Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 10 Kasım 2015
Ahmet GÜRBÜZ
Ahmet GÜRBÜZ kimdir?

Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Yusuf'u kuyuya atanlar kim?
Bütün bir yeryüzünü, doğduğumuz günden beri gözyaşlarımızla yıkadık ama ne temizleyebildik nede doyura bilmeyi başardık.

Hep ağladık, 
doğan yavrularımıza tanınmayan hayat hakkını bilip daha doğduklarında ağladık. Diri diri toprağa gömülen kızlarımız için ağladık, utandık ama sadece ağladık.

Gençlerimize ağladık, daha bıyıkları bile terlemeden cephelere sürdük, sürmek zorunda bırakıldık. Kimin için öldüklerini bilmeden, neden kalem tutması gereken eller silah tutuyor sorgulamasını bile yapamadan. Kim, niçin çocuklarımızı, gençlerimizi kurbanlık olarak istiyordu bunu bile bilemeden.

Çanakkale'de ağladık, elleri kınalı henüz 14'ünde Mehmetleri, kurşun nedir, nasıl vurur adamı, düşman kimdir ve neden düşmandır bilmeden, bilemeden, bilecek yaşa erişmeden ölümün koynuna atıverdik. Büyük hesabı olanlar uğruna, Batıl batı uğruna.

Allahuekber dağlarında ağladık, 90 bin dile kolay tam 90 bin gencimizi kışın dondurucu soğuğunda ölümün kucağına atıverdik. Düşmandan bir tek kurşun yemeden 90 bin genci buzdan heykellere çevirdik. Yazlık elbiselerle -20 derece soğukta, varsa ayakta çarık yada yırtık potinlerle dağların tepesinde düşman yerine kara kışın ayazına donmaya terk ettik.

Yemen'de, Sina'da, Galiçya'da, Kafkaslar'da, balkanlarda, Anadolu'nun her karışında ağladık. Doğduk, ağladık, öldük yine ağladık.

Hamza, kardeşleri tarafından Uhud'da hunharca öldürülmüş ve ciğerleri, yüreği, göğüs kafesinden çıkartılmıştı. Mus'ab daha gençliğinin baharında üzerini örtücek bir kefen dahi bulamadan aramızdan ayrılmıştı. Onlara henüz doymayan yüce nebi ağladıkça bizde ağlamıştık. Ağlamıştık, çünkü ciğerlerimiz yanıyordu. Yüce rasul ağlıyor, gökler ve meleklerde bizimle ağlıyordu. Ama yer yüzü ne kana, nede gözyaşlarımıza kanmıştı. Hala ne istiyordu bizden?

Ömer hançeri yediği gün fitnenin kapısı aralanmıştı.

Koca Ömer atiye bakıp ağlıyordu, o gün bizde ağladık. Dizimizi dövdük lakin Ömer aramızda yoktu artık. O, atide ne görmüştü de ağlıyordu? Ümmetin dinmeyen, dinmeyecek göz yaşlarını mı görmüşte ağlamıştı?
Osman, haya abidesi Osman, Efendimizin yüzüne bakmaya kıyamadığı sevgili damadı. Duvarını yıkmışlardı, Rahlesinin başında Kur'anla baş başayken, Kur'anın gözü önünde kanını akıttılar, mübarek kur'ana, mübarek kanını bulaştırdılar. O gün bu gün bir türlü bu kanı yüce Kur'andan temizleyemedik. Hep ağladık, eşi Naile'nin Şam sokaklarında dolaştırılan kesik parmağına bakıp bakıp ağladık. Ortada Osman'ın cenazesine bakan sahabelere bakıp ağladık. Niye öyle yabancılaşmışlardıki bir birlerine, niye sahip çıkmıyorlar kardeşlerine diye uzaktan bakıp ağladık.

Ali, ilmin kapısı, Şah-ı Merdan, Hayber'in korkulu rüyası, Ümmetin yiğidi Ali, Oda seccadesinin başında, ümmetin önünde imamet makamında, alnı secdede, Rabbine en yakın olduğu yerde sırtından yemişti hançeri. Üstelik dilinde Kur'anı zikir etmiş birisi tarafından. O gün bir kez daha yıkıldık, bir kez daha ağladık. Allah'ım, senin arslanın koca Ali'nin son hali böylemi olacak diye, Ali'nin sırtından akan kanlara bakıp ağladık. O gün Hasan ve Hüseyin'in gözünden düşen yaşların yasını tuttuk, ağladık.

Talha ve Zübeyr için, Ammar için, Abdullah b. Zubeyr için ağladık.
Hüseyin'e Kerbelaya gitme diye yalvardık, Kader ağlarını örünce kaçılmıyor muş o gün anladık.
Onlar suyun içinde susuz bırakılınca göz yaşlarımızı Fırat'a, Dicle'ye akıttık. Hüseyin, makam uğruna ahiretini satanlara meydan okurken Zeyneb'e bakıp bakıp ağladık. Peygamberin evlatları Kerbela'da acımasızca yine peygamberin ümmetinden olduğunu iddia edenler tarafından katledilirken yüzlerine bakıp utandık, nefreti içimize gömüp Hüseyin'in başına ağladık. Başsız başına ağladık, başı olmayan mübarek gövdesine bakıp başını arayıp ağladık. Haramiler, katiller, caniler zavallı hainlere bırakın o başı zira o başı Efendim okşamıştı dedik lakin duyuramadık sesimizi. Yine payımıza ağlamak düşmüştü, dizimizi dövdük, göğsümüzü vurduk acıyla ve nefretle sıkılmış yumruklarımızı, ama olan olmuştu. Fitnenin kapısı tümden kırılmış, kıyamete kadar hissemize ayrılık düşmüştü. Bir Hüseyin'e , bir Zeyneb'e birde katillere bakıp ağladık.

Ömer b. Abdulazize bakıp ağladık. Ebu Hanife'ye karanlık zindanlardan baktık, işkence edilirken Allah, Allah diyerek can verişine bakıp ağladık.

Hülagu, bütün çirkinliği ile ve bütün azgınlığı ile 500 yılda acılarla ördüğümüz medeniyetimizi yıkıyorken, kitaplarımızı yakıyorken, gençlerimizi ve çocuklarımızı yok ediyorken ağladık. Aramızda ki ayrılığın neden olduğu güçsüzlüğü müze diz dövüp, düşman önünde diz çökmenin acziyetine bakıp ağladık.

Endülüs bir baştan bir başa yıkılıyorken ağladık.

El-Hamra'da ezan susunca, İşbiliyye'de, Gırnata'da kadınların ve çocukların gözlerindeki korkuya bakıp ağladık. İbn-i Rüşdleri, İbn-i Hazmları, İmam Kurtubileri geride mahzun bırakıp, yalnız bırakıp ayrılışımıza ağladık.

Haçova'dan, Macar Ovalarından, Belgrad'dan, Saraybosna'dan, Kırım'dan, Üsküp'den, Kosova'dan, bütün bir Mora'dan ve Selanik'ten yani bütün balkanlardan çekilirken ağladık. 500 yılda ördüğümüz koskoca İslam yurdunun bir anda elimizden çıkışına ağladık. Mahzun camilere, türbelere, kütüphanelere ve geride gözü yaşlı kardeşlerimize bakıp ağladık.

İstiklal savaşının galibi müslümanlara devleti çok görenlere yapmayın etmeyin dedik yalvardık ama dinlemediler ve yine hissemize göz yaşı dökmek düşmüştü. Çok çalıştık, yıkmadan dökmeden tam 85 yıl gece gündüz demeden. Tam devlet-millet-din ele ele derken yine yıkıldık.

Hz. Yusuf'un hikayesi ile büyüyen İslam'ın 80 yıılık yetim çocukları tam gülecekken niye yine Yusuf'u kardeşleri kuyuya  atıyorlardı ki? Neden Yakub'u yıllardır göz yaşına mahkum edenler bizzat öz oğulları idi. Sahi babaları Yakub'un yüreği yanıp ağlarken ona bunu reva gören evlatlarının yürekleri hiç sızlamıyor muydu?

Ya Yusuf'un yaşadığı acılar!

Yakub'u divane eden Yusuf'un ayrılık acısı, sahi kardeşlerine hiç değmemiş mi idi acaba?
Yıl 2014, Yine Yakub ağlıyor.

Yusuf, yine kardeşleri tarafından kuyuya atılıyor.

Balkanlar, Kafkaslar, Şam, Kahire, Mekke ve Medine, Gırnata ve bütün Endülüs ağlıyor.

Anadolu tam başını kaldırmıştı ki, Hüseyin yeniden Kerbela'da şehit ediliyor.

Bütün gözü yaşlı mazlum dünya Müslümanları biraz heyecanlanmıştı ki, Ali yeniden kardeşleri tarafından hançerleniyor, Osman'ın duvarı yıkılıp Kur'ana yeniden kanı değiyor.

Ömer, fitnenin kapısı aralanmasın diye sırtında hançeri ile sıkı sıkı hala kapıyı tutarken, bir kez daha düşüyor.
Kim niye Habil'i öldürüyor?

Yıl 2014
Bütün dünya mazlumları bitmeyen acılarına derman olur diye baktıkları Anadolu coğrafyasında yaşanan kardeş kavgasına bakıp, kim, neden, nasıl, kimin adına ümitlerimizi kırıp yeniden göz yaşlarımızı akıtmaya çalışıyor diye soruyor.?
Hüseyin kim, yezid kim?
Habil kim, Kabil kim?
Yusuf kim, Yahuda kim?



   
2014-04-16
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları