Ademin İnsanı Varoluşa Ulaşması - II
Yazının birinci bölümünde yasak meyve üzerinden irade ve sorumluluk tartışıldı. Bu bölümde ise konuyu hakikate ulaşma boyutu üzerinden tartışacağız.

Âdemin yaratılış kısasının Kuran'da geçen tüm aşamaları dikkatli analize tabi tutulduğunda görülecek durum şudur; Biyolojik bir varlık olarak yaratılan Âdemin ilk aşamada niteliksel olarak insani boyuta sahip olmadığı belirlenir. Ancak ikinci aşama olan yasak meyveye yaklaşmasıyla birlikte niteliksel anlamda insani boyuta ulaştığı belirlenir. İlk aşamada edilgen olan Âdem yasak meyveye eylemiyle birlikte etken duruma yükselmiştir.

Yasak meyve; insan ve hayvan türü varlıklar için geçerli olan nefsani boyutu ifade eden fiziki var oluşun temsilidir. Ancak bu durum bilgi bağlamında ele alınırsa sorgulama ve düşünme eyleminin inşa edilmesini temsil etmektedir. Böylece insan fiziki varoluşu aşarak düşünsel varoluşa yönelmeye başlar. Âdemin gerçekleştirdiği eylemin sorumluluğuna yönelmesi (tövbe - af dileme) fiziki anlamda var olan özgürlüğü kaybettiğinin göstergesidir. Âdem kazandığı farkındalıkla fiziki görünürlüğe sahip olan özgürlükten varoluşsal özgürlüğe geçmiştir. Bu da onun beşerden insana dönüşmesidir.

Âdemin beşerilikten insaniliğe geçiş, somut nesne halinden insani düşünce ve değer üreterek kendi üstüne yeniden düşünüp varlık nedenini ve amacını sorgulamaya dayanmaktadır. Yani edilgen nitelikli biyolojik varlık yapısından etken nitelikli insani varlık yapısına yükselerek kendisini gerçekleştirme eylemenin başlamasıdır. İlk aşamada kendisine yüklenilen hazır bilgiye rağmen düşünme ve sorgulamaya yönelik herhangi bir belirti ortaya koymamış ve bilgiyi kullanma becerisi gösterememiştir.

Ancak ikinci aşamayla ortaya çıkan dönüşüm deneyimsel fiile bağlı olarak gerçekleştiğinden bilinç ve düşüncenin de tek başına yeterli olmayacağını açığa çıkarmaktadır. Ki dinin, insanı yapıp etmelerinden sorumlu tutarak düşünmeye davet edip tefekküre yöneltmesi insanın kendi varoluşu üzerin oluşturabileceği etkiyi göstermektedir. 

Deneyimsel fiilin gerçekleşmesiyle birlikte insanda düşünme ve sorgulama niteliklerinin gelişmeye başlandığı görülüyor. Çünkü eylemin sonuçları üzerinden düşünmeye başlayınca farkındalık oluşturup kendisini sorgulayacak duruma gelmiştir. Bu durum ise, beşere hazır olarak verilmiş bilginin nesne aracılığıyla (yasak meyve) onda tekâmül oluşturan seyri ortaya çıkararak insani düşünce temellerinin atılmasıdır. Deneyimsel fiil gerçekleşmeden bunun başlamadığını görmekteyiz. Yasak meyve deneyimiyle karşılaşan beşer için o ana kadar geçerli olan (alın yazısı) kader, bundan sonra onun için mutlak önceliğe sahip olmayacağını açığa çıkarıyor. Bu nedenle düşünme ve sorgulamanın deneyimle harmanlanarak varoluşun gerçekleşmesini öncelenmesi gereği ortaya çıkıyor.

Yasak meyve eyleminin gerçekleştiği yer üzerinden konu ele alındığında zaman ve mekânın göreceli olduğu gözlenmektedir.  Mekânın kati olarak belirgin olmaması insan tarafından üretilen düşünme ve anlama da göreceliliğin oluşturmasına katkı sunmuştur. Ancak zaman ve mekâna ait bilginin sınırlı oluşu üretilen düşüncenin de zamanla sınırlı bakış içine hapsedilmesine yol açmıştır. Bu nedenle insan, zaman ve mekâna bağlı sınırlı hakikatle yetinmeyi kabul etme yerine, bunlar üzerinden farklı düşünme ve anlamaya biçimine yönelik çabalar geliştirirse hakikatin özüne ulaşması kolaylaşacaktır. Aksi takdirde iblisin tekçi mutlaklık taşıyan anlayışı ve ikrar ettiği saptırma eylemi daha kolay vuku bulacaktır.

İnsanı düşünme, anlama ve bilme sayısız versiyona sahiptir. Dolayısıyla nesnenin (yasak meyve) arkasına gizlenmiş hakikatin tekliğinden söz edilemez. Nesne aracılığıyla tefekküre davet edilen insanın buradan ürettiği sayısız düşüncenin varlığı kadar sayısız hakikatin de var olacağı sonucu çıkarılabilir. Ki iblisin secde etmeyi ret etmesi eylem ve düşüncede tekçi doğru anlayışını referans alması o ve insan için ortaya çıkan/çıkabilecek hüsranın da göstergesidir. Bu durumun oluşturduğu eksik ayak ise düşünme ve anlamada olasılık ve olabilirliğin önemini ortaya çıkarmaktadır. İblis bildiği ve hakikat kabul ettiği doğruya esir olduğu için yaratıcı Rabbin muradının ne olduğunu veya neye vurgu yapıldığı olasılığını göremeyerek körlük haline düşmüştür. Kendi bildiğinin üstünlüğüne tapma saplantısına düşüp sonsuz hakikati göremez hale gelmiştir.

Ancak şunu belirtmeden geçemeyiz. Yaratıcı Rabbin gayb sınırını kapsayan bilgi düzlemiyle insana ait deneyimsel ve düşünsel bilgi düzleminin aynı olduğu iddia edilemez. Deneyim zaman ve mekânla sınırlı olduğundan hakikati kavrama için eksik veri üretir. Zihin ise yaratıcı Rabbin öngörülerini ancak zaman ve mekân boyutu içinde temellendirebildiğinden hakikat arayışında eksik kalarak hikmeti tam olarak kavrayamaz. Bu durum insanın anlayamayacağı ve düşünemeyeceği anlamında değerlendirilmemelidir. İnsan içerik ve sınırı bilmemesine rağmen sonsuzluk üzerinden düşünebildiği için gizlenmiş anlamı kavramaya açıktır. Atom altı parçacıkları bilgisine ulaşan insan zihni bu kavrayışın açık göstergesidir.  O halde insana ait bilgi pratik ve düşüncede yaratıcı Rabbin muradını kavrayabileceğinden sanki ayrımı yapma tam karşılık bulamıyor gibi görünebilir.

Ki henüz beşer iken insana yüklenilen bilgiyle tek tek her şeyi keşfetmeye yöneltildiği açığa çıkıyor. Kendi istek ve arzularına yönelebilirsin ama bu yönelimde bile benim hikmetim ve öngörülerimle karşılaşacaksın mesajı veriliyor. İşte Âdemin eylem sonrasında yaşadığı utanma ve pişmanlık duygusu bu mesajın nasıl karşılık bulduğunu açığa çıkarmaktadır.

Sonuç:

Deneyim ve düşünme keşfetme sürecidir. İnsan bu süreçte sadece deneyimleriyle kazandığı bilginin içine gömülürse gerçekleştireceği ibadet ritüelleri bile gerçek amaca yönelemez. İnsanın eşrefi mahlûkat niteliği de bu durumda tam karşılığını bulamaz.

Oysa insanın yaptığı her deneyimsel eylem üzerinde düşünmesi gerektiği belirtilmektedir. Düşünememesi ve anlamaya yönelmemesi durumunda pişmanlıkla karşılaşacağı yasak meyve üzerinden bariz bir şekilde açıklanmıştır. Bu durum ise nefse tapınmaya yol açarak hakikatin ıslanmasına vesile olur.

Evet, yaratıcı Rab insana bilgiyi yüklemiştir ama yüklenilen bilgi insanının duygu, düşünce ve sosyal yaşamında yeniden üretilmediği zaman hükümsüz olma durumuyla karşı karşıya kalır.

Dolayısıyla insanın gerçekleştireceği eylemin sonucunu düşünmemesi ve yüklenmemesi yoksunlukla karışılacağı anlamına gelmektedir.  Yaratıcı Rabbin yasak meyve ile murad ettiği şey de insanın arzulanandan yoksun ve mahrum bırakılarak yaşam içerisinde düşünsel ve duygusal olgunlaşmayı yakalamasıydı.


2014-03-07