Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Yol ayrımı
Abant Platformu'nun 33. toplantısı 'Türkiye'nin Yönü' başlığı altında yapıldı. Zengin çağrışımları olan bu başlık bir istikamet arayışını ve gelecek inşası çabasını ihsas ediyor.

Tarih içindeki uzun yolculuğunuzda, dağları, ovaları, nehirleri geçiyorsunuz ve birdenbire karşınıza bir yol ayırımı çıkıyor. Bir karar vermeniz lâzım. Hangi yola saparsanız selamete ulaşırsınız? Tarih, böyle bir yolculuk mu? Pek değil. Bu tasvir, tarihî yolculuğun oldukça edilgen bir yorumuna dayanıyor. Bizim yaşadığımız coğrafyada, tarihin üzerinde seyrettiği hazır yollar yok. Kendi yolunuzu kendiniz inşa etmek, tüneller-köprüler yapmak zorundasınız. Zemini oluşturacaksınız, sonra üzerine yolu yapacaksınız. Öncesinde sağlam bir yön duygusuna sahip olmalısınız. Havayı koklayıp, zemini yoklayıp menzil menzil yolunuzu belirleyecek, tedarikinizi yapacak ve iki adım ileri bazen de bir adım geri giderek yola revan olacaksınız.

Bu tasvir de yeterli değil. Bir kerteriz noktasına ihtiyacınız var. Yöneleceğiniz istikameti belirlemek için sabit bir nokta. Bu sabit nokta nereden geldiğinizi ve önünüzdeki alternatiflerin nereye varacağını gösterecek.

Objektif olarak Türkiye bir yol ayırımında. Ancak önümüzdeki yollardan hiçbiri bizi selamete götürmüyor. Kendi yolumuzu inşa etmemiz lâzım ve tek sağlam kerteriz noktası, o kadar aktör arasında sadece bizim önümüzde duruyor. Hem yakın zamanda tükettiğimiz yollar ve hem de çok uzun bir geçmiş. Bu topraklarda yaşanan tecrübeler, yaşayabileceklerimize dair sağlam bir fikir veriyor. Kısaca tarihi kerteriz noktası olarak kullanmadan bir gelecek inşa etmek, doğru güzergâhı belirlemek mümkün değil.

Abant toplantısında Ali Bulaç, IŞİD olgusunu, bir tür İslâmî nihilizmin yükselişi olarak tanımladı. Benim, ‘Müslüman karanlık çağının başlangıcı' olarak tarif ettiğim gelecek endişesi, küresel dinamikler üzerine oturan bu nihilizmin Müslüman toplumlardaki cazibesinden kaynaklanıyor. İslâmiyet, hiçbir gelecek tasavvuru ve endişesi olmayan bu nihilizm için bir seferberlik çağrısı ve eylem sloganına dönüşüyor. Burada bir yol ayırımı yok, bir gelecek tasavvuru yok; sadece etrafa vereceği zararın cazibesine kapılmış bir hiçlik ve çaresizlik duygusu var. Kerteriz'e yani tarihe bakalım.

Şerif Hüseyin'in oğlu Abdullah, Ürdün'ün ilk kralı ve bugünkü kralın dedesi. Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında üye, Osmanlı medeniyet dairesini yakından tanımış; Boğaz'ın en güzide yerlerinden Emirgân'ın havasını teneffüs ederek yetişmiş. 1916'da savaşın içinde İngilizlerle işbirliği yaparak babası ile birlikte Arap ayaklanmasını başlatırken Türklere karşı günlüğüne şu satırları yazıyor: 'Namaz bizim namazımızdı, Kitap bizim Kitabımızdı. Şahadet kelimesi dinimizin esası, zekât vergimiz, oruç perhizimizdi ve Hac bizim memleketimizde yapılıyordu; ama başımızdakiler daha okuduklarının anlamını bilmiyorlardı. Bir Arap âlim, doğru dürüst Arapça bilmeyen, herhangi bir fıkıh kitabını okumamış kişinin arkasında saf tutmaya mecbur kalırdı... Bizler üstün olduğumuz halde hakir görülürken, hakir görülmesi gerekenler tepemize çıkıyor ve ‘Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı bir şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu?' (Fussilet 41/44) diyorlardı.' (Kral Abdullah, 'Biz Osmanlı'ya Neden İsyan Ettik?') İşte bu satırlardaki kibir İngilizlerle ittifaka girip, bedevilerin vahşeti ile birleşince el'an sürmekte olan düzen ortaya çıktı.

Tarih gerçekten boşuna yaşanmıyor. İki asır önce, 20 Nisan 1801'de, Kerbelâ'ya Batı kapısından giren Vehhabiler, Meşhed-i Hüseyin'i tahrip edip, mezarların kubbelerini bozarak tezyinatı söküp aldılar; arkasından bir gün önceki matem törenlerinden bitap düşen halkı kılıçtan geçirip, 5 bin kişiyi katlettiler. Mesele İslâmiyet'in ezelî ve ebedî hakikatleri değil; farklı saiklerle Müslüman toplumların içinde yoğruldukları tarihî şartlar. Demir cenderede Müslüman nihilizmi şekilleniyor. Biz ise yol ayırımındayız, hem yeni bir yol inşa etmek hem de güçlü bir manevra ile bu güzergâha yönelmek zorundayız.


   
2014-06-22
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?