Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Nejat ERDİM
Nejat ERDİM kimdir?
1970 Batman / Beşiri doğumluyum, Mersin'de yaşamaktayım. Halen bir ulusal internet sitesinde köşe yazarlığı yapmaktayım,çeşitli dönemlerde yerel ve ulusal birçok yayın organında ülkeye ve dünyaya dair yazılarım yayınlandı...
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
AKP'nin Kaderi de ANAP'ın Kaderi Gibi Olur
Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile beraber iktidar cephesinde Erdoğan sonrası için parti içinde bir kargaşanın, bir huzursuzluğun zuhur bulacağına dair birtakım belirtiler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamış gibi görünüyor.

Bu minvalde en son başbakan yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in, yapmış olduğu açıklama ve onun bu açıklamasına partinin ikinci adamı Bülent Arınç'ın verdiği tepkiden yorumlamak mümkün.
Şahinin özetle Erdoğan sonrası;' partinin ve hükümetin başına başbakan yardımcılarından birinin geçeceğini' söylemesinin ardından Bülent Arınç'ın Şahin'e verdiği tepkiden net bir şekilde anlayabiliyoruz.

AKP'nin Erdoğan endeksli bir parti olduğunu ve partinin Erdoğan'ın kişiliği ve liderliği üzerinden yükseldiğini ve toplum nazarında partinin sahip olduğu değere bu çizgiye paralel kavuştuğunu sanırım tartışmaya gerek yok.

Doğal olarak Erdoğan'ın gidişi ile tıpkı komutansız kalmış bir ordunun şaşkınlığının iktidar partisi içinde yaşanacak olmasına şaşmamak gerekir.

Açıkçası bugün yaşadıklarımızın nerede ise aynısını yakın siyasi tarihimizde ANAP ve Özal deneyiminden yaşamış olduğumuzu hatırlayınca iktidar partisi için de aynı tehlikenin söz konusu olduğunu ve aynı sonun AKP için de yaşanabileceğini kestirmek güç olmazsa gerek.

Bu anlamda Özal ve ANAP'lı yılları kısaca hatırlayacak olursak bugün yaşanan ve yaşanması olası durum hakkında bize yeterince ipucu verecektir diye sanıyorum.

Özal 1983 yılında girmiş olduğu ilk seçimde % 45‘lik bir oy oranı ile herkesi şaşırtacak bir sonuç almış ve partisini girdiği bu ilk seçimde tek başına iktidar yapma başarısını göstermişti.

1983-1989 yılları arası, yani Özal'ın partinin başında olduğu ilk altı sene icraatlar, değişiğimler ve ülkenin hiçte alışık olmadığı ekonomik hamlelerle geçti.
Ülke askeri darbenin etkilerini daha henüz çok taze yaşıyorken, Özal partisinin bünyesinde topladığı çok farklı eğilimler ile hemen hemen toplumun tüm kesimlerini kucaklamayı da başarmıştı.

Yeni köprüler, yeni otoyollar, devasa toplu konutlar, uydu kentler ve iletişim ağlarındaki ciddi hamleler ile Özal ve ekibi ülkeyi adeta şaha kaldırmıştı.

ANAP iktidarının ilk altı yılında, yani 1983ve 19889 yılları arasındaki bu geçiş döneminden sonra 1989 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile deyim yerinde ise o günün iktidar partisi için adeta rüzgâr tersten esmeye başlamıştı.

Partinin genel başkanı ve başbakan Turgut Özal'ın Çankaya köşküne oturmuş; bundan sonrasında parti içinde huzursuzlukların ayyuka çıkması uzun sürmemiş, Özal'ın yerine atadığı emanetçi başbakan Yıldırım Akbulut'un vizyonsuz ve toparlayıcılıktan uzak politikaları partiyi genel kongreye kadar götürmüştü.
Özal'ın hiçte tasvip etmediği ve onaylamadığı bu gelişmelerin paralelinde yapılan kongrede Mesut Yılmaz partinin ve doğal olarak hükümetin başına geçerek önce parti merkezindeki Özal posterlerini ve daha sonrasında Özal'ın partideki etkisini adeta kapının önüne koyarak ANAP'ın toplumda oluşturduğu kucaklayıcı ve birleştirici politikalarından vazgeçerek partiyi statükocu ve katı merkeziyetçi bir çizgiye çekerek tam anlamı ile ANAP efsanesinin çöküşünün fitilini ateşlemiş oluyordu.
Evet, aslında geçmişte yaşanılan bu tecrübeyi iyi analiz ettiğimizde o günkü koşulların bugün için de çok mantıklı bir şekilde geçerli olabileceğini tahmin etmek zor değil.
Özal'ın ANAP'ı için dün yaşananların bugün Erdoğan'ın AKP'si için de kuvvetle muhtemel yaşanabileceğini unutmamak lazım.

Bugün itibari ile AKP içinde Erdoğan sonrası için birtakım isimler zikredilmekte, Abdullah Gül'ün Erdoğan ve parti içindeki ağır isimlerin taleplerine karşı bu göreve soğuk bakması ve büyük bir ihtimalle Çankaya yarışında yer alacak olması gözleri alternatif isimlere çevirmiş durumda.

Bu isimlerin başında Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu geliyor, ama partinin gideceği ilk genel kongrede farklı isimlerin ortaya çıkması da ihtimal dâhilindedir, zira tıpkı ANAP gibi AKP'de farklı eğilimlerden oluşan kozmopolit bir parti.
Sağcıların, Kürtlerin, liberaller ve bir kısım demokratların partinin merkezinde olduğunu unutmamak lazım.
Bu eğilimleri bir arada tutmak ve şu anki birlikteliği devam ettirebilmek açıkçası çok kolay gözükmüyor.

Özellikle Kürt meselesi, Gezi süreci ile başlayan toplumsal muhalefet ve Cemaat ile yaşanan çatışmadan partinin içinden Erdoğan gibi düşünmeyen isimlerin varlığını gözden kaçırmamak lazım. Daha önceki dönemlerde partinin önemli isimlerinden Abdüllatif Şener, M.Dengir Fırat gibi isimlerin bugün durdukları noktayı hatırlamakta fayda var.



   
2014-04-22
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları