İki Karıncanın Hazin Hikayesi...
Son günlerde ülkemizin içine düştüğü duruma uygunluğu sebebiyle daha önceden yayınlamış olduğum ‘İki Karıncanın Hazin Hikayesi' başlıklı yazımı yeniden yayınlama ihtiyacı hissettim!
İKİ KARINCANIN HAZİN HİKAYESİ...

Sanırım birkaç yıl öncesiydi, Çeşme Ilıca sahilinde uzanmış bir şeyler okuyordum. Oldukça keyifli bir gündü, deniz sakindi, hava ne çok sıcak ne de çok serindi yani her şey yolundaydı. Bir ara elimdeki gazeteyi elimden bıraktım ve yerde kumun üzerinde dev bir karınca gözüme çarptı. Karınca o kadar büyüktü ki çıplak gözle her şeyini resmen görebiliyordum. Aynı anda bu karıncanın kendi vücudunun belki 40-50 katı büyüklüğündeki koca bir sucuk dilimini sürüklediğini fark ettim ve gözlerime inanamadım. Böylesine bir yükü bu karınca nasıl taşıyabilir diye kendi kendime sorguluyordum.

Manzara gerçekten çok özeldi ve karıncayı izlemeye karar verdim, ne yapacağını, sucuğu nereye götüreceğini merak ediyordum. Gazete okumayı bir kenara bırakarak karıncayı resmen takibe aldım. Karınca zorlanarak ta olsa koca sucuk dilimini sürükleyerek hedeflediği belli bir yerlere taşıyordu.

Derken bir anda bir başka dev karınca belirdi ve sucuğun diğer ucundan ısırarak kendine doğru çekmeye başladı. Gördüklerime inanamadım. Şimdi iki karınca sucuğu farklı iki ucundan var güçleriyle çekiyor ve diğerinden kurtarmaya çalışıyordu. Tabii denk kuvvetler olunca da sucuk pek ilerlemiyor ve ortada duruyor, bir sağa bir sola gidip geliyordu.

Bu arada çok ilginç bir şey daha oldu ve karıncalardan biri sucuğu aniden bırakarak diğer karıncanın üzerine yürüdü ve ona resmen saldırdı. Aman Allah'ım! gözlerime inanamıyordum. Bu iki karınca gözlerimin önünde müthiş bir düelloya başlamışlardı. Birbirlerini acımasızca ısırıyorlar ve saf dışı bırakmaya çalışıyorlardı.

Abartmıyorum! Bu savaş onlarca dakika sürdü diyebilirim. Ve ben her şeyi bırakarak bu kanlı kavgayı canlı canlı bir belgesel filmi niteliğinde izlemeye başladım

Aradan dakikalar geçti, dakikalar geçtikçe yorulduklarını, güçlerinin tükenmeye başladığını görebiliyordum. Birbirlerine öldüresiye saldırıyorlar ve mücadeleyi kazanmak istiyorlardı.

Derken bir de baktım ki karıncalardan birinin bir bacağı resmen kopmuştu. 'İşte buna inanamam!!' dedim içimden. Bu nasıl olabilirdi... ama gerçekti ve karıncalar o kadar büyüktü ki her şeyi çıplak gözle rahatlıkla görebiliyordum. Sonra bir baktım ki ne göreyim dersiniz, diğer karıncanın da bir kolu gitmişti... Olanları şaşkınlıkla ve büyük bir hüzün içinde izlemeye devam ettim. Aradan birkaç dakika daha geçti ve artık karıncalar tamamen tükenmişti. Karıncaların adeta yürüyecek halleri kalmamıştı. Uğruna savaştıkları sucuk ise oracıkta duruyordu ama hiç birisinin ne sucuğu görecek hali ne de sucuğu taşıyacak hali kalmıştı.

Ve nihayet kısa bir süre sonra ikisi de sucuğa arkalarını dönerek biri kolsuz diğeri bacaksız olarak savaş alanından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar ve sucuk hala ortada duruyordu.

Canlı canlı gözlediğim bu olayı hiç bir zaman unutamadım. Baştan sona kadar her şey gözlerimin önünde gerçekleşmişti. Büyük bir heyecanla ve zevkle izlemeye başladığım büyük mücadele ne yazık ki çok büyük bir hüzün içinde son bulmuştu. Bu olay gerçekten de beni çok derinden etkilemişti...

Kendi kendime 'Ne kadar acı bir durum' dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Uğruna savaştıkları sucuk ortada kalırken, savaşı verenler kanlar içinde ve acıyla uzaklaşmak zorunda kalmışlardı!

Tıpkı çoğu zaman biz insanlar gibi değil mi? Ancak biz insanların karıncalardan çok önemli bir farkımız var, bizler düşünebiliyoruz, sanırım yani...

Doğa öylesine ilginç olaylarla dolu ki insanların ve elbette ki siyasilerin yerine göre karıncalardan bile alacağı dersler olabiliyor, bunu asla unutmayalım...

Prof. Dr. Mustafa EROL


2014-01-14