İslam Dünyasındaki Sorunlar...
Dünyaya gelen her insan önce kendini, sonra çevresini, yaşamı ve doğayı tam olarak anlamak çözümlemek, hatta mümkünse kontrol altına almak ve aklına gelen bütün temel soruların cevaplarını bulmak ister. Bu insanın doğasından kaynaklanan bir durumdur. İnsanın yine doğasından kaynaklanan merak etmek, paylaşmak gibi özellikleri ve hayatı anlamlı kılmak gibi çok güçlü bir talebi vardır. Hayatını yaşarken ve organize ederken doğasından gelen bütün bu özelliklerin etkisi altından çıkamaz ve hayatını ona göre düzenler. Hiçbir insan örneğin merak duygusunu yok edemez. Belli bir yaşa ve zihinsel olgunluğa ulaşan eğitimli veya eğitimsiz her insan hayata ve var olmaya dair pek çok temel soruyu kendi kendine mutlaka sorar. Bunlardan bazıları şunlardır;

Dünyaya nasıl geldim?

Güneş neden ışık ve ısı yayar?

Ağaçtan düşen elma neden yere düşer?

Dünya ve evren ne zaman ve nasıl oluşmuştur?

Dünyaya niçin geldim, yaşamın amacı nedir?

Dünya ve evren kendiliğinden mi oluştu yoksa bir ‘yaratıcı' mı yarattı?

Ölüm nedir ve ölümden sonra ne olacak, tamamen yok mu olacağım yoksa ölüm ötesinde hayatımı daha anlamlı kılan bir süreç mi var?

Bu ve buna benzer pek çok soru her olgun insanın kendi aklınca cevaplaması gereken sorulardır. Bugün itibariyle bu soruların ilk dört tanesi bilimsel çalışmalar neticesinde cevaplanmış durumdadır. Diğerlerinin cevaplanması için de bilim insanları dünyanın dört bir yanında gece gündüz çalışmaktadır.

Hayata ve insana dair bu ve buna benzer akla gelebilecek tüm soruların cevaplarını bulabilmek için insanoğlu farklı iki felsefi yaklaşım/doktrin ortaya koymuştur. Bunlar ‘idealizm' ve ‘materyalizm' yaklaşımlarıdır.

İdealizm, hayata ve insana dair tüm temel soruların cevabının doğaüstü bir güce yani ‘yaratıcı' ya dayandırılarak bulunabileceğini temel görüş olarak sunar. Modern anlamda ‘din' kavramı ‘idealizm' felsefesi altında var olmuş ve gelişmiştir. Dolayısıyla yukarıda sorulan tüm sorular aslında yeryüzündeki bütün dinler tarafından kendi sınırları içinde belli bir mantık ölçüsü altında cevaplanmıştır.

Materyalizm ise yaşamı ‘madde ve enerji' temeline dayandırır ve yaşamın ancak bilimsel ilkelerin ışığında açıklanabileceğini esas alır. Dolayısıyla bilimsel faaliyetler materyalizm felsefi doktrini altında çalışmalarını yürütür.

İslam dinide Kuran'daki ‘ayetler' ışığında tüm bu temel soruların cevaplarını vermiş ve insanları huzura kavuşturmayı amaçlamıştır. Ancak, bütün bu temel sorunların cevaplarının verilmiş olmasına rağmen İslam dünyasına bakıldığında ne yazık ki çok ciddi sorunların varlığı hemen göze çarpmaktadır. Örneğin;

Bugün dünya üzerinde en fazla anlaşmazlık, barbarlık, çatışma, rejim sorunu ve savaş yaşanan ülkeler ne yazık ki büyük ölçüde İslam ülkeleridir.

Dünya üzerinde ekonomik açıdan en geri kalmış ülkeler ne yazık ki büyük ölçüde İslam ülkeleridir.

Bilimsel ve teknolojik açıdan en geri kalmış ülkeler ne yazık ki büyük ölçüde İslam ülkeleridir.

Sportif ve sanatsal alanlarda da en geri kalmış ülkeler yine ne yazık ki büyük ölçüde İslam ülkeleridir

Bu manzaraya bakıldığında ortada çok temel bir takım sorunların olduğu hemen ortaya çıkıyor. Bu noktada sorulması gereken soru şudur;

İslam dünyasında bugün yaşanmakta olan sorunların temelinde acaba ne/neler yatmaktadır?

Bu sorunun cevabını verebilmek için aslında tüm dünyadaki ve İslam dünyasındaki tarihsel anlamda yaşanan olayları ve gelişmeleri uzun uzun incelemek ve irdelemek gerekir, ancak bu bir başka çalışmanın belki konusu olabilir ve burası için uygun değildir. Ancak ortada çok temel bir problemin var olduğu bir realitedir.

Kanaatimce İslam dünyasında yaşanmakta olan mevcut sorunların temelinde büyük ölçüde ‘dünyevi işler ve yaşamsal faaliyetlerde' büyük ölçüde ‘dinin' referans alınması yatmaktadır.

Oysaki İslam dini bazıları yukarıda ifade edildiği şekliyle yaşamı ve insanı anlamlandırmaya yönelik en temel soruların cevabını ‘vahiye dayalı ilahi bilgileri' baz alarak verir. Bu noktada yapılan en büyük hata şudur; vahiye dayalı ilahi bilgiler aslında ‘dünyevi işler ve yaşamsal faaliyetleri' yönetmek ve yönlendirmek için gönderilmemiştir. Sadece insan ile Yaratıcı/Allah arasındaki ilişkileri düzenlemek ve insanın özellikle ölüm sonrasını düzenlemek için gönderilmiştir. İslam dinindeki onca ayete ve ilahi bilgiye rağmen bugün ülkemizde dahi en fazla Müslüman geçinenlerin akıl almaz savaşları, Mısır'daki, Suriye'deki kıran kırana katliamlar ve savaşlar ortada duruyorken bizlerin bazı şeyleri sorgulaması gerekmiyor mu?

Ayrıca şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor; Bu güne kadar hiçbir bilimsel bilgi salt ‘ilahi bilgilere' dayanılarak veya ilahi bilgilerden hareket edilerek keşfedilememiştir. Bu son derece nettir ve önemli bir konudur. Daha açık ifade edilir ise, Kuran'daki herhangi bir ‘ayete' dayanılarak herhangi bir bilimsel keşif bugüne kadar asla yapılamamıştır. Çünkü Kuran'daki ayetler sadece insanın inanç dünyasını ve ölüm sonrasını aydınlatmak için vardır, hayata ve insana dair yaşamsal gerçekleri aydınlatmak için değil. Dolayısıyla, yaşama ve insana dair yaşamsal ilkeler araştırılırken, keşfedilirken ve yaşam düzenlenirken rehberimiz sadece ‘bilim' olmalıdır.

Prof. Dr. Mustafa EROL


2014-01-20