Hizmetten Hezimete...
Hizmet hareketi adı yıllarca diline pelesenk olmuş biri olarak bu satırları kaleme alıyorum. Özallı yıllarda İmam- Hatip Lisesi'nde, 28 Şubat'ın soğuğunda İlahiyat'ta, Ecevitli yıllarda üniversite mezunu olarak çay tarlalarında ve çay fabrikalarında emeğinin derdine düşmüş biri olarak huzurlarınızdayım.

  Erdoğanlı yıllarla birlikte başladı kamuda ki görevimiz. Bu ülkenin demokratikleşme süreci de AK Parti iktidarıyla beraber zirve yapar. Çevre merkez ilişkisi rayına oturmaya başlar ve yine bu dönemde gelir dağılımı en adilane göstergelere ulaşır. Sevgili dostlar, amacım AK Parti güzellemesi yapmak değil. Ne AK Parti'nin buna ihtiyacı var ne de benim.

  Yıllarca sanal uzlaşı ve sevgi havası oluşturulmuş meğer. Komünistler nasıl kendilerini legal alanlarda tekrar görünür kılmak için yeşil, çevre, doğa, orman gibi kavramlara sarıldılar Gülensitler de Türkçe Olimpiyatları, gazeteciler ve yazarlar gibi, basın, TV gibi görsel ve etkin materyallerle sağlam bir zemine oturmuşlardı. Gülensitlerin her yeni adımı 'Yeni Ümit' olarak karşılanıyordu ve hiçbir 'Sızıntı' emaresi belirmiyordu. Ve en sonunda "Sürat"le "Bugün"lere geldik. "Zaman" değişti, alim bildiklerimiz beddua ikliminde veryansınsa başladı. Hep beraber şöyle bir düşünce yolculuğuna çıksak? Buyurun...

  Bazıları başbakanın Haşhaşî benzetmesinden rahatsız olmuş. Başbakan bu benzetmeyi yaparken adres göstermedi ama bazıları bunu sahiplendi tabi ki hedef hepimizce belliydi. Ey kula, kulluk derecesinde bağlı olanlar, şimdi sizlere soruyorum başbakana zımnen Karun, Firavun benzetmesi yapılırken neredeydiniz? Yezit diye ağız dolusu kusmuklar saçılırken neredeydiniz? Ta Gezi Parkı'ndan başlayarak başbakanın akıl sağlığıyla dalga geçenler, Gezi'nin sözcülüğüne Ali Bulaç'ların soyunduğu dönemde neredeydiniz?

  Evet, itiraf ediyorum 10 yıl boyunca 'Hizmet' hareketinin ülkeye 'hezimet' hareketi olduğunu göremeyecek kadar ideal körüymüşüm. Ama Gezi Parkı'yla birlikte cemaatin şer eksende konuşlandığını yavaş yavaş görebilmeye başladım. Ve o tarih itibariyle cemaate olan gönül bağım ve gazetelerine olan abonelik bağım sona erdi. Hatta memleket değiştirmemi hızlandırdı. Ülkenin en batısından nerdeyse en doğusuna göç ettim. Olan biteni anlamak için sayfaları geriye çevirmek gerekiyor buyurun....

Gülenden İnciler

  1 Aralık 2013 Pazar günkü sohbeti... İnsan mahiyetindeki duygulardan biri de 'şehvet'tir; o, insanın meşru yollarla tatmini ve neslin çoğalması için verilmiştir. Dolayısıyla onun, bir taraftan bu duyguya tamamen inhimâk etmek gibi bir ifrattan, diğer taraftan da bütün bütün tecerrüt gibi bir tefritten kaçınması ve orta yolu bulması gerekir ki, o da meşru çerçevedeki zevklerle yetinip, gayr-i meşru isteklere karşı tavır almakla olur. İnsandaki kötü duygulardan birisi de 'inat'tır. Çok defa kuru bir inat adına insanlar birbirlerine düşmekte, aralarında ciddî kavgalar meydana gelmekte, hatta birbirlerini öldürmektedirler. Ne var ki, inadını iradesinin emrine alan bir insan, ne olursa olsun asla hak ve hakikatten ayrılmaz. Böyle bir kimsenin önünü tama, makam, mevki, şöhret, rahat ve rehavet gibi duygular kat'iyen kesemez ve o kişi, iradesinin hakkını tamı tamına vererek hak yoldan hiçbir zaman ayrılmaz. Böylece fena bir huy olan ve tamamen nefis mekanizması içinde yer alan inat duygusu, bu insanda hakta sebat ve hakikate teslim olma şeklinde kendisini hissettirir. Evet, artık şeytanî bir mekanizma olan inadın yönü müspete çevrilmiş ve bu sayede inat, insanın melekî yanında yer alarak onun melekiyetine hizmet eder hâle gelmiştir.

10 Kasım 2013 günkü sohbeti... İktidar, servet ve rahata düşkünlük virüsleri birbirlerini de destekler durur. Bazen servetten büyüklük doğar, bazen büyüklük servet hesabına kullanılır ve bazen de o büyüklük o servet insanda rehavet hissi hâsıl eder. Bu marazlara düşmüş kimseler, bir de kalkıp 'Bunca zaman koştuk, hizmet ettik; 'humus' (ganimetin beşte biri) kullanmak da bizim hakkımız!' demek gibi şeytanî mırıltılarla gayr-ı meşru tavırlarına meşruiyet bahanesi aramaya çalışırlar.

06.12.2013 günkü sohbeti... Bir büyük zat, bir dönemde... Bana seneler evvel bir telefon geldi. Dediler ki nefsine uyarak bir yerde bir tane alüfte ile buluşmaya gidiyor ve aynı zamanda birilerinin de komplosu da söz konusu olabilir. Gece yarısı Türkiye'de onu tanıyan bir arkadaşa telefon ettim. Kalk dedim evine koş git, oraya gitmesin katiyen, hem kendisi o masiyete girmesin hem de hafazanallah bir komplo meselesi ise şayet günümüzde geldiği noktaya gelemezdi gelemez dedim. Ve o mevzudaki telefon sabit. Kendisine rica bulunduğum o zat da hayatta ama ben bu güne kadar o meseleyi kimseye açmadım. Bize düşen şey odur, ayıbını yüzüne vurmama. Ama belki de öyle birisi, benim öyle bir ayıbını bildiğimden dolayı şimdilerde homurdanıyorsa şayet, ‘keşke benim ayıbımı bilen bu insan nalları dikse gitse de ayıbımı bilen kimse olmasa...' Bu alıntıladığım kısımlar Gülenin ağzından dökülen sözcükler.

Mesele 'Dershane Meselesi' değil

  Sevgili dostlar yıllardır Fethullah Gülen'in sohbetlerini takip eden biri olarak bu opera-siyonların ayak seslerini duyuyorduk monologlarında. Açıkça söylemek gerekirse herkul.org adlı Gülenistlerin resmi sitesini takip edenler opera-siyonun ayak seslerini duymuş olmalıydılar. Çünkü 17 Aralık'a gelinceye kadar ki süreçte başbakanımız ve siyasetçiler için üstü kapalı birçok göndermelerde bulunulmuştu. Bir öğretmen arkadaşım 'Bak uçkur işi tutmadı, şimdi yolsuzluk konusuna girecekler.' diye uyarmıştı beni. Bir öğretmenin gördüğünü devlet görevlileri göremiyorsa benim yapabileceğim bir şey yok. 17 Aralık öncesi Gülen'in sohbetlerini incelerseniz inat, şehvet ve servet kavramlarını görürsünüz. Demek ki mesele dershane meselesi değil daha da anlamadın mı? Hadi gel şakirt! 2004 MGK'sı için kolum kanadım kırıldı diye beyanat veren zat acaba Erbakan Hoca'ya yaptıklarınız, 28 Şubat'taki eksen eğikliğiniz, Mavi Marmara'daki, 17 Aralık'taki ülkeyi 'Ananas' cumhuriyetine çevirme girişimlerinizden dolayı bizde kanat kalmış mı sanıyor? Değil kanat bizim kanaatlerimiz bile kırıldı be hoca!

Pensilvanya Türkiye Alüfte Haber Hattı

  Şimdi soruyorum: Ayıp örtmeyi emreden sevgili peygamberimizin aşığı olduğunu söyleyen bu zat bir camiayı zan altında bırakarak hata yapmamış mıdır? 'Kötülükleri bile en güzel bir şekilde savın' diyen peygamberimizin yolundan gittiğini iddia eden biri nasıl olur da nefis muhasebesi dersinde birilerini töhmet altında bırakır. Gerçi ben ilahiyat mezunu, yüksek lisans yapan biriyim, hoca kadar din alimi değilim. Hakkı, hukuku o bizden şüphesiz daha iyi bilir! Bütün bunları geçtik. Aklıma şu söz geldi: 'Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler.' Ey Hocaefendi ve yolunun sadık yolcuları! Hocanızın bu konuşması şunu göstermiyor mu? Türkiye'de gece gündüz hiç fark etmez kim kime gidiyor bana haber veriliyor. Kim hangi kadına gidiyor benim haberim var. Hiçbir şey benden saklı kalmaz demek değil mi bu anlatılanlar? Bunu egzajere gibi değerlendirmeyin. Hoca'nın ağzından dökülenlerin Türkçesi böyle, farklı anlayan beri gelsin. Peki, bunları hocan söyleyecek sonra da bizim kasetlerle komplolarla ilgimiz yok diyeceksin buna kim inanır? Elimizde delil olmadığı için bizde kasetler cemaat işi diyemeyiz peşinen. Ama şunu açıklıkla deme hakkımız var; söylenenler İslami ve insani değil, pis kokular geliyor burunlara. 'Sebep olan yapan gibidir' hadisi hoplatıyor bizi.

Önce Sulh Sonra Dosya Biriktirme

  Bunları da geçtik. Gülenin 26.11.2012 tarihindeki 'Büyüklüğün Ölçüsü ve İlâhî Takdire Rıza' adlı sohbetinde Evinizi kapattıkları zaman yurt açacaksınız. Yurtlarınızı kapattıkları zaman ev yapacaksınız. Okulunuzu kapattıkları zaman üniversite yapacaksınız. Üniversitenizi kapattıkları zaman on tane okul açacaksınız. Hiç durmadan yürüyeceksiniz' Sözlerinin şimdi niçin çöpe atıldığını merak ediyorum. Bir yıl önce sulh ve farklı yöntemler bir yıl sonra sonuna kadar savaş. Ben yolsuzlukla veya Zekeriya Öz'ün Dubai tatiliyle ilgili hiç araştırma yoluna gitmedim. Doğru mu yanlış mı buna hukuk karar verir dedim ve geçtim. Bunlar önemsizdir anlamında söylemiyorum. Yolsuzluk yapana, haram mal yiyene kim olursa olsun hesap sorulsun.

Genç Abiler Rahatsız!

  Ben hep sevgiden bahseden cemaatin dershane muhabbetiyle nasıl da sevgiden uzaklaştığını gördüm. Dershane kavgası başladığı süreçte işin doğrusu ben de cemaatle aynı fikirdeydim. Yeni Şafak gazetesinde benim bildiğim birçok yazar dershane konusunda hükümetten yana değil de cemaatten yana tavır takınmıştı. Salih Tuna ve Yusuf Kaplan bu isimlerden sadece birkaçı. Hatta cemaat mensubu bir öğretmen arkadaşım Yusuf Kaplan'ın 'Dershaneler Değil Okulları Kapatın' yazısını sosyal medyada paylaşmıştı. Aynı yazar şimdi cemaatin iç yüzünü bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarıyor. Bundan dolayı da Genç Abiler bundan rahatsız! 28 Şubat darbesinde sessiz kalan nerdeyse askere selam duran cemaate ne oldu da- hükümet yanlış yapsa bile dershane konusundaki bu karar hazırlığı- feryada sebep oldu. İşin doğrusu çözemedim. Başörtüsü füruat da dershane mi Allah'ın emri? Birçok konuda müspet hareket şemsiyesiyle uzlaşmacı yol izleyenler hatta takiyye kulpuna tutunanlar ne oldu da dershane konusunda cami önlerini, TV kanallarını ayağa kaldırırcasına teyakkuza geçtiler. Anlamamıştım.

Ne Enteresan Bir Tevafuk

  Hükümet siyasi bir koalisyondu. Her düşünceden insanin olduğu çıkar, ideal, vb emeller uğruna bir araya gelinen bir oluşumdu. Ama benim cemaat diye bildiğim camia gönül ve sevgi hareketiydi. Ama bunun yalan olduğu ZAMANla ortaya çıkacaktı. 28 Şubat'ın generallerine gösterilen saygıyı -velev ki TBMM yanlış karar alsın- hükümete göstermemek ne garip bir açmaz! Evet, bu orantısız tepkiyi anlayıp yorumlayamadığımız günlerin sonuna doğru doz yükseldi. İğnelemeler hakarete dönüştü. Sevgi hareketinin şakirtleri de siyasetin göbeğine oturmaya başladı, kin ve nefret denizinde salya sümük yüzmeye başlanıldı. 16 Aralık günü meclis komisyonunda dopingle ilgili açıklamalar yapan Hakan Şükür bir sonra ki toplantı hakkında bilgiler aktarıyordu. Birkaç saat sonra uzunca bir açıklamanın ardından Şükür'ün AK Partiden ayrıldığını öğrendik. Bir sonraki komisyon hakkında bilgi veren Şükür ne gariptir ki istifa ediyordu. Bunlar tesadüf olamazdı çünkü hizmet hareketinde tesadüf kelimesine yer yoktu. Bu ancak tevafuk olabilirdi. Ne enteresan bir tevafuktur ki 17 Aralık günü de Hakan Şükür'ün istifasının bir gün sonrası ülkeyi kaosa sürükleyen operasyonlar başlayacaktı.

Aklımdaki Nur Ura Dönüşmeye Başladı

  Evet, 10 yıl cemaat sohbetleriyle nurlanan biri olarak artık aklımdaki Nur ura dönüşmeye başlamıştı. Evet, bunlar da tevafuktu. 17 Aralığa kadar Pensilvanya'dan irad edilen sohbetlerde inat, şehvet ve servet konulu işaret fişekleri emperyalist odakların yolunu aydınlatmıştı. Gönlümüzü ve ufkumuzu nurla doldurduğuna inandığımız davamız aslında bize değil de dış güçlere uşaklık noktasında olduğunu anlamıştık. Zararın neresinden dönersek kardır. Sevgili dostlar işin özeti nedir, bu olan biteni köylü Mehmet Ağa'ya nasıl anlatacağız derseniz.? Cevap açık, köylü Mehmet ağa anladı da adının önünde nice sıfat olanlar hala daha kula kulluktan imtina edemediler. Hadi yine anlatalım. Zamanın birinde iki samimi arkadaş varmış bunlardan biri doğru yoldan hiç ayrılmamış hep güzelliklerin ve doğruların peşinden gitmiş. Ama diğer arkadaş yoldan çıkmış her ne kadar arkadaşı onu uyarsa da o samimi arkadaşını dinlememiş ve bir gün hatasının, yaptıklarının bedelini ödeme günü gelmiş. O dost bildiği arkadaşı ve bütün düşmanları bir araya gelip hata yapan kişiye acımasızca saldırmışlar ve yüzüne gülmüşler ve onunla alay etmişler. Onlar gitti gümbürtüye biz çıkalım kerevetine.

Liyakatsiz Gülenistlere Ülüfe

  Evet, benim temsilim bu! Ha şunu söyleyeyim bu misalden yola çıkarak Gülensitler 'baksana verdiği örneğe AKP'nin suçunu itiraf var' demesinler. Bu iki arkadaş AKP ile cemaat olsun. İyi olan da kardeşliği sevgiyi anlatan cemaat olsun. Yoldan çıkan da AKP olsun. (Yaptığım kurguda eski bir cemaat muhibbi olarak torpil geçiyim istedim) AKP ve cemaat düne kadar dosttu (en azında öyle biliyorduk). AKP döneminde birçok cemaat ehli AK Parti marifetiyle koltukları doldurdular. Bugün yolsuzluk diye haykıranların liyakatsizce nasıl devlet kadrolarını işgal etmek için takla attıklarını yakından bilenlerdenim. Daha yazı yazmasını bilmeyen, kurumdan ve kurumsallıktan anlamayan sıradan memurların nasıl idari kadroları doldurduklarına yakinen şahidim. O bahar döneminde AK partiden iyisi yoktu cemaat için. Evet, iki arkadaş çıkarın adı olan dershane konusunda anlaşmazlığa düştüler. Cemaat olanca gayretiyle hükümete Ergenekoncular gibi vurmaya başladı. Halk işte o zaman dur der. Ve elini masaya vurur. -Hani sen sana yanlış yapanları bile affetmekten bahsediyordun? -Hani sen kardeşlik hukukuna ve ahde vefaya değer veriyordun? Demek ki bunlar lafı güzaf imiş. Aklını Pensilvanya'ya Kiraya Verenler Hükümetin yayın organı diye yaftalanan Yeni Şafak'ın yazarı Yusuf KAPLAN 17 Kasım 2013 deki yazısının başlığı 'Dershaneleri Değil, Okulları Kapatın' şeklindeydi. Aynı yazar 16 Ocak 2014 Selefiler, Mısır'ı nasıl batırdılarsa, 'Cemaat' de Türkiye'yi öyle batırıyor! Şeklinde bir yazı aldı kaleme. Cemaati deşifre eden mükemmel bir yazı... Ardahan milletvekili tez hocam Prof Dr. Orhan Atalay bir TV programında TBMM eğitim komisyonu üyesi olarak dershanelerin kapatılmasına açıkça karşı çıkmıştı. Daha sonra cemaati KCK ya benzettiği için topa tutulmuştu. Bazıları bunu tutarsızlık olarak değerlendirebilir. Kazın ayağı hiçte öyle değil. Mesele eğitim olunca tartışılır fikirler üretilir farklı neticelere varılabilir, fikir ayrılığına düşülebilir. Ama olay cemaatin küresel güçlerin taşeronluğu raddesine gelirse işte o zaman herkes sağduyunun yanında ki yerini alır. 17 Aralık gece ve gündüz ayrımıdır. Yolsuzluk ve rüşvet işin sadece süsüdür. Bu yazımda Tayyip Erdoğan yanlış yapabilir o da bir insandır diyebilecek kadar özgürken aklını Pensilvanya'ya kiraya verenlerin bunu söyleyebilmesi imkânsızdır. İslam kula kulluğu değil Allaha kulluğu emreder okunan Fatihaları anlayamayan bir tebaanın ülkeyi hangi yöne götüreceği kuşkuludur.

Hocadan CEO'ya

  Sosyal medya da yaptığım paylaşımlarda ve konuşmalarımda kullandığım dili ağır bulanlar şunu düşünsünler 10 yıl boyunca inanarak bağlandığın hareket seni kandırmış ve seni yarı yolda bırakmış olsa sizler ne düşünürdünüz? Bu yazdıklarım bir feveran. Yusuf Kaplan bugün tehditlere maruz kalıyorsa biz de kalabiliriz. Bizi de tehdit edebilirler. Belki bu canı bedenden de ayırabilirler. Zaten İslam'ın böğrüne bu hançeri sapladıktan sonra Sefer'in bağrı da feda olsun. Gülenin sohbetlerini dinleyenler çok manaya gelen açıklamaların piri olma konusunda hocanın eline kimsenin su dökemeyeceği gerçeğini hatırda tutsunlar. 28 Şubatın paşalarına hoşgörü abidesi kesilenler, 28 Şubat'ta köşe bucak kaçanlar, başörtüsü konusunda yarım ağız ifade buyuranların şimdi AK Pati ile olan imtihandaki şedit ve cesur tavırlarıyla belleklerimizdeki yerlerini çoktan aldılar. 28 Şubat döneminde 'bütün okulları milli eğitime devretmeye hazırım' diye arzı endam buyuran Pensilvanya CEO'sunun aslında dediklerinin samimiyetten yoksun olduğunu yıllar sonra anladık. CEO; devletin kendi memuruna maaş ödemede zorlandığı, kendi okullarını bile idare edemediği dönemde ortaya atılan bir blöftü. Blöfün uzmanının marifetini yıllar sonra dershane gerçeğinde takke ile birlikte keli gördük. Hep dinlediğimiz masal imiş. 28 Şubatçılara okulları hediye eden cemaat CEO' su birçok reformun altına imza atan kıbledaş olan AK Parti iktidarına hiçbir özveride bulunmama nezaketsizliğini göstermiştir.

Gelgitlerin Efendisi

  Kimse kusura bakmasın halkın içinde halk olarak yaşayan biri olarak cemaat bu saatten sonra Haşhaşîler gibi beyinleri yıkanmışlar ve siyasi konjonktür gereği beraber olma pozisyonunda olanlar dışında bu halkın gönlüne tekrar giremez ve yalnızlığa mahkum olacaktır. Gelgitlerin efendisi olma payesini kendisine yakıştırdığım Pensilvanya CEO'su son aylarda ki sohbetlerine tekrar bakın lütfen. Başbakan üstü kapalı Karuna ve Firavuna benzetilir, sonra 2004 MGK'si için kolumu kanadımı kırdı deme fütursuzluğu gösterilir. Baktı ki balta taşa vurulmuş bir U dönüşü 2004 MGK'sı bir Hudeybiye'dir benzetmesi yapıldı CEO tarafından. Bir hafta sonra adına mulaane, mubahale ve en son sürüm olan ahitleşme ile bu millet Gülen'in gerçek yüzünü ve olanca lafi çevirme hızını görmüş oldu. Anladık ki Allah ile aldatanlar her dönem var imiş. Anladık ki peygamber aşığı gibi gözükenler bu millete bu acıları yaşatabiliyormuş.

Siyasete Bulaşan Cemaatin Şerrinden Allah'a Sığınırım

  Sevgili dostlar bu satırları ağır bulanların yarın pişman olabilirsin dediklerini duyar gibiyim. AK Parti iktidarı yerden göğe kadar yanlış yapsa bile cemaat denilen yapı bu şekilde mukabele etmemeliydi. Ulusal kanal, Halk TV ve Hürriyet ile ortak yayın yaparcasına habercilik yapmamalıydı. Bir cemaat müntesibine 'bu gizli soruşturma dediğiniz davalardan kimsenin haberi yokken çarşaf çarşaf kanallarınızda arzı endam etmesi nedir' dediğimizde aldığım cevap ürkütücüydü. 'Herkes bunu haber yaparken biz mi yapmasak' evet sihirli sözcük burada gizliydi. Cemaat herkes gibi olmaya ant içmiş demek ki. Benim anam Rize'nin bir dağ köyünde STV dizilerini izlerken, babam hasta yatağında S Haberi dinlerken herkes gibi oldukları için değil imanlı ve insaflı olduklarına inandıkları için ekran karşısındaydılar. Ama onlar kendilerini herkes gibi görmeye başladıktan sonra bize söz düşmez. 28 Şubat'ın şedit isimlerini haber sitelerine ve gazetelerine manşet yaptıkları zaman bu milletin içinin sızlayacağın düşünmeliydiler. Ama bizim karşımıza Nur Serter ile Bostancıoğlu'yla çıktılar. Sağ olun! Sohbetlerinde barıştan, kardeşlik masalından dem vuranlar kendilerini çıkardan uzak gönüle rammış gibi gösterenler artık bizler uyandık. O dediklerinizi ilk önce kendiniz uygulayın, ele talkın verirken iyi. Biraz da kendinize talkın verin. Bizler cemaat ehli gibi sevgi huzmelerinden tam anlamıyla nasiplenmedik ki içinden ayrıldığımız camia gibi hoşgörülü olamıyoruz. Başka dinlere mensup olanlarla diyalog, Müslüman kardeşine aba altından sopa. Biz bunu cemaatten öğrenemediğimiz için şimdi bunları yazabiliyoruz.

Gönülden Çıkara Aktif Hareket

   Aktif-Sen adlı sendikayı ilk kurdukları zaman da itiraz etmiştim, yanlış demiştim. Çünkü sendika dershane kavgasının ürünü olarak ortaya çıkmıştı. ortam yumuşayınca Aktifsen pasifleşti ve kapandı. Ömer Dinçer'den sonra gelen yeni bakanla birlikte dershane tekrar gündeme gelince tekrar Aktfsen kuruldu. Aklı aklında olan biri bile sadece bu olaya bakarak hakperestlikten bahsedenlerin ne derece çıkarperest olduklarını görebilir. Türkiye'de sendikacılık maalesef bir siyasal harekettir. Avrupa'nın aksine partilerin alt birimi şeklindedir. Siyasetin şerrinden Allah'a sığınırımı öğreten cemaat bana sendikaya üye ol diyor, böyle bir şey olabilir mi Allah aşkına? Evet, ben de kendi sentezimle onlara cevap veriyorum. Siyasete bulaşan cemaatin şerrinden Allah'a sığınırım. Evet, cemaat halkın gönlünden şimşek gibi yere düşmüştür. Bu yaptığım tarafgirlik değildir. Bunun açıklaması hezeyan iklimine girenlerin, çıkarları kesilenlerin saldırganlıkları karşısında insanca bir tavırdır.

Kemalizmden Gülenizme

  Yukarıda da belirtmiştim AK Parti'nin siyasal yapı olarak yanlışları olabilir. Mensupları içerisinde yanlış işler yapan da olabilir. Dedik ya bu parti bir koalisyon. İçerisinde farklı düşünceleri olanlar çıkabilir. Ama bizler cemaati hep partilerin üzerinde gördük çıkara bakmayan gönül teline dokunanlar olarak bilmiş idik. Onun için cemaatin bu son perde oyunu yıkımın adıydı. Yüksek lisans alanım Mezhepler Tarihi olduğu için Haşhaşî benzetmesine tekrar değinmek istiyorum. Yapılan benzetme birebir aynı olmalı diye düşünmemek lazım. Başbakanı Firavuna, Karuna , Balatazara ve Yezide benzetirken benzetmeler doğru olacak da Haşhaşî benzetmesi mi yanlış olacak? Yok ya! Benzetme yerindedir. Belki Gülenistler suikast ve haşhaş işinde yoklar (şimdilik ananasla idare ediliyor) ama devleti ele geçirme, devlete kastetme noktasında benzerlik gözden kaçamaz. Belki haşhaşla uyutulan beyinler yok ama okyanus ötesi sevdasını imanın sarsılmazı gibi telakki eden bir Gülen 'Dai'leri (Misyoner) mevcut. Bu cemaatin eğitmeni eğitti bu 'Dai'leri. Onların genel olarak yanlışları hocalarının yanlışıdır. Bir Gülenist hiçbir zaman hocam yanlış yaptı diyemez. Hz. Ömer'i sohbetlerinde sürekli dile getiren hoca 'kılıcımızla seni doğrulturuz' diyen ashap ve tabiin kültürünü müntesiplerine öğretmeli değil miydi?   Hz. Nebi'nin Abese süresiyle hatırlatmaya maruz kaldığı gerçeğini bilenler olarak bedduayla ağzı açılanların ne kadar yanlış yapabileceklerini akla getirmek gerek. Korkarak ve çekinerek Gülen de bir insan demek istiyorum. Kemalist ideolojiyi yıkıp Gülenist ideolojiyi ikame etmek kadar basit bir şey olamaz. Gülensitler kızmasın Tayyibist de diyebilirim.

 Ben Adam Sanmıştım, Adam Değilmiş

  Cemaatin insaf ve vicdandan fersah fersah uzakta bulunan kalemşorları 'Bu yapılanlar 28 Şubatta bile olmadı' gibi başlıklar atıyor. Yapılanları 28 Şubat daha iyiydi ye getiriyorlar lafı. Haklısınız aynen katılıyorum. Sizler peki 28 Şubatta nerelerdeydiniz? Okumaya devam ettiğim başucu kitaplarımdan biri olan kırmızı kitapları saklamaktan, kendinizi saklamaktan, hocanızı okyanus ötesine göndermekten başka ne yaptınız? Meydanlara mı indiniz? Eylem mi yaptınız? Gazetelerinizde aleyhte yazılar mı yazdınız? Hayır bunların hiçbirini yapmadınız, sadece artık çekilin dediniz Erbakan Hoca'ya, başörtüsü fürurattır dediniz, generallerin içtihadına sevaplar bahşettiniz. Daha ne yaptınız; son şefaat hakkınızı, Merve Kavakçı'nın şahsında tüm inanan kadınlarımıza küfreden Ecevit'e kullanırdım dediniz. Evet 28 Şubatta yoktunuz. Pineklemiştiniz. Ak parti iktidarıyla gücü elinize aldınız ve size yaşam hakkini daha da genişleten iktidara hançeri sapladınız. Evet, haklısınız siz 28 Şubatta yoktunuz ve şimdi de milletin gönlünde yok olmaya mahkumsunuz. Ozan Arif'in adam sanmıştım mısraları aklıma düştü. Her ne kadar başka birileri için yazılmış olsa da mısralar çok şey anlatıyor.

'Adam, dedim, adamları kızdılar.

Ben adam sanmıştım, adam değilmiş.

Küfür ettiler, bana neler yazdılar.

Ben adam sanmıştım, adam değilmiş.

Hâlbuki otuz yıl beraber gezdim.

Yalan yok, ne mertlik nede puştluk sezdim.

Çok iyi oynamış sonradan çözdüm.

Ben adam sanmıştım, adam değilmiş'

İncinsen de İncitme

  İngilizce, Türkçe ve bilmem hangi dillerde başbakana hakaret etmek için mesai harcayanlar. Başbakana boşbakan ve başcanavar diyenler, kusura bakmayın bende hocanıza CEO, onun misyonerlerine de haşhaşî dedim. Sizleri biliyorum hoşgörülüsünüz. İncinsen de incitme ekolündensiniz. Bizler hâşâ huzurdan ham insanlarız. Sizler yol yöntem bilen, kalpleri sevgi ile çarpan insanlarsınız. Bizleri affedeceğinize inanıyorum. Dedik ya bizler siyasetin karanlığına gömülmüş AKP'ye teşne olmuş birileriyiz. Sizler ise sorgulayıcı, araştırmacı ve en önemlisi de ileriyi gören kimselersiniz. Onun için bizleri bağışlayın. Bakan çocuklarının içeri alınacağını bizler önceden bilmiyorduk ama sizler biliyordunuz. Dershane konusunda orantısız bir karşılık verirken 17 Aralık dosyasından haberdardınız Hakan Şükür'le birlikte.

Hizmet Hareketinden Hezimet Hareketine

  Sevgi dünyasının gönül mimarları yalanıyla bizleri uyutanlar ey Gülenistler artık maskeniz düştü. Allah ile aldatma dönemi bitti. Sevgi edebiyatlarıyla kusmuk atma dönemi bitti. Allah'tan bu dershane tartışması çıktı da gönülleri kanalizasyonlarla yarışanların gerçek düşünceleri izhar oldu. Sevgili dostlar bu satırlar 10 yıl boyunca aldatılmış bir eğitimcinin isyan sözcükleridir. Mızrağın çuvala girmediği dönemde susmak da fayda etmez. Tarafımızı belli ederken haddi de aşabiliriz. Dedik ya bizler insanız. İlahiyatçı olmama rağmen bakın ben beddua edemiyorum. Kusura bakmayın beni böyle idare edin. Peygamber efendimizin Türkçe olimpiyatlarına gelebileceğini savunan sizlerin keşke vicdanlarına da merhamet gelebilse. Gülenin bilgi birikimi müthiş sohbetleri mükemmel. Gülenistler Haşhaşî mı değil mi tartışıladursun ama ortada bir gerçek var ki, Zaman'ın başı Dumanlı başyazarı ve orkestrasıyla beraber bedduadan alınan cesaret ile saldırmaya devam ediliyor. Saldırın, kâfire münafığa zalime yapamadığınızı Müslüman'a yapın. Papalara şirin davranın sizin gibi düşünmeyen din âlimlerine düşman kesilin. Artık yalnızsınız. Bu ülke dış düşmanları gördü. İç düşmanları da gördü ama içimize işleyen virüsleri yeni fark etti. Artık pilavı daha dikkatli yiyeceğiz zira pirincin içindeki beyaz taşlar bizi yanıltabilir. Hizmet hareketini hezimet hareketine çevirenler tehlikenin geç farkına vardık. Haklısınız artık başörtülü memuriyetin önü açıldı. Haklısınız din ve ibadet özgürlüğünün önündeki engeller kaldırıldı. AK Partinin size verdiği rahatsızlıktan dolayı ben özür diliyorum!


2014-01-23