köyde kutlanması gereken bir şenlik olduğunu belirtir. Bu nedenle yeni çobanına iki koyun alıp köy meydanına götürmesini ve bütün köylüleri oraya toplayıp koyunları kesip pişirmelerini emreder. Kendisinin işler bitince şenliğe gelip katılacağını belirtir.

İşler tamamlanınca ağa şenliğe katılmak üzere oraya teşrif eder. Ancak şenliğe geçmeden köylülere bir iki sorusunun olduğunu söyleyerek bunların cevaplanmasından sonra şenliğin başlayabileceğini belirtir. Köylülerin buyurun ağam cevabından sonra;

Ağa atının nasıl bir at olduğunu sorar. Köylüler çok asil ve rahvan bir Arap atı olduğunu söylerler. Ağa peki av şahinim nasıl diye sorar. Köylülerde şahinin öyle mükemmel ki onun gözünden hiçbir şey kaçmaz cevabını verirler. Ağa son olarak kendisinin nasıl bir ağa olduğunu sorar. Köylüler soyda cömertlikte ve merhamette emsalinin olmadığını söylerler. Bunun üzerine ağa tam şenliği başlatmak üzere iken yeni çoban, kendisinin de bu sorularla ilgili fikir beyan edip edemeyeceğini sorar. Ağa bir mahsurun olmadığını söyler.

Çoban, her üçünün de (at, şahin ve ağa) asaletten yoksun birer soysuz olduğunu söyler. Ağa buna aşırı biçimde kızarak pejmürde çobanın hadsizlik yaptığını ve bu nedenle mutlaka cezalandırılması gerektiğini emreder. Çoban durumu açıklığa kavuşturmak istediğini belirterek bunu yaptıktan sonra gerekli görülür ise cezalandırılmaya da razı olduğunu belirtir.

Çoban söylediğini kanıtlamak için at, şahin ve ağanın soyunun araştırılmasını ister. Bunun üzerine ağa öncelikle atı ve şahini kendisine hediye edenlerin çağrılmasını emreder.

Atı hediye eden adam bulunup getirilir. Ağa atın soyunu sorar. Adam ağam ne yalan söyleyeyim, bu at doğduğunda anası öldü bende telef olmasın diye onu inek sütü ile besledim. Büyüyünce de size hediye ettim der.

Şahini hediye eden adam ise bir gün dağda üç yumurta bulduğunu ve yumurtaları eve getirip hanımına verdiğini söyler. Hanımının da bu yumurtaları o sırada kuluçkaya yattan tavuğun altına koyduğunu ve bunlardan üç şahin yavrusu oldu. Ancak ikisi öldü bu ise sağ kalan yavrudur. Onu da size hediye ettim der.

Çoban, ağanın durumu için de annesinin çağrılması gerektiğini söyler. Anne gelince durum ona aktarılır ve ağanın soyu sorulur. Anne zamanında gelip geçen çerçilerle düşüp kalktığını ama onun kimden olduğunu bilmediğini söyler.

Durum üzerine ağa çobana dönerek bunları nasıl anladığını anlatmasını ister. Çoban; atın soylu bir yürüyüşüne sahip olmadığını ve başını yere doğru eğerek yürüdüğünü fark ettiğini ancak bu durumun inek sütünden kaynaklanabileceğini de düşünemediğini söyler.

Şahin içinse normalde asil bir şahinin gözü hep yükseklerde ve gökyüzünde olması gerekirken onun gözünün yerdeki buğday tanelerinde ve pisliklerde olduğunu fark ederek anladığını söyler.

Ağanın kendisi içinse asil ve soylu bir ağanın kendisini zavallı köylülere övdürme ihtiyacı olmadığını bildiğinden ortada bir garipliğin olduğunu fark ettiğini söyler. Çünkü asil insan kendi durumunun farkındadır başkasının icazetine ihtiyaç duymaz.

Ağa durum üzerine çobana kim olduğunu ve nereden geldiğini açıklamasını ister. Çoban kısa hikâyesini anlatırken dünyayı anlamlandırmada kullanılan algıların onları nasıl kuşatarak gözleri önünde cereyan edenlerin ıskalandığını ortaya koyar.

Hikâyede, bireye ait zihinsel gelişim aşmasının belirlenmesinde bilgi açısından doğruya nasıl yöneldiği ifade edilmektedir. Ki zihinsel şekillenmede olup bitenlere yönelme biçiminin asıl belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Birey bu şekillenme üzerinden sosyal okumalar yapacağı için bilmelidir ki hiçbir zaman, hiçbir şey için mutlak siyah ve beyaz yoktur. Amaçlanan duruma ulaşmak içinde yol ve yöntemlerin birbirine göre niteliksel üstünlüklere sahip olduğunu mutlaka bilmelidir.

O halde bireyler sosyal hayatı ifade eden konulara yönelik duruş sergilemeye çalıştıklarında kendi duruşlarını mutlak doğru, kendileri dışındaki duruşlarında mutlak yanlış olmadığını bilmek zorundadırlar. Çünkü içinde yetiştikleri çevreden edindikleri tutum, değer ve önyargıların onları yönlendirdiğini fark etmeleri gerekir.

Eğer bu bakış açısını yakalayabilirsek Kürdistan ve Kürt sorununda farklı grup, birey ve meşreplerin başvurduğu çözüm yollarının tümden yok sayılamayacağını fark etmiş oluruz. Farklı siyasi algıların amaçlanan hedefe ulaşma yolundaki farklılığın neden kaynaklandığının bilincine varmış oluruz. İşte o zaman birbirimizi anlamanın daha da kolaylaşacağının farkına varmış oluruz.

Aslında farkındalık bir asalettir aynı zamanda da en üst düzeyde zihinsel gelişime sahip olmayı gerektirir. Bu asalete erişmenin yolu ise bireysel bakışın esaretinden kurtulmakla mümkündür. Hiçbir bireysel bakış ve okuma tek başına diğerlerinden daha kuşatıcı olamaz. O nedenle karşılıklı anlamayı önceleyen bakışların daha kuşatıcı olacağını unutmamak gerekir.


2014-01-10