Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 10 Ekim 2013
Dopinge özgürlük!
Madem artık bütün şampiyonların, üst düzey sporcuların kimyasal destek aldığını biliyoruz; yakalanmayan şampiyon, yakalanan hain oluyor... Bırakalım kendimizi kandırmayı da her şey açıklığa kavuşsun bari!
Sidney 2000 Olimpiyat Oyunları öncesinde, Amerika Birleşik Devletleri'ni temsil edecek sporculara bir test uygulandı. Amaç, çoğu yarışacağı branşta madalya adayı olan sporcular hakkında psikolojik veriler elde edebilmekti. Sorulardan biri şöyleydi: 'Diyelim, size bir ilaç vereceğiz ve performansınızı inanılmayacak ölçüde arttıracak bu ilaç sayesinde olimpiyat şampiyonluğunuz garanti olacak. Ancak yarıştan sonra, en fazla bir yıl içinde öleceksiniz. Bu ilacı kullanmayı kabul eder miydiniz?'

Sonuç? Amerikalı sporcuların yarısı, kendilerini şampiyon yapacak maddeyi almayı ve bir yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde ‘Bu dünyadan gider olmaya' evet dedi!

Neden? Yaşları 20-25 arasında olan, ülkesini olimpiyatta temsil edecek kadar başarılı, popüler, geleceği parlak sporcular bir yıl içinde ölmeyi neden kabul etsin? Bu soruya makul bir cevap bulabilmek kolay değil. Kendi adıma belki şu kadarını söyleyebilirim: Olimpiyat şampiyonluğu, hangi dalda olursa olsun, ölümsüzlükle eşanlamlı. Torunlarınıza bırakacağınız bir altın madalya, basit bir birincilik nişanesi olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Belki de yüzyıllar sonra anılmanızı, ansiklopedilere geçmenizi sağlayacak kadar derin anlamlar... Bir yanda böylesi bir ölümsüzlük fırsatı dururken, şampiyon olamadan 70'ine kadar nefes alıp vermek, insana daha anlamlı kılabileceği bir yaşam armağan etmeyebilir. Ayrıca geride bıraktıklarına, yıllar boyu konforlu bir yaşam sözü veren böylesi bir fırsat için yan yollara sapmayacak, ahlâk prensiplerini eğip bükmeyecek kaç insan tanıyorsunuz? Çok az, değil mi? Ben de öyle...

Bugünün pistlerinde, havuzlarında, ringlerinde ve minderlerinde doping yapmayan sporcuların sayısı, yapanlardan az. Hatta bazı otoriteler, 'Olimpiyata katılan bütün sporcular az ya da çok mutlaka doping yapıyor' diyor üstüne basa basa... Evet, herkesin kanında kimyasal bir şeyler var artık... Yakalanmayan şampiyon oluyor, yakalanan ‘hain' damgasını yiyor.


BİR KÜÇÜCÜK ŞİŞECİK
Eskiden bir reklam vardı, gülle atan bir çocuğun antrenmanlarını ve vargücüyle çalışmasını gösteren... Tombik oğlan, her antrenman sonrası bir şişe meyva suyu içer ve film onun madalya töreni ile biter. Slogan: 'Başarıya giden yolda yanında küçük bir şişe vardı.' Ne kadar naifmiş her şey... Şimdi de kazananların yanında küçük şişeler var. Ancak bu şişeler reklamlarda gösterilebilecek türden değil. İlaç sektörünün gecesini gündüzüne katarak yarattığı kas geliştiriciler, hormonlar ve en önemlisi ‘siliciler' bulunuyor artık şişelerde... Siliciler, kullanılan illegal maddenin kontrollerde çıkmasını önlemek için!

Sporun dünya ekonomisi içinde en hızlı gelişen sektörlerden biri olmasıyla, bazı dallarda sporcuların da olağanüstü bir yarışma temposuna girmesi kaçınılmaz hale geldi. NBA'de -takımı play-off'a kalamayan- bir sporcu beş buçuk ay süren sezonda 82 maç oynuyor. Play-off finaline kadar gidenler, yaklaşık 230 günde 100'den fazla maç! Uzun deplasman yolculukları... Uçaklarda, otellerde ve spor salonlarında geçen bir ömür... Bu tempoyu kaldırabilmek için oyunculara hatırı sayılır dozda kas geliştirici yüklendiği biliniyor. Hidayet'in ve Mehmet'in Amerika'ya gitmelerinin ardından neredeyse tanınmaz hale gelmesi, aşırı derecede ‘irileşmesi' hep bu yüzden. Bunu biz biliyoruz da, dünya basketbolunu yönetenler bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama bunu bildikleri halde NBA'den gelen oyunculara olimpiyatlarda sıkı bir doping kontrolü uygulayamıyorlar. Çünkü bunun ortaya çıkması, diğer branşların da kapıyı aralaması demek! Teniste de durum pek farklı değil. Bu yüzden kabak genellikle atletlerin, yüzücülerin, haltercilerin başına patlıyor. Yakın zamana kadar ben de azılı bir ‘anti-dopingci' idim. Performansı yükseltmek için alınan her hapın sporun ruhuna ihanet olduğunu düşünüyordum. Şimdi bu görüşlerimi gözden geçirme ihtiyacındayım. Belki de tamamen serbest bırakılmalı doping...


ŞU HORMONLU DÜNYADA...
İnsanoğlunun ürettiği teknolojiyle her geçen gün mesafeleri biraz daha kısalttığı, doğadaki dengeleri bozmak adına tüketimi hızla arttırdığı bir yüzyılda yaşıyoruz. Her şey katkılı... Meyve ve sebzelerde hormondan geçilmiyor. Tavukları günde birkaç kez yumurtlatmak için olmadık yöntemler deniyoruz... Kesip yediğimiz hayvanları iğnelerle acayip canavarlara dönüştüyoruz.... Akarsuların, göllerin, denizlerin, ormanların canına okuduk çoktan... Yaşlılığa direnmek için denemediğimiz yol kalmadı... İnsanın ömrünü, performansını, gücünü arttırmak için çalışan ve dünyanın parasını kazanan koskoca bir ilaç sektörü var. Peki, ademoğlu doğallıktan hızla uzaklaşır ve doğanın içine ederken, atletlerden ve yüzücülerden yalnızca meyva suyu içerek rekorlar kırmalarını beklemek haksızlık değil mi şu ‘hormonlu' dünyada? Ölümsüzlüğü arayan o insanların da kimyasal yardıma ihtiyacı olduğunu kabul edersek, hiç değilse profesyonel sporu kendimizi kandırmadan, başka bir bakış açısıyla izleyebiliriz. Ya da izlemeyi tamamen bırakırız belki, kim bilir?

* * *
Yukarıdaki yazıyı dokuz yıl önce, Ağustos 2004'te yazmıştım. O zamanlar ciddiye alınmadı, gülünüp geçildi. Nereden nereye geldiğimiz ortada! Yalnızca Türkiye'nin değil, tüm dünyanın doping bataklığında çırpındığı şu günlerde ciddiye alınır belki...

   
2013-07-21
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?