Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Osman TATLI
Osman TATLI kimdir?

Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Şeytan ve Genç Kadın
Kişisel menkıbeyi fenomenlerle bulmaya çalışan ‘Simyacı' romanıyla tanıdığımız Coelho, karşımıza iyi ile kötüyü, bireylerin hayatlarını sorgulayıp; hayatlarına yeni bir anlam yükledikleri, aşk, ölüm, para, iktidar vb. temaları işleyerek bir hafta gibi kısa bir sürede insanın değişebileceği tezi olan ‘ve yedinci gün' üçlemesinin son kitabı ‘Şeytan ve Genç Kadın' ile çıkıyor. İlk iki kitap; bir kadını aşkla olan hesaplaşmasını konu alan ‘Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum ve Ağladım' ile intihar teşebbüsünde bulunan bir kızın hastanede kendisine bir hafta gibi bir zamanda öleceğinin söylenmesi üzerine kendisi ve çevresi ile yaşadıklarını konu alan ‘Veronika Ölmek İstiyor' dur. Bu iki kitapta Coelho kahramanlarını yedi gün boyunca kendileriyle savaştırıp, insan ruhunun derinliklerine inmeye çalışıyor ve alışkanlıkları ele alıyor. Bireydeki çelişkiler sonucu iyi olan, yani melek, şeytana üstün gelerek geçmişteki kara sayfayı kapatıp, yedinci günün sonunda yeni bir hayata başlıyor. Anlayacağınız yine ‘iyi' kazanıyor ve romanlar mutlu sonla bitiyor...  

Coelho ‘Şeytan ve Genç Kadın' kitabına diğer eserlerinde olduğu gibi romanı özetleyen, İncil'den ayetlerle başlamış. Kitabın ilerleyen sayfalarında Hrıstiyan azizlerden hikayeler ve İncil'den başka ayetler de görmek mümkün. Ayrıca Coelho' hrıstiyan öğretisini okuyucuyu bunaltmadan salt bilgi olarak ya da bir kilise papazı edası şeklinde karşımıza koymuyor. Eseri hikaye ederek anlatması ve son dönemlerde gündeme gelen misyonerlik çalışmaları düşünülürse bu ve benzeri kitapların üzerinde durulmasında fayda vardır.

Coelho ‘Şeytan ve Genç Kadın'a' kısa bir önsöz eklemiş, bu yolla okuyucuya kendi bakış acısını vererek romanın nasıl ve ne şekilde okunması gerektiği ve yazmaktaki temel amacını okuyucuya açıkça hatırlatmakta. Eserini, yazmak için yazmadığını anlatmaya çalışmaktadır.Gönül isterdi ki romanda, kanılara varmayı okuyucuya bıraksın. I. Yalom'un yazdığı ‘Nietsche Ağladığında'da Yalom, önsüzünü kitabın arkasına atmıştı ve okuyucu kitabı bitirince ancak fark edebilmişti ki en doğrusu da buydu. Nitekim, Sabahattin Eyüpoğlu önsözlerin çoğunun okuyucunun anlayışına sınır koyduğunu, bir gözlük taktığını, öyle bir gözlük ki ne kadar güzel de gösterse görülmüş bir dünyayı gösterdiğini söyleyerek şöyle devam eder: Önsözü eserin sahibi de yazmış olsa , okuyucuya dilediğini göstermeye hakkı yoktur.Özgün bakışın etki altına girmemesi, çıkarılacak sonucun yazarın verdiği ipuçlarından yola çıkarılmaması için önsözün sona bırakılmasının en uygun şey olacağı kanısındadır.

Coelho, iyi ile kötünün savaşını konu alan eseri,gelişmelere kapalı toplum örneğini içeren bir köyde geçiyor. Dikkat çeken ve sorulması gereken şey ise ,neden bir metropolün seçilmemesidir. Coelho için köyün cazibesi; insani ilişkilerin sıcak olduğu, bireyselciliğin görülmediği, duyguların hassasiyetlerin ölmediği, ahlak ve inanç değerlerinin insanlar üzerinde etkili olduğu, insanların birbirlerine vermiş oldukları değer ve saygıdan olsa gerek, oysa metropollerde bunlar pek görülmez. Daha komşuları ile ilişkileri olmayan, hayatını paranın emrine vermiş, ilişkileri çıkar üzerine kurulmuş, yalnızlaşan insanda yozlaşmayan ahlak ve erdemleri toplu olarak bulmanın zorluğudur.Her ne kadar Coelho'nun sadece kahramanı değişime uğramışsa da, köylülerde belirgin bir değişim söz konusu olmayıp onlar sadece figüran konumundadırlar. Coelho'nun bunu pek de önemsediği söylenemez, onun için önemli olan kendi düşüncelerini haklı çıkaracak ortamın oluşmasıdır.

Bu köyde yaşayanlar; dürüst, namuslu; insan ilişkileri iyi olan, sıradan tiplerdir, öyle ki hiçbir idealleri olmayan, köy işlerinden başka işlerle uğraşmayan, yaşadıkları yerden bıkmış, yaşadıkları yeri cehennem diye niteleyen, içinde bulundukları şartlardan memnun olmayan insanlardır. Roman, bir yabancının şeytanı ile köye gelmesi üzerine yaşamları alt üst olan insanları konu alıyor.Yabancı, roman boyunca tanrının rolünü oynuyor; insanı çok iyi tanıyor ,kurbanlarını titizlikle seçiyor ve onları -Musa'ya gelen on emirden çalmayacaksın, öldürmeyeceksin emirleri- yanında getirdiği altınlarla imtihan ediyor.Amacı, insanın özünü bulmaya çalışmaktır. İnsanın özünün iyilik mi kötülük mü olduğu sorusunun cevabını filozoflardan, kitaplardan değil, bizzat insanları imtihan ederek bulmaya çalışmaktadır.

Yabancı, insanı en zayıf noktasından yakalıyor; gençlik, gelecek beklentileri, rahat bir yaşam arzusu ve tüm bunları yapmayı sağlayacak para.Yabancı, bu silahı kullanarak insanın yoldan çıkacarılacağı tezini savunuyor ve bu noktada kurban seçilen kahramanımız Chandel'in kendisiyle hesaplaşması başlıyor. Altınları çalsın mı çalmasın mı; altınlar için birinin ölmesi gerekiyor mu gerekmiyor mu gibi sorularla uykuları kaçan, buhranlar geçiren bir ruhun tasviri var. Felsefî bir tartışma yok genel psikoloji ele alınmış.İki boyutlu olan insanı konuşturmuş yani insandaki iki sesi dillendirerek, bireyin hangisine inanması gerektiği konusunda yaşadığı şaşkınlık ve içine düştüğü çıkmazın dramatize edilişi var. Bu kişilik tartışmasında şeytanın zaferini ilan ettiği, kötünün kazandığı bir anda yazar araya giriyor, Chantal altınları çalmak için onları gömülen yerden çıkarıyor, tam gidecekken insanın kanına susamış lanetli kurt karşımıza çıkıyor. Bu kısım, romanın akışına gölge düşürüyor ve romanda bir kopukluk izlenimi veriyor. Buna benzer bir kopukluk ve kurgu hatası romanın sonundaki kimsesiz, yaşlı Bertan'ın öldürülme sahnesinde de görülüyor. Köyün ileri gelenlerinin görüşü alınarak , kararın infaz edileceği sırada Amerikan filmlerini aratmayacak şekilde Chandel sahneye giriyor ve köylüyü yabancıya karşı ikna edip Berta'yı öldürülmekten vazgeçirtiyor. Bu iki olay yaşamlarını ömür boyu garantiye alacak altınlar dahi olsa, ‘iyi'nin baskın gelerek altınların çalınmaması,bir insanın öldürülmemesi, klasik bir kurgunun yanında Coelho'nun kendi fikrini haklı çıkarmak için araya girerek yedinci gün tezini ispatlamaya çalışması kendisi ile çelişkiye düşmesine neden olmaktadır. Kendisinin savunduğu gerçekleri bir kenara bırakması ve sıradan gerekçeler ileri sürmesi yazarın bir zaafıdır. İnsanın son dakikalarda erdemli(neye göre erdem sorusunun cevabı belirgin değildir) olanı fark etmesi sanırım kitle psikolojisinin ve yaşadığımız modern çarkın göz ardı edilmesi yanında, hepimiz görüyor ve yaşıyoruz ki bireyin içini kemiren ‘iyi ve kötü' alışkanlıkları kökünden sökmenin zorluğunu bazen de imkansızlığını gözler önüne seriyor.İnsanın doğasında bulunan iyi ve kötü yanlarını tek boyuta indirmeye çalışmak, onu tanımamak hatta ona zulüm etmek demektir.Önemli olan insanın iradesini kullanmayı öğrenmesi ve kendinde zamanla köklü bir değişime gitmesi; anlık duygularla,heyecanlarla ve olaylarla değil. Zaten reel hayatta, alt yapısı olmadan insanın kısa zamanda değişmesi pek görülmemiştir.

Batının Prometeus'la gelen zamanın kısır döngüsü ve -insanın yapısını parçalamaları gibi- zamanı parçalamaları, yaşayışı belli zamanlara hapsetmesi; birçok şeyin saatlere, dakikalara,hatta saniyelere göre ayarlanması düşüncesinin yedinci gün tezi üzerindeki etkisini görmek mümkündür.Burada Coelho insanı ve zamanı parçalayarak, insanı geçmişinden, çevresinden, hatta insani özelliklerinden kopararak değerlendirmiştir. Bütünü parçalara ayırarak değerlendirmek, sağlıklı sonuçlar vermez. Nitekim sorun hayatın bazı anlarında önemli kararlar verilmesinden öte bundan sonraki duyguları diri tutacak, sıradanlıktan kurtarıp, renklendirecek bazı konulara değinmektir. Son dönemlerde yaygınlaşan insanın bir dönemini ele alıp, tabiri caizse insanın hidayete erdirilmeye çalışılması günümüz insanı için yeterli değildir. Bunlar hayaller üretmenin yanında, reel hayattan kopma ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçışı da getirebilmektedir.Yapılması gereken, hayatı bütünüyle kuşatarak bilgi veren, ayakları yere basan kitapların yazılması ve var olanların elden geçirilmesidir. Bu da insanların hayata bakış açılarını sağlamlaştıracaktır.

Tabii ki Coelho ‘Şeytan ve Genç Kadın'da bize yapmamız gerekenler konusunda ipuçları veriyor ve bazı yerlerde bizi uyarıyor.İyimser bir tablo çizerek, umudun yitirilmemesi gerektiğini, bazı olayların insan hayatında önemli roller üstlenebileceğine dikkatleri çekerek, bizi hassas olmaya çağırıyor En önemlisi bireyi yaşadıkları konusunda kendisini sorgulamaya çağırıp, kişinin kendisini önemsemesine ve kendini tanımasına yönelik bir caba içerisine girmesini vurguluyor. Sonuç itibariyle kitabın kapağını kapattığınızda altında kaldığınız etkiyi daimi kılmaya çalışmak, hayattaki arayışımızı hangi koşullar altında olursa olsun bitirmemek, içimizdeki ateşin sönmesine izin vermemektir. Coelho ‘Şeytan ve Genç Kadın'la ateşe sadece bir odun atmaya çalışmış.

Kurgusu sıradan olsa da romanın sürükleyici bir dili var. Hayata baktığımız pencereden, gördüğümüz nesneleri biraz belirginleştirmeye yönelik bir adımın cabası görülmekte, bu belirleyicilik tam olmasa da roman okunmaya değer.

Osman Tatlı

[email protected]


 



   
2014-04-23
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları