Ne İstediler de Vermedik
"Ne istediler de vermedik." Başbakan'ın cemaate atfen sarf ettiği meşhur söz. İçinde gizli hayret var, şaşma var, ihanet var, ihtar var, bedel var, ders var, özeleştiri var, öfke var...

Bu ifadeden ilk bakışta; istenilen her şeyi verdik anlamını çıkartmak mümkün.

Gizil bir anlamı da ihtiva ettiği belli... Yani; öyle bir şey istediler ki vermedim, veremedim, veremezdim.

Ben her ikisini harmanlayarak üçüncü bir anlam daha çıkartayım... Başbakan'ın ağzıyla ifade edeyim; "Bu güne dek ben ve kabinem tüm iyi niyet ve cömertliğimle sizi eli boş göndermemeye azami derecede özen gösterdik. Fakat siz bütün bunlara rağmen yetinmediniz, hükümet icraat ve tasarruflarını da tayin etmek istediniz. Hadi buna da kısmen müsaade ettik ama sizin arzu ve emelleriniz ile emperyaller arasında paraleller sezdik. Vakti geldi birazcık size çekidüzen vermek istedik. Ne haddimizeymiş, tepemize çullandınız. El-âleme bizi de kendinizi de ülkemizi de rezil rüsva ettiniz."

Başbakan'ı bu denli öfkelendiren şey bana göre bu cümlede, yani "Ne istediler de vermedik" cümlesinde yatıyor. Başbakan, temkinli duruşuna rağmen güvenmeyi seven bir karaktere sahip. Temkinli duruşuyla herkesten ihanet beklerdi de güvenmeyi seven yönüyle bir gönül hareketi olarak farklı kesimlerin sempatisini kazanmış bu yapıdan asla beklemiyordu. Asla diyorum çünkü, aksi olsaydı en kritik noktalara onlardan kişileri yerleştirmezdi. Asla diyorum çünkü, mahremdeki meseleler ve durumlardan onları haberdar olmasına imkan vermezdi. Bunlar, bugüne dek hep nahif insanlar olarak bilinmişler, vatanperver ve milli ruha yakın ve yatkın olarak kabul görmüşlerdi. Siyaset erkine dair bu denli iştaha sahip olduklarını hayal dahi edememişti. Başbakan'ın öfkesini ve gazabını bu dairede görmek ve izah etmek mümkün.

Zaten krizin kopma noktası istenilen şeylerin verilmemesi değildi... Asıl mesele; Başbakan'ın hükümet icraatlarında cemaate danışmaktan vazgeçmesi, hatta cemaate rağmen işler yapmaya başlaması...

Zaman zaman çeşitli vesilelerle Başbakan paralel teşkilat konusunda uyarılmasına rağmen teyakkuzu gerekli görmedi. Spontane gelişen bazı hadiselerde cemaatin tepkileri ile emperyallerinki örtüşmeye başlayınca düğüm kendiliğinden çözülmeye başladı. Yavaş yavaş paralel teşkilatın kadroları tasfiyeye başlandı. O gün bugündür paralel yapı Başbakan'a karşı kin ve nefret biriktirmekteydi. Paralel teşkilat yeni bir siyaset dizaynına da kanat açarak CHP, MHP, hatta BDP'ye şekil verme yoluna gitti. Yarın bir gün paralel teşkilat partili siyasete giriştiğinde bu partilerden de transferlerin gerçekleşmesi sürpriz olmayacaktır.

Genel seçimlerde aday olmayacağını söylese dahi, gelinen noktada Başbakan paralel teşkilat için büyük bir tehdit. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimleri var ve muhtemel aday Tayyip Erdoğan. O halde o vakte kadar Başbakan itibarsızlaştırılmalı ve bir şekilde tasfiye edilmeliydi. Fakat 17 Aralık sonrasında hesaplar peş peşe değişti. Çünkü muhtemelen Başbakan'ın tamamen savunma pozisyonunda yer alacağı öngörülmüştü. Hâlbuki ilk günden itibaren çatışma menziline girmekten tereddüt etmeyen Başbakan, kısa sürede durumun bir darbe teşebbüsü olduğu algısını kamuoyuna benimsetti. Akabinde başlayan tasfiyeler ile paralel teşkilatın kurgusu alabora edildi. Derken paralel teşkilat bocalamaya başladı ve iş git gide çirkefleşti, şantajlar, kasetler, karalama propagandaları ile gündemlerimizi dolduruyoruz.

Paralel teşkilat, hakkını vermek gerekir. Muhalefet vazifesini ve kara propagandayı oldukça mahirane icra ediyor. Lakin dikkatinden kaçan bir şey var; kendi imajı. Toplumda cemaate ilişkin algıda öyle büyük bir değişim var ki insanlar nötr kalmak bir yana ahlak sınırlarını zorlayan ithamlarla anıyor oldular cemaati. Bu hal öyle sanıyorum ki cemaat mensuplarınca pek idrak edilememiş.

Cemaat AK Parti'yi alt etmede başarılı olursa kendi itibar ve eski sempatikliğine yeniden kavuşacağını sanıyor olabilir ama olanla ölene çare yok.

Ahmet ÇİÇEK

[email protected]   


2014-02-11