İğneyi Kendine Batırmak
Bu yazıyı yazarken hiç kimseyi hedef olarak seçmediğimi belirtmek istiyorum öncelikle.
Yazım, genellikle yaşadıklarımızla ilgili.
Hizmet bize gelecekse en iyisini isteriz.
Hizmet veriyorsak hizmet kalitesinin fazla bir önemi yoktur bizim için.
Çocuğumuz okul çağına geldiyse en iyi okulda en iyi öğretmen tarafından okutulmasını isteriz.
Çocuğumuzun kapasitesini, maddi imkânları-mızı pek düşünmeyiz.
Öğretmenin her zaman bizim çocuğumuzla bire bir ilgilenmesini bekleriz.
Acaba biz öğretmenlik yaparken, 50-55 mevcutlu sınıflarda çocuklarla bire bir eğitim verme imkânı bulmuş muyuz acaba?
Resmi dairede işimiz varsa tüm görevlilerin bizim işimizle uğraşma-sını isteriz.
Sırada beklemek zorumuza gider, bize öncelik tanınsın isteriz.
Sanki biz çalışırken insanları kuyrukta bekletmedik, herkese öncelik tanı-dık, başkalarının işini çarçabuk yaparak gönderdik.
Yaya olarak karşıya geçerken tüm sürücülerin kırmızı ışıkta durarak trafik kurallarına uymasını ve güvenli bir şekilde karşıya geçmemizi sağlamalarını bekleriz.
Ceza korkusu olmadan bizim ışıklara çok dikkat ederek uyduğumuz gibi.
Kurum amiri pozisyonuna geçtiğimizde burnumuz Kafdağı kadar büyür.
Alt kademede çalışanları çoğu zaman adam yerine koymayız.
Onların ne düşündüğü bizim için çok da önemli değildir.
Daha düne kadar amirlerimizden şikâyet ettiğimiz davranışların daha fazlasını biz sergileriz.
Kendi işimizi doğru dürüst yapmayız ama başkalarının işindeki kusuru dağlar kadar büyütürüz.
Çalıştığımız kurumun mevzuatını okumayız.
Pek çok bilgi eksikliğimiz vardır.
Bu yüzden büyük hatalar yaparız.
Sıra hizmet alacağımız diğer kurumlara gelince en ufak hata için ağzımıza geleni söylemekten çekinmeyiz.
Türkçe konuşamayan televizyon sunucusu, fırsatını buldu mu kendi-ne rakip gördüğü program sunucularını acımasızca eleştirir, yerden yere vurur.biz de bu sunucu gibi rakiplerimizi acımasızca eleştiririz ve işin doğrusunun nasıl yapılacağını söylemekten kaçınırız.
'Memleketin hali ne olacak' sorusunu çokça söyleriz.
Hiç, 'sorumlu olduğum konular için daha fazla ne yapabilirim' diye kendimize sorduk mu bilemiyorum.
Sağlık görevlisiysek bir yakınımız hasta olunca tüm sağlık kurumu personelinin bizim hastamız için seferber olmasını bekleriz.
Acaba ben diğer hastalar için ne yaptım diye sormak aklımıza bile gelmez.
Şu veya bu nedenle gurbete çıkmış ve bir iş kurmuş o işte başarılı olmuş ve ekonomik yönden çok güçlenmişiz.
Lâf zamanı gelince doğduğumuz yerlerin geri kalmışlığından söz ederiz ama her nedense doğduğumuz yere iş yeri açmayı, istihdamı geliştirmeyi düşünmeyiz.
İmalathanemizde, fabrikamızda bozuk, kalitesiz ve sağlığa zararlı gıda maddeleri üretirken soframızda hep en sağlıklı yiyecekler olsun isteriz.
Müteahhit isek en sağlam ve en konforlu evde oturmak isteriz.
Başkasının oturması için yaptığımız evlerde oturmak istediğimiz evdeki sağlamlık ve konfora ne kadar dikkat ederiz.
İşyeri sahibi veya patron isek kendimiz milyonlar içinde yüzerken çalışanlarımıza en az ücret olan asgari ücreti lâyık görür, çalışanımızın pek çok sorununu görmezden geliriz ama sıra verimliliğe gelince çalışanımızdan en yüksek verimi bekleriz.
Gene işveren pozisyonunda isek bizim için çalışanları tanıma zahmetine bile katlanmayız ama o kişilerden birinin en ufak bir olumsuz davranışı karşısında en ufak bir zarar görürsek o kişinin anasından emdiği sütü burnundan getiririz.

Kalın sağlıcakla.



2014-02-10