Devletin Ele Geçirilmesi...
En son söylenecek sözü en başta söyleyerek bu defa yazıma başlamak istiyorum; Bugün ülkemizin yaşamakta olduğu derin ‘kriz' ve ‘kaos' ortamının temelinde, aslında iktidar kanadının ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni sadece kendilerinin ‘tapulu malı' olarak görme zihniyeti yatmaktadır. Oysaki devlet sadece iktidar sahiplerinin değil, aksine bu vatan toprakları üzerinde yaşayan yaklaşık 76 milyon vatandaşın ortak malıdır.

Böylesine hastalıklı ve yanlış bir zihniyetin ortaya çıkardığı sorunlar bugün ‘devlet', ‘cemaat' ve ‘iktidar' arasında tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmiştir.

İktidar kanadı,

Maaşlarını devletten alan devlet tiyatrosu sanatçılarının iktidarı eleştiremeyeceğini...

Maaşlarını devletten alan savcıların, hakimlerin ve polislerin iktidarın aleyhine işlem yapamayacağını...

Maaşlarını devletten alan askerlerin iktidarın aleyhinde demeç veremeyeceğini ve sadece iktidar kanadına hizmet etmesi gerektiğini...

Maaşlarını devletten alan hekimlerin iktidar politikalarına karşı fikir beyan edemeyeceklerini....

Maaşlarını devletten alan üniversitelerin öğretim üyelerinin iktidar kanadı aleyhinde fikir beyan edemeyeceğini ve faaliyet gösteremeyeceğini....

İktidar kanadına ve politikalarına destek vermeyen özel sektör temsilcilerinin başta mali konular olmak üzere değişik devlet organları marifetiyle kasten sindirilmesi gerektiğini...

İktidar politikalarını benimsemeyen ve protesto eden genç, yaşlı, kadın, erkek, öğrenci ve esnaf kim varsa devlet güçleri tarafından acımasızca susturulabileceğini...

...ne yazık ki düşünebiliyor, sadece düşünmüyor aslında bunlara içtenlikle inanıyor da...

Bütün bu gerçekler iktidarın icraatlarından çok net olarak görülebiliyor.

Oysa ki; sanat hayata zaten eleştirel bakmaz zorundadır ve sınırlarını ancak insan zihni belirler, hukuk evrensel kuralları olan bir bilimdir taraflı hale getirilemez, polis ve asker sadece ülke güvenliği ve huzuru için çalışmak zorundadır, hekimler için taraf olmak imkansızdır zira tıp pozitif bir bilimdir, öğretim üyeleri sadece ve sadece bilim yaparlar, eğitim verirler ve sonuçlarını ve düşüncelerini toplumla paylaşmak için vardırlar, özel sektör temsilcileri adları üzerinde özeldir, belli bir kalıba alınamazlar, alınmamalıdırlar ve demokratik sistemlerde elbette ki iktidarı eleştiren vatandaşlar olacaktır...

 Devleti bütünüyle kendi malı gibi gören bir zihniyetin ülkeyi selamete götürmesi herhalde düşünülemezdi. Aslında tüm bu gelişmelerin olabileceği yıllar öncesinden belli değil miydi?

Simdi soruyorum;

Acaba ‘Cemaatinin Lideri' vatanına dönmesi için defalarca hem de iktidarın en yetkili ağızları tarafından özel bir şekilde davet edilmesine rağmen niçin ülkesine dönmeyi tercih etmemiş ve gurbet acısı içinde yaşamını sürdürmektedir?

Niçin cevaben 'ülke koşulları vatana dönmem için müsait değildir ve yeterince olgunlaşmamıştır' demiştir ve bu sözlerinden neyi kastetmiştir?

Acaba iktidar ile cemaat arasında bugün yaşanan ve çok derin devlet krizine yol açan gelişmeleri çok önceden tahmin etmiş olabilir mi?

Ya da, yine cemaat lideri ülkeye dönüşü için acaba ‘nasıl bir ülke koşulunun' oluşmasını beklemektedir?

Şunu çok açık söylemek lazım; hangi kesim olursa olsun, devleti ele geçirme çabası son derece yanlış ve hastalıklı bir düşüncedir. İster iktidar kanadı, ister cemaat, yada yargı veya asker, hangisi olursa olsun, eğer devlet organizasyonu ele geçirilmeye çalışılır ise bu ülkede sadece çatışma, kaos, istikrasızlık, derin bölünme, ayrışma ve iç savaşa doğru sürüklenme gerçekleşir, başka hiçbir şey olmaz. Devlet belli bir kesimin kontrolü altına alınamaz, alınmaya çalışılmamalıdır ve ele geçirilemeyecek kadar büyüktür, tüm vatandaşların değişik karakterlerini ve renklerini bünyesinde barındırır, öyle de olmalıdır.

Ülkemin dürüst, çalışkan, üreten, paylaşan, sevgi dolu vatandaşları bütün bu yaşananları asla hak etmiyor...

Prof. Dr. Mustafa EROL  

2014-01-12