Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Kömürün ekonomi politiği
Hükümet madencilik sektöründe bir daha böyle kazalar yaşanmaması için her şeyin sil baştan yapılacağını; bütün yasa ve mevzuatın değişeceğini; teknolojik yenilenmenin gerçekleştirileceğini ve denetim meselesinin yeniden ele alınacağını söylüyor.

Zaten şu anda kamuoyundaki genel hava da, artık hiçbir şeyin Soma'dan önceki gibi olamayacağı, buna müsaade edilmeyeceği yönünde...

Çok güzel... Ancak, bütün bunlar duygusal nedenlerle, Soma'nın acısını yüreklerde canlı tutarak yapılabilecek şeyler değildir.

Teknolojik yenilenmenin de, kurulacak yeni denetim mekanizmasının da bir ekonomisi olmalıdır. Eğer öyle olmazsa yasalar ve yönetmeliklerin kağıt üstünde kalması, denetimlerin usulen yapılması kaçınılmaz olur. İşleyen bir sistem, aynı zamanda ekonomik olan sürdürülebilirliği olan sistemdir. İşlemesi insanların yüksek ahlakına, sorumluluk duygusuna ya da Allah korkusuna bağlı olmayan bir sistem...

Özelleştirilirken yapılan hata

Soma Madeni'ni 2006-2009 arası işleten Park Enerji Şirketi'nin o zamanki bölge sorumlusu olan Yusuf Aydın, çarşamba gecesi Tarafsız Bölge'de madenlerde güvenli çalışma koşullarının yaratılmasının esas olarak ekonomik bir mesele olduğuna işaret eden çok önemli şeyler söyledi. Gerçi söylediklerini fazla açma imkanı bulamadı ama kısa açıklamasından, iktidarın madenleri özelleştirirken yaptığı temel hatayı da öğrenmiş olduk.

Yusuf Aydın'ın anlattıklarına göre, iktidar madenleri özelleştirirken Soma bölgesindeki rezervleri küçük parçalara bölmüş ve her biri için ayrı ihale açmıştı. Böylelikle, ortaya şirketler arasında parçalanmış bir kömür havzası çıkmıştı. Her bir şirketin payına düşen kömür rezervi, 3-5 yılda tükenecek miktardaydı. Bu da, o şirketlerin teknolojik yenileme gibi uzun vadede geri dönecek büyük yatırımlar yapmasını imkansız kılıyor, kısa dönemde mevcut teknolojiyle rezervi bitirip madeni kapatma dışında seçenek bırakmıyordu.

Oysa eğer TKİ bu bölgeyi ihaleye çıkarırken parçalamadan tek ya da birkaç büyük şirketin büyük rezervleri işleteceği bir ihale yöntemi uygulasa ve bunun yanında teknoloji yenileme şartı getirseydi, o zaman bu şirketler bu madenlere uzun vadeli bir bakış açısıyla bakabilir; teknolojik yenilenme de mümkün olabilirdi. Madencilikte teknolojik yenileme çok büyük yatırımlar gerektirdiğinden, o zaman doğal olarak gereken kaynak büyük ve ciddi finans kuruluşlarından aranacak ve o finans kuruluşları da kendi paralarını güvenceye almak için son derece sıkı ve etkili denetim mekanizmaları kuracaklardı.

Rantabl olmaktan çıkıyorsa...

Aydın'ın anlattıklarından, özelleşmede izlenen stratejinin (buna siyasetin de diyebilirsiniz) ne kadar belirleyici olduğunu görebiliyoruz. O zaman neden öyle yapıldı; neden teknolojik yenilenmenin önünü açacak ve bu yenilenmeyi ekonomik olarak mümkün kılacak bir yol izlenmedi, bilmiyoruz.

Ama en azından bundan sonrası için şunu anlamalıyız ki, sadece Soma'daki değil, yurdun dört bir yanındaki küçük işletmelere yeni kurallar dayatmakla sorun çözülemez.

Siz, işçi güvenliğini maksimum düzeye çıkarmak için mükemmel kurallar getirdiğinizde, o küçük işletmenin önünde iki seçenek kalır: Bütün bu tedbirleri aldığında işlettiği maden rantabl olmaktan çıkacağı için ya madeni kapatıp gidecek ya da ne yapıp edip kuralları ihlal etmenin daha akıllıca, daha ustaca yollarını bulacaktır. Ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir denetçi ordusunun baş edemeyeceği kadar yaygın bir 'ihlal ihtiyacı' çıkacaktır ortaya...

Konuya yarın devam edeceğim.

   
2014-05-23
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?