Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 14 Ekim 2013
Gülsuyu
Gezi olaylarındaki başrol performansıyla hep hatırlanacak olan DHKP-C hakkındaki tartışmalar, Gülsuyu'nda uyuşturucu çeteleri tarafından öldürülen Hasan Fehmi Gedik'in olaylı cenazesinin ardından polisin 37 kişiyi gözaltına alması, bunların 19'unun tutuklanmasıyla daha alevlendi. Tutuklananlar arasında, gezi olayları sırasında sapanla polise taş atarken çekilmiş fotoğrafı bazı yayın organlarınca 'direniş kahramanı' altmetniyle sembolleştirilen, 'sapanlı teyze' lakaplı Emine Cansever'in de olması, olayın hem geziye bağlanmasına, hem de malum medyada bu kez 'Gülsuyu direnişi' diye adlandırabileceğimiz tuhaf bir savunmaya yol açtı.
Polisin suçluları gözaltına alması bile birilerine dert oldu.

Bir zamanların ana akım medyasıyken bugünlerde marjinal kelimesine bile haksızlık anlamına gelebilecek denli tuhaf bir savrulma yaşayan, Gezi eylemlerinde DHKP-C'yi neredeyse bağırlarına basarken, Gülsuyu Mahallesi'nde yaşayan en fazla birkaç bin kişinin halkı temsil ettiğini filan iddia edebilecek kadar kendinden geçebilenler, bilmez.

Ama Gülsuyu, birilerince hayali kurulan devrimin yükünü yüklenebilecek bir yer değil.

Belki iki yıl kadar önce geniş bir akademik çalışmanın bir parçası olarak, harika bir deniz ve adalar manzarası olan Gülsuyu'nda bulunmuş, oradaki insanların bir çoğunu dinleme imkanı bulmuştum. Elbette kentsel dönüşümle ilgili olan, sahibi olmadığım akademik çalışmanın verilerini paylaşacak değilim, ama akademideki sosyal çalışmaların ve gazeteciliğin bir ortak yönü varsa, toplumsal grupların eletrikli alanlarına çözüm önerisi üretme ve kamuoyunu bilgilendirme olduğunu düşündüğümden, sanırım gözlemlerimi paylaşabilirim. Zira, Gülsuyu Mahallesi'nde evhanımlardan tutun, sokaktaki vatandaşa, merviden altı denilebilecek trikotaj atölyelerinde çalışanından tutun, esnafına dek hemen her kategoriden insanı az çok tanımış oldum.

Evet, Gülsuyu'nda görebileceğiniz hemen her evin cephesinde spreyle yazılmış DHKP-C sloganlarını görebilirsiniz ve evet; Gülsuyu kürt-alevi mahallesi olarak bilinir, ama aynı mahallede Karadenizliler de, Sünniler de bulunur. Birisi DHKP-C'yi savunur, öteki mahalleye yuvalanmış DHKP-C'den 'huzur vermiyorlar' diye şikayet eder. Gülsuyu'nda 'buraya devlet giremez' diyen de; 'devlet kentsel dönüşüm çerçevesinde evlerimizi arsa üzerinden istimlak etmesin, kaç katımız varsa yeni evlerden o kadar kat versin' diyen de aynı kişi olabilir. Anlayacağınız mesele büyük oranda yoksulluktur. 70'lerden sonra hızla gecekondulaşmış mahallenin profili; genellikle 500 ya da 1000 (bin) TL ya da biraz fazlasıyla bir ay evini geçindirmeye çalışan enformel sektör çalışanları, gündelikçiler, inşaat ve fabrika işçilerinden oluşur.

O yüzden, 'kurtarılmış mahalle'lerden birisi olarak anılan Gülsuyu'nda, solcu devrimci hayaller kadar; son zamanlarda ondan daha çok mafya örgütlenmesi at koşturuyor; Gülsuyu'nun duvarlarında sol sloganlar yazılı ama yolları hırsızlık, gasp ve tetikçiliğe çıkıyor. O yüzden Gülsuyu'ndaki yoksulluk, hem piyasaya karşı çıkıp, hem de onun içinde yer bulmayı, ondan pay talep etmeyi gereksiniyor.

Denize bakan cephesi cam villalarında, o klasik deyimle viskisini yudumlayarak 'Halk silahlanmak istiyor' diye başlıklar atıp güya devrim fitilini yakmaya çalışanlar, şunu bilsin ki, taksiler hava karardıktan sonra Gülsuyu'nda Heykel'den daha yukarıdaki sokaklara gitmeyi reddediyorsa bu Gülsuyu'na devrim ruhunun değil, 'suç'un çöreklendiğinin göstergesidir.

Bu durum, Gülsuyu'nun 1970'lerde edindiği, birilerince efsanevi bulunan 'siyasi' niteliğini kaybedip 'adi' suçlarla anılmaya başladığının da tescilidir. Bundan dolayı mahalle sakinlerini suçlayacak değilim, zira siyasi görüşlerinden ziyade yoksulluğun çarpanlarıyla değerlendirilmeleri gerektiğine inanıyorum. Ama, birileri gibi niyetini yedeğine saklayıp 'suç işleyenin cezası yanına kâr kalsın' diyecek kadar değil... Birileri gibi, 'ben lüksümden zerre taviz vermeyeyim, devrimimizi de yoksullar gerçekleştirsin, ölecekse onlar ölsün' kadar hiç değil.

İkincisi, siyasi görüşleri ne olursa olsun, camlı villalarda önünüze gelmeyebilecek bir bardak çay, Gülsuyu'nun hangi kapısını çalarsanız çalın, gelir. Bu da not edilsin isterim.

Bu insanlar, çoğunlukla sol tandanslı ve bir kısmı DHKP-C'li olabilir ama mahallenin diğer kısmının da bu durumdan şikayetçi olduğunu; tuzu kuru birilerinin uçuk hayallerine malzeme teşkil etseler bile, yoksul ve yardıma ihtiyacı olan insanlar olduğunu bilelim.




   
2013-10-12
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?