Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 10 Ekim 2013
Çankaya’da bayram yemeği…
Toplumdaki kutuplaşmanın, kin ve nefretle beslenerek giderek artması beni derinden kaygılandırıyor. Sadece yaşam tarzlarındaki farklılıktan, Türk-Kürt, Sünni-Alevi ayrımından dolayı değil, genelde bir gerginlik, stres halimiz var. Siyasi görüş farklılıkları, ideolojik ayrılıklar, 'ille de bizim dediğimiz olsun, bizim sözümüz geçsin, herkes bize uysun' egoizmi, koskoca bir toplumu savuruyor.

Böyle giderse önümüzdeki mahallî seçimler, ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi, korkarım ki bizi birbirimize düşürecek. Neyi paylaşamıyoruz da, birbirimizle kavga, çatışma içinde, ne kendimiz huzur buluyoruz, ne de etrafımıza huzur veriyoruz? Herkes kötü, sadece biz mi iyiyiz? 'Başkaları' dediğimiz kesimlerin içinde hiç mi iyi insan yok? Her şeyin en doğrusunu 'bizim mahalle' mi biliyor? Bizim mahalleden olmayanlarla illa da kavga etmek zorunda mıyız? Birbirimizi dinlemeye, anlamaya çalışamaz mıyız? Hiç mi uzlaşabileceğimiz zeminler, fikirler, görüşler, amaçlar yok? Dayatmalardan, ötekileştirmelerden, aşağılamalardan, rencide etmelerden kurtulmak için atabileceğimiz hiç mi adım yok?

Bu perişan halimizi seyredemeyiz. Koskoca bir ülkeye, koskoca bir millete yazık. Bir şeyler yapılması lazım. Mesela diyorum, Sayın Cumhurbaşkanı bir öncülük yapsa. Bayramda bütün siyasi parti temsilcilerini, sivil-asker bürokrasinin tepesindeki isimleri, sivil toplumun önderlerini, farklı kesimlerden halkın temsilcilerini, öyle çok değil 70-80 kişiyi Çankaya'da bir bayram yemeğine davet etse. Ancak mümkün olduğunca davete aileler, eşler, çocuklar, torunlar da katılsa. Şöyle 300 civarında insan Çankaya'da bayram sofrasında bir bayram huzuru, atmosferini bütün Türkiye'ye yansıtsa. Eşler tanışsa, çocuklar, gençler kaynaşsa...

Bunun ne faydası mı var? Yarın Meclis'te sertlik yapanlara, eşleri döner; 'O insanlarla tanıştık. Eşi ve çocuklarını düşün. Onların kalbini de kırıyorsun. Ayıp olmuyor mu?' diye çıkışmaz mı? Siyaset insan için, siyasetçiler de, toplum önderleri de insan. Önce insanız. Bu siyaset zeminleri, bürokrasi zeminleri bizi neden insaniyetten uzaklaştırsın? Niye 'önce siyaset' yerine, 'önce insan' demeyelim.

Yüz yüzden utanır derler. Bu bir araya geliş; bu çoluk çocuk, torun-tombalak birlikte sergilenen tablo, sadece Çankaya'da kalmaz. Başka zeminlerde, başka vesilelerle bütün toplumun kaynaşmasına kapı açar. Bu hayırlı kapıyı, sivil toplum kesimleri de değerlendirir. Bu konuda imali fikir yapılır. Yeni formatlar, yeni zeminler bulunur. Bu bütün topluma yayılır. Herkes birbiriyle oturup kalkmayla, ortak mevzularda konuşmaya, insani gayelerde birlikte hareket etmeye başlar. Daha önce teneffüs etmediğimiz, edemediğimiz muhabbet esintileri gönlümüzü sarar... Yakından tanışırsak birbirimizi kıramayız. Algılar, önyargılar bizi esir alamaz. Şu'cu, bu'cu yaftalamaları, birbirimizi tanıdıkça bizi mahcup etmeye başlar. Bunu başarabiliriz, çünkü milletimizin mayasındaki hoşgörü, insanımızın gönül zenginliği en büyük cesaret kaynağımız.

Lütfen bana, hayal kurmayı bırak demeyiniz. Çatışmaları, kavgaları, kutuplaşmaları denedik, halimiz meydanda... Bir de kucaklaşmayı denesek. Birbirimizi dinlemeyi, anlamaya çalışmayı denesek... Bir denesek de, farklılıklarımızın düşmanlık sebebi değil, zenginlik olduğunu ah bir görebilsek, bir kabullenebilsek... Kendi problemlerimizi, dışarının dayatmasıyla değil, kendimizin nasıl da çözeceğini bir idrak edebilsek. Bakalım o zaman 'dış güçler' üzerimizde, kolay oyun kurabiliyor mu?


   
2013-08-02
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?