Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 10 Kasım 2015
Ahmet GÜRBÜZ
Ahmet GÜRBÜZ kimdir?

Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Başbakan cumhurbaşkanı olmalı mı?
Türkiye tarihinini en derin toplumsal ayrışmalarının yaşandığı bir seçimi geride bıraktı. Aslında yapılan yerel bir seçimdi lakin gezi hadiseleri ile başlayıp 17 aralık ve 25 aralık operasyonları ile bizzat hükümetin vede başbakanın hedef tahtasına oturtulması  ile genel seçim havasına büründü. Birde buna ses kayıtlarının ve bazı görüntülerin hemen her gün medyaya servis edilmesiyle birlikte kutuplaşma dahada derinleşti.

Medyanın adeta bir karpuz gibi ikiye bölünmesi ve bir kesimin ısrarla hükümeti yolsuzluk batağının içinde gösterme gayretleri diğer bir kesimin ise bütün bu olup bitenlerin rüşvet kılıfına büründürülerek hükümeti ve başbakanı uluslararası destekle alaşağa etmesi olarak lanse edildi. İktidar partisi kendilerine ve Türkiye devletine kurulmuş bir komployu seçim meydanlarında işlerken muhalefet toplu bir şekilde yayınlanan ses tapelerine yaslanarak hükümeti yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmakla suçladı.
Her iki kesimde hem seçim meydanlarında hemde medyada kendi tezleri ile halkı ikna etmeye çaba sarfetti. Halkın hakemliği düğümü çözecekti.

Halk seçim sandığında Başbakana olan inancını ve güvenini bir kez daha ortaya koyarak muhalefete inanmadığını ve bütün bu olup bitenlerin Yeni Türkiye ye karşı kurulmuş bir komplo olduğunu sandıkta ilan etti.

Seçim sonuçlarının hem ülke içerisinde yer alan siyasi, iktisadi ve ictimai topluluklar açısından hemde ulusla arası güçler tarafından büyük önemi vardır.

Ülke içinde hizmet hareketi olarak bilinen cemaatın bütün bu olup biten hadiselerin merkezinde yer alıyor oluşu hükümetin bundan sonraki süreçte sert tedbirler alacağını seçim meydanlarında ilan etmesi cemaat çevrelerini iyice tedirgin etti. Başbakan açıkça devlet içinde yuvalanmış paralel örgüt diye nitelediği bu yapıyla hukukun elverdiği ölçüde mücadele edeceğini ilan etmesi ise gelecekte nelerin yaşanacağının adeta habercisi gibiydi.

Türkiye siyaseti ve Türkiye dini cemaat yapıları bu hadiselerden sonra islam tarihinin belkide kaydettiği moğol istilası, birinci dünya savaşı sonrası osmanlının yıkılışı ve 17 aralık operasyonu olarak 3. dalga kırılmayı kayıtları altına aldı. Bu tarihten sonra ne siyaset eski kodları ile yapılabilir nede dini cemaatlar varlıklarını eski kodlarla sürdürebilir hale geldi. Bu yaşananları fertlerin siyasete ve dine vede dini yapılanmalara karşı derinden sorgulamalarını içeren hadiseler yaşandı. yaşananlar adeta toplumsal bir travmaydı.

Siyaseten ülke rahatlamış lakin muhalifler ve cemaatın itirazları halkın tercihlerine rağmen devam edeceğini göstermektedir.

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ise ülkeyi yeni gerilimlere gebe kılmaktadır. Seçim desteğini arkasına almış olan başbakanın cumhurbaşkanlığına aday olacak olması ise yeni bir siyasi tartışmayı beraberinde getirmektedir.

Muhalefet aslında başbakanın cumhurbaşkanı olmasını istemiyor görünmekle birlikte ben şahsen muhalefetin başbakanın cumhurbaşkanı olmasını arzu ettiğini düşünmekteyim. Çünkü başbakan R.Tayyip Erdoğan Cumhuriyet tarihinin en başarılı vede en çalışkan siyasetçisidir. Birde buna siyasette algı yönetiminin başarısını eklerseniz siyaseten aşılması çok güç bir rakiptir. Zor rakip olmasını ve siyaseten aşılmasının nedenli güç olduğunu ise parti kurarak girdiği her seçimde başarılı olması hatta her seçimden birinci çıkması ile ortaya koymuştur. Esas onların korktuğu şey ya başbakan parti tüzüğünde değişikliğe giderde üç dönem şartını kaldırırsa o zaman ne olacaktır. Bana kalırsa bu muhalefetin ve muhalefet parti başkanlarının vede camaatın hiç istemediği bir durumdur. Ak parti karşıtı bütün muhaliflerin beklentisi ve planları başbakanın cumhurbaşkanı olması üzerinedir. Bu tercih gerçekleşmez ise iç ve dış muhalefet yeni bir plan kurmak zorunda kalacaktır.

Başbakan cumhurbaşkanlığını isterse kaybeden Türkiye olacaktır. Türkiye Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı, R.Tayyip Erdoğan'ın ise başbakanlık terkibinin nasıl başarılı bir sonuç verdiğini tecrübe etti. Bu durumun değişmeden devam edecek olması hem Türkiye'nin büyümesine devam etmesi hemde uluslar arası ilişkilerde kıskandıracak bir Türkiye'nin tarih sahnesine çıkışını hızlandıracaktır.

Uluslar arası Türkiye karşıtı güçlerin Türkiye'de R.T.Erdoğan gibi başarılı bir lideri görmek istemedikleri ise bilinen bir husustur. Başbakanın hem ülke içindeki Kürt sorunu gibi cesaret isteyen meselerde gösterdiği liderliği  hemde ekonomik kalkınma ve uluslar arası denklemde Türkiye'nin yerine ilişkin yaptığı itirazları küresel aktörleri ne kadar rahatsız ettiği hemen her kesin malumudur.

Her ne kadar ilk defa cumhurbaşkanını halkın seçecek olması güçlü bir cumhurbaşkanı beklentisini doğursa da anayasası değişmemiş bir Türkiye'de güçlü bir cumhurbaşkanı profili bir çok arızayı ve tartışmayı beraberinde getirecektir. Belkide uluslar arası güçlerin başbakanın ele avuca sığmaz bir cumhurbaşkanı profili çizecek olmasının ülke içinde yaratacağı huzursuzluktan da medet umuyor oluşları göz ardı edilmemelidir.
Peki başbakan cumhurbaşkanlığı makamını isterse ne olur?

Ak parti ülkenin içinde bulunduğu bu nazik durumdan ancak başbakanın liderliğinde yara almadan çıkabilir. Ak partide başbakanın cumhurbaşkanlığı tercihi ile taşlar bir kez yerinden oynadı mı artık geri dönülmez yaraların alınmasıyla ülke karşı karşıya kalacaktır.

Bu günden sonra başbakanı bana kalırsa hem iç muhalifleri hemde dış muhalif güçlerin kendisini cumhurbaşkanı olması için ellerinden gelen manüplasyonlar yapacaklarını şimdiden söyleyebilirim.
Bürokraside güçlü olan cemaat seçimlerde tabanının bir türlü hazmedemediği chp birlikteliği ise mhp ye evrilecek ve itirazlarını mhp üzerinden yapacaktır.

Hem chp hemde mhp vede cemaat sanki başbakanın cumhurbaşkanlığına karşıymış gibi kışkırtmalarda bulunurken başbakanı cumhurbaşkanlığına itmeye çalışıp ak partide onulmaz yaraların açılacağını hesap etmektedirler. Başbakan cumhurbaşkanı olursa ak partinin başına kim gelirse gelsin ak parti bu gücünü koruyamaz. Bu gücünü koruyamayan ak parti başbakansız içine nüfuz edilmesi daha kolay bir parti haline gelecektir. Böylece ülke içinde oluşmuş istikrar yara alacak ve Türkiye 2023 hedeflerinden sapacaktır.
Birde buna İsrail ve Neocon ları eklerseniz onlarda güçlü cumhurbaşkanı yaygaralarını derinleştirip siyaseten R.T Erdoğanı cumhurbaşkanlığına iterek etkisizleştirmek isteyeceklerdir. Türkiye bu gün bu güçleri rahatsız ediyorsa siyaseten bu terkip ile bu başarıyı yakaladı. Bu terkibin bozulması gerekmektedir. Oluşacak yeni terkibin bundan daha iyi olamayacağını düşündükleri kehanet olmasa gerekir.

Görelim mevlam neyle neylerse güzel eyler....



   
2014-04-10
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları