28 Şubat'ın Çaldığı Hayatlar...
28 Şubatı bilir misiniz? O acıyı yaşamak, üniversite mezunu olarak horlanmak, işe yaramaz cüzamlı gibi muamele görmek nedir bilir misiniz? İsterseniz birkaç dakikanızı ayırın. Benim ve benim gibilerin feryadına kulak verin.

95'lı yıllarda üniversitede ilahiyat Fakültesinde okurken İslam düşünce tarihinde yol alıp, geleneksel İslam ve gelecekteki İslam kavramlarıyla yoğrulurken aklımızda hep büyük idealler vardı. Toros Yüzlü Adam Serdengeçti'nin eserlerinden yola çıkarak 'Mabetsiz Şehre' mabetler yapmak, içini keyfiyetli cemaatle doldurmak bir idealdi bizim için. 'Bir Nesli Nasıl Mahvettiler'i okurken aslında mahvedilmek istenen son nesil bizmişiz meğer. 28 Şubatçılar, zulümden beslenenler bunu yaparken 'Bu Millet Neden Ağlar' diye pek kimse de sormadı. Soranlar görmezden gelindi.

Evet, bizi mahvettiler 28 Şubatın soğuğu o kadar iliklerimize işlemişti ki hala daha bizi mahvettiklerini anlamakta zorlanıyoruz. 28 Şubatın sindirme, yıldırma ve uyuşturma operasyonları o kadar etkili oldu ki o dönemin ilahiyatçıları başta olmak üzere üniversite mağdurları, Hukukçu mağdurlar vb. bugün bile daha bellerini doğrultabilmiş değil. Hepimiz İskender Pala gibi kitap çıkarma pozisyonunda değiliz. O hakkını helal edebilir ama birçoğu 'kıyamette ellerim yakalarında' diyor. Hâkimlik sınavında dereceye girip mülakatta elenmeye mahkûm edilenler aklımızda, başörtüsü yüzünden üniversite kapısı yüzüne kapanan kızlar hafızamızda. Son sınıfa kadar nişanlı olup son sınıfta gelecek kaygısıyla ayrılmaya mecbur edilen -kurulmadan yıkılan aileler belleklerimizde-...daha neler neler...

Evet, bir zulüm döneminden geçtik. Şimdi aradan yıllar geçmiş ama hala daha haklar iade edilmiş değil. Değil gasp edilen hakların iadesi eşit haklar bile verilmiş değil. 2001 yılında üniversiteden mezun olurken önümüz tamamen karanlık öğretmen olma hakkı yok. Ekmek yok. Tarlada üniversite bitirmiş biri olarak çalışmak var elde sadece... Etrafındakilerin 'baksana üniversite bitirmiş boş duruyor' hitabıyla karşı karşıya olmak var. 28 Şubat istibdadının var ettiği kan ve gözyaşı var. Varlar bunlar. Ya yoklar.

28 Şubat hayallerin gasp edilmesidir. Okulun son sınıfına gelen öğrenci hayata hazırlanmaya başlar. Yüksek lisans düşünür, evleneceği kişiyi tespit eder. Bir hayalın ve hayatın başlangıcıdır o dönem. Maalesef bizlere bu hayat ve bu hayaller çok görüldü. Biliyorum benim gibi birçok arkadaşım ne cefalar çekmiştir o dönemde. Hayatımı kurtarayım diyerek farklı yollarla yurt dışına gitmeye mecbur olanlar. Bayburt kahvesinde dönemin kudretli milletvekiline 'Allahtan 28 Şubat'ı mütedeyyin insanlar üzerinde denediniz eğer başkalarına yapsaydınız nur topu gibi bir terör örgütünüz daha olmuştu' diyenler...

Evet, aslında şubat soğuğu tarif edilemez bir olay. Öğretmen olarak atanması gerekirken İmam-Hatip olarak bir dağ köyünde 4 yılı çalınan biri nasıl toplumla diyalog kuracak? Nasıl küresel meselelere kafa yoracak? 2000 yılında mezun olup hala daha öğretmenliğe geçememiş nice imam arkadaş var. Olaya hakım olmayanlar bu atanamayan öğretmenler meselesi diyebilir. Ama bu olay o değil. Atanamayan değil kasıtlı olarak ataması engellenen öğretmenler davası bu. Birkaç yıl öncesine kadar Ziraat Fakültesinin Zootekni bölümünden mezun olan formasyonsuz biri öğretmen olabilirken ilahiyatı bitiren formasyonlu lisans mezunu ademe mahkum edildi. Biliyorum onlar üniversitelerde akademik çalışma yapabilecek kadar yetkin kişilerdi. Ama şimdi onlar küçük dünyalarına mahkûm edilmiş tıpkı benim gibi.

Peki, 12 Eylülcülerle hesaplaşılacak, 28 Şubattaki mağduriyetler giderilecek denilirken. Şimdi neler yapılıyor?

Hakların iadesi gerekirken yeni haksızlıklarla uğraşmak beni ve benim gibilerini yaralıyor. Bir yüksek lisans yapmak bile çok görülüyor. Tekirdağ merkezden Zorunlu hizmet alanına Erzincan'a tayin istersin olmaz derler hem de hukuksuz bir şekilde.

Ey iktidar sahipleri sesi çıkmayan bizlerin mağduriyetlerini gidermek için hangi adımları atıyorsunuz? Kurumlar arası geçişi kaldırmak mı çözüm, öğrenim özrünü kaldırmak mı çözüm? Yazık bizlerin feryatlarının yankılarıyla iktidar olanlar şimdi bizlerin sesini duymuyor gibiler. Umarım bu düşüncem bir yanılsamadır. Her ortamda ve fırsatta ülke gerçeklerinden bahseden bizler dualarımızla ve oyumuzla güç verdiğimiz AK Parti iktidarından yeni adımlar bekliyoruz.

Aldığımız gazeteden dolayı fişlendiğimiz acayip karşılandığımız dönemlerimiz vardı bizim. 2000'li yıllarda ilahiyatçılarla beraber gözükmekten imtina edenler vardı. Okul kantinlerinin bile gözetlendiği dönemler vardı. Cadı avının yaşandığı dönemler vardı hatırlayın. Evet, hatırlayın bizler o dönemlerin mağduruyuz. Sesleri çıkmayan kendi küçük dünyalarında yeni büyük hayallerin tohumlarını ekmeye çalışan inanmış mağdur ve mağdureleriz. Unutmayın bizde varız ve bizde insanız.

Bizler yaraları tazelendirmek amacında değiliz. 28 Şubat sonrası kabuk değiştirenlerin seremonisini izliyor olma endişesi ürkütüyor bizi. Her fırsatta ilahiyatçıları suçlamak Din Kültürü öğretmenlerini hedef tahtasına koymak ne kadar acizlikse onların hakkını savunmamakta o derece basiretsizliktir. Bilmiyorum belki haddimi aşan ifadeler kullandım. Amacım birilerini suçlamak veya çözümsüzlük dilemek değil. Amacım 28 Şubat'ın penceresini sizlere biraz daha aralamak. Aralanan o pencereden bir lahza bakmanızı sağlamak.

 


2014-02-21