Hani 74 Milyonun Başbakanıydınız?
Çok değil, daha üzerinden üç yıl bile geçmedi. Bugün, her konuşmasında kin ve öfkeyle ateş püsküren, kendisi gibi düşünmeyen herkesi hain ilan eden, halkı birbirine düşürecek nefret tohumları aşılayan, hak aşığı Allah dostlarına dahi hakaret etmekte beis görmeyen Başbakan, 12 Haziran 2011 de yapılan genel seçimler sonrası, Ankara'da, Ak Parti genel merkezinin balkonundan halka şöyle sesleniyordu ;
'...74 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tamamını sevgiyle, saygıyla selamlıyorum... Bütün milletime, tüm vatandaşlarıma yürekten saygılarımı sunuyorum. Uzak diyarlardan, gurbetten gelip oy kullanan kardeşlerimize, şükranlarımızı sunuyorum...
AK Parti olarak bugün Türkiye'de her iki seçmenden birinin oyunu almış olmanın heyecanını yaşıyoruz. (Partililerin muhalefete yönelik 'Çatlasın' sloganları üzerine) Kardeşler, çatlamasın... Onları da kucaklayacağız, onları da aramıza alacağız...
Şundan herkesin emin olmasını istiyorum. Önceki AK Parti hükümetinde olduğu gibi, yeni AK Parti hükümeti de 74 milyonun hükümeti olacak. 7 bölgenin tamamında AK Parti birinci parti. Neden? Çünkü biz kimseyi dışlamadık, kimseyi ayırmadık. Herkesi kucakladık. Yaradılanı yaradandan ötürü sevdik. Milletin fertleri arasında hiçbir ayrım yapmadık. Demokrasinin standartlarını yükseltme çabasında olduk. Bir nebze bile bundan geriye dönüş olmayacaktır. 74 milyonun her birinin yaşam tarzı, inancı, değerleri, bizim için önemlidir...
Hangi partiye oy vermiş olursa olsun her bir kardeşimizin huzur, güven, barış ve adalet içinde yaşamını idame ettireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın.. Milletimizden aldığımız güçle, yetkiyle demokrasi daha ileri standartlara kavuşacak, özgürlükler çok daha ilerleyecek, herkes kendini daha rahat ifade edecektir. Bütün kardeşlerimin, 74 milyonun böyle bir gönül huzur içinde olmasını yürekten temenni ediyorum. Biz zaten üzerimizde büyük bir emanet taşıyoruz, bu emanetin ağırlığı daha da artmıştır. Kibirden zaten sakınıyorduk, bugünden itibaren çok daha büyük bir hassasiyetle sakınacağız. Daha mütevazı olmanın gayreti içinde olacağız. Gururu, böbürlenmeyi hiçbir zaman kafamızdan içeri almadık bundan sonra da daha hassas olacağız. Tevazu bizim şiarımızdır, bundan sonra da tevazuda toprak gibi olmaya daha fazla özen göstereceğiz. Bu millete efendi değil hizmetkâr olmaya devam edeceğiz.'

Tüm bunları tekrar hatırlayınca hayıflanmamak elde değil, tam da ne umduk ne bulduk durumu, şimdi sormak lazım ey başbakan bu balkon konuşması sadece bir tiyatrodan mı ibaretti yoksa? Biz sizin samimiyetinize inanmıştık.
Allah korkusu taşıyan, alnı secdeli bir Başbakanımız var, kimseye zulmetmez diye Rabbimize şükrediyor, kendimizi emniyet içinde hissediyorduk. Yıllarca sırf size yakıştıramadığımız için ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarına, dedikodudur, iftiradır, dış mihrakların oyunudur diye inanmadık, itibar etmedik.
Lakin bugün inkar edilemeyecek bir şekilde ortaya çıkanlar karşısında ne diyeceğimizi bilmez haldeyiz.

Herkesi kucaklayacağınızı kimseyi ötekileştirmeyeceğinizi, 74 milyonun başbakanı olduğunuzu söylemiştiniz. Ama bugün otoriter rejimlerde bile karşılaşılmayacak derecede baskıcı ve farklı düşüncelere tahammülsüz bir tavır içindesiniz. Bırakın size oy vermeyenleri, on bir yıldır sürekli sizi desteklemiş, son seçimlerde tüm imkanlarıyla yanınızda bulunmuş, size bir oy fazla çıksın diye dünyanın dört bir tarafından seferber olarak oy kullanmaya gelmiş insanları bile büyük bir vefasızlık yaparak, ötekileştirdiniz.
Tek günahları sırtınızda sinsi bir şekilde, sizi sokmak için bekleyen akreplerden sizi haberdar etmek olan, karıncayı dahi incitmeyecek kadar hakperest, muhabbet fedaisi bu insanları, insafsız ve vicdansızca, tarihin en kanlı terör örgütü haşhaşilere benzetirken hiç mi Allah'tan korkmadınız?
Hayatını Allah yoluna vakfetmiş, bu uğurda, ömrü boyunca dünyalık hiçbir şeye tenezzül etmemiş, kalbi Allah ve Resulullah sevgisiyle dopdolu, Allah resulünün adı her anıldığında gözyaşlarına hakim olamayan, peygamber aşığı bir Allah dostuna, ağza alınmayacak hakaretler ederken hiç mi vicdanınız sızlamadı, alim müsveddesi, yalancı peygamber gibi haksız yere söylendiğinde söyleyeni gayyalara sürükleyecek ithamlarda bulunurken yarın hak divanında mesul olacağınız hiç aklınıza gelmedi mi? Bundan dolayı hiç mi uykularınız kaçmadı da düştüğünüz bu çukurda yürümeye devam ediyorsunuz. Teşekkür etmek ve bünyenize sızan art niyetli, habis düşünceli insanlardan kurtulma çarelerine başvurmak yerine, size gerçek anlamda muhabbet besleyen, en zor zamanlarınızda yanınızda bulunmuş bu insanları hain ilan ettiniz. Tam bir suçluluk psikolojisiyle ve bunun verdiği telaşla, binlerce insanın hakkına girerek başta emniyet ve yargıda olmak üzere neredeyse tüm devlet kadrolarında insafsız bir kıyıma giriştiniz.
Ebedi iktidarda kalacakmışsınız gibi her şeyi kendinize göre dizayn etmeye kalkıyorsunuz. Büyük suistimallere sebep olabilecek HSYK düzenlemesi gibi kanuni düzenlemeler yaparak anayasa referandumuyla elde edilen demokratik kazanımları yok ettiniz, yargıyı siyasallaştırdınız, adeta bir parti devleti inşa etmeye çalışıyorsunuz. Kul hakkının ne demek olduğunu çok iyi bilen biri olarak, yapılan bu haksızlıklardan ve mağdur edilen bunca insanın hakkına girmiş olmaktan dolayı hiç mi endişelenmiyorsunuz?

Tarih boyunca hiçbir zaman, bırakın Anadolu insanını, müslümana dahi dost olmamış Perslileri ve onların dümen suyuna kendini kaptırmış hainleri kendinize dost edindiniz. Sizi gönülden seven ve hiçbir menfaat beklentisine girmeden sırf Allah rızası için sizi destekleyen milyonlarca insanı hayal kırıklığına uğrattınız.

Ülkeme ve milletime bunca hizmeti dokunmuş bir insanın kaybedenler kervanına katılmasına gönlüm razı olmuyor. Ve bugüne kadar samimi bir şekilde başbakanı ve partisini destekleyen insanlara sesleniyorum. Başbakanımızın düştüğü bu hazin durumdan kurtulması, kin ve nefret söylemlerinden vazgeçerek tekrar herkesi kucaklayan, kimseyi ötekileştirmeyen, özlediğimiz ve gönül verdiğimiz kimliğine geri dönmesi için bir uyarıya ve şefkat tokadına ihtiyacı var. Önümüzdeki yerel seçimler de bunun için bir fırsattır.  

2014-02-17