Siyasilere Ayar Çekme Meselesi...
Ülkemiz son günlerde hakikaten çok ciddi sarsıntılar ve hatta şok dalgaları döneminden geçmektedir. Ülkemizin en tepesinde yaşanan olayları normal saymak ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmak herhalde son derece saçma olurdu. Her insan gibi benimde bilim adamı kimliğimin yanında bir siyasi görüşüm, bir dünya görüşüm ve bir yaşam felsefem elbette ki var, ancak takip edenler bilecektir, özellikle siyasi konulardaki değerlendirmelerimi dahi mümkün olduğunca tarafsız bir gözle yapmaya gayret ederim. Böylesine davranmamda elbette ki herhangi bir siyasi hesabımın olmaması etkili olmaktadır. Değerlendirmelerimi yaparken amacım her zaman elimden geldiğince ve dilim döndüğünce gerçekleri ve doğruları anlatmak olmuştur. Ülke gündeminde son zamanlarda meydana gelen olayları da elimden geldiğince tarafsız bir gözle değerlendirmeye çalışıyorum. Bu kez memleketimizde meydana gelen olayları tepeden bir noktadan en tarafsız gözle değerlendirmeye ve ifade etmeye çalışacağım.

Son bir buçuk ay içinde ülke gündeminde meydana gelen olağanüstü olaylarla ilgili genel değerlendirmelerim kısaca şöyle...

1-  Önümüzdeki bir buçuk yıl içinde ülke yönetimindeki güç dağılımını belirleyecek olan ‘yerel', ‘cumhurbaşkanlığı' ve ‘genel' olmak üzere üç adet seçim gerçekleştirilecektir. Bu nedenle de ülke yönetiminde söz sahibi olmak isteyen siyasi kişiler, kurumlar veya güç odakları harekete geçmiştir ve bu nedenle bazı siyasi güç merkezleri tarafından acımazsıca bir siyasi savaş ortamı yaratılmıştır.

2-  Türkiye Cumhuriyeti'nin savcıları, hakimleri ve polisleri siyasi şahsiyetler değildirler, siyaset yapmıyorlar ve ezici bir çoğunluğu dürüstçe işlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Yürütülmekte olan siyasi mücadelelerin asla tarafı değildirler. Mevcut yolsuzluk ve rüşvet olaylarıyla ilgili olarak toplanan bilgiler, belgeler ve deliller ortada dururken yapılan veya yapılmaya çalışılan operasyonları iktidara yönelik bir ‘hukuk darbesi' şeklinde satmak asla kabul edilemez, böylesine bir siyasi algı mühendisliğini bu millet asla kabul etmeyecektir.

3-  İçinde bulunduğumuz çağda ve aslında her dönemde toplumsal yaşamın en başta olmazsa olmazı ‘hukuka ve yargıya' duyulan güvendir. Ne yazık ki hükümetin son dönemde gerçekleştirdiği eylemler, tayinler, yer değiştirmeler, dosyaların savcılardan alınması, hakimlerin yerlerinin sürekli olarak değiştirilmesi, bilinmelidir ki milletimiz tarafından çok büyük bir kaygıyla izlenmektedir. Bu türden eylerler bir ‘hukuk devletinde' asla kabul edilemez ve olmaz. Bu türden davranışların halkımız nezdindeki anlamı hükümetin kendi yargı ve polis sistemini kurmasıdır.

4-  Mevcut hükümet yıllardır gerçekleştirdiği eylemlerle, çıkardığı yasalarla Türkiye Cumhuriyeti'nin omurgasıyla oynamak istemiştir. Ancak son gelişmeler halkın kabul edebileceği sınırları gerçekten aşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, demokratiktir, laiktir, sosyal bir devlettir ve bir hukuk devletidir. Bu memleketin savcıları, hakimleri ve polisleri istisnasız bütün suçları ve suçluları ortaya çıkarmak ve kamu düzeninin korunması için vardırlar, hükümet mensuplarının, belediye başkanlarının, bakanların, siyasetçilerin, siyasetçilerin akrabalarının ve yakınlarının suçlarını örtmek bas için değil. Hiç bir güç suçluları koruyamaz ve koruyamamalıdır.

5-  Türkiye Cumhuriyeti uzay boşluğunda yalnız yaşayan bir ülke değildir. Evrensel normları bir çok uluslararası anlaşmalarla kabul etmiş, belli angajmanların altına girmiş, son derece önemli bir dünya ülkesidir. Hükümet yetkililerinin dışarıda ‘hukukun üstünlüğü ve erklerin ayrılığı ilkelerini' bir yandan kabul ediyorum demesi, ancak diğer yandan da içerde bütün bu ilkeleri yok edecek her türden davranışları benimsemesi kabul edilemez. Ve ne içeride milletimiz tarafından nede dışarıda konunun uluslar arası yetkilileri tarafından asla kabul edilmeyecektir.

6-  Son dönemde yapılan siyasi mücadeleler ciddi anlamda seviyeyi düşürmüş, siyasete ve siyasetçilere olan güveni çok fazla sarsmıştır. Delilsiz ve asılsız sırf karalama amaçlı olarak ortaya atılan yolsuzluk iddiaları, yapılan kavgalar, yumruklaşmalar, küfürleşmeler halkın siyasetçilere olan güvenini daha da düşürmektedir. Bir an önce bu tür eylemlerden kaçınılmalı ve çok daha düzeyli bir siyasi ortam derhal oluşturulmalıdır.

Bu ülkenin çalışkan, dürüst, mert, güler yüzlü ve hayat dolu insanları doğruluğun, dürüstlüğün, projelerin yarıştığı, kaliteli ve seviyeli bir siyasi ortam görmek istemektedir. Bu görev önce siyasilere düşmektedir, ancak siyasilere ‘ayar çekecek' olan da halktır yani bizleriz...

Prof. Dr. Mustafa EROL


2014-01-28