Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Nejat ERDİM
Nejat ERDİM kimdir?
1970 Batman / Beşiri doğumluyum, Mersin'de yaşamaktayım. Halen bir ulusal internet sitesinde köşe yazarlığı yapmaktayım,çeşitli dönemlerde yerel ve ulusal birçok yayın organında ülkeye ve dünyaya dair yazılarım yayınlandı...
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
HDP Ne Yapmalı - Ne Yapmamalı!
Bundan böyle BDP ve onun tabanı siyaset arenasında HDP çatısı altında yollarına devam edecekler.
Birleşmenin yaşandığı gün, özellikle BDP'nin eş genel başkanlarından Selahattin Demirtaş'ın verdiği iddialı ve kimi kesimlere göre de "ütopik" sayılabilecek mesajlarından anlaşılacağı üzere değişen sadece partinin ismi ve tabelası değil; aynı zamanda Kürt siyasetinin amiral gemisinde oturanların bakış açısı ve hedeflerini de değiştirdiği çok açık.
Demirtaş'ın 2015 genel seçimlerine koyduğu :"ana muhalefet partisi" olma hedefi an itibari ile yüksek ve çok zor tutturulabilecek bir hedef olsa da şüphesiz ki BDP-HDP bileşenleri için şuan için bir istek ve temenniden öte bir zorunluluk ve aslında ülke siyaseti için önemsenmesi gereken bir gereksinim gibi duruyor.
BDP-HDP birleşmesinin kendi bünyesinde yarattığı bir takım anlaşmazlık ve rahatsızlıkların Öcalan'ın 2013 Martından bu yana hem Kürt siyaseti ve hem de Ülke siyasetindeki tartışılmaz etkinliğinden nasibini almış olmalı ki çok fazla etkili olmadan "bertaraf" edildi denilebilir.
Legal Kürt siyasetinin ülkenin bir bölgesine sıkışmışlığını aşarak,kendisine Türkiye'nin demokrasi yolculuğunda işlevsel bir misyon biçen bu yapılanmanın geçmişten günümüze gelen sorunlar yumağından kurtulması ve Kürt siyasetini sıkışmış" bölgesel iktidarlık tan" çok; genel sınırlar içinde söz sahibi olacak bir muhalefet partisi olma tercihine itmiş olması aslında sadece Kürtler için değil tüm ülke halkları için çok önemli bir kazanç olarak kabul edilmelidir.
Lakin işin bir de öte tarafı var, yani zor tarafı,yani bardağın boş olan kısmı.
TSK ve PKK arasında nerede ise iki yüz yıllık Kürt meselesinden mütevelli süren otuz yıllık şiddetli çatışma döneminin ülkenin batısında Kürtlere ve Kürt siyasetine karşı yarattığı olumsuz ve can sıkıcı algının yansımalarını son olarak Ege bölgesinde HDP teşkilatlarına yapılan ve adeta "infial" noktasına dayanan yağma ve saldırıların beslendiği "linç" kültürünü izole etmek ve kitleleri toplumsal kutuplaşmadan çekip, toplumsal uzlaşıya geçirmek sanıldığı kadar kolay ve olabilir bir durum değil.
Evet verilen mesajlar ve daha da ötesi ortaya konan hedef bu anlamda bir "eşik" bir başlangıç noktası olarak kabul edilebilir,ama sanırım bura da dikkat edilmesi ve kat'iyetle ciddiye alınması gereken en temel konu "hassasiyetler" meselesidir.
Kürt siyaseti batıdan kendilerine doğru atılmayan dostane ve olumlu adımları hassasiyetler noktasında önemsemeli, birleştirici ve kucaklayıcı mesajları verebilmelidir.
Bu anlam da Uludere'de Kürtlerin itildiği yalnızlığa, Gezi'de Türk solunun aynı yalnızlıkla cezalandırma örneğinde olduğu gibi karşılıklı zıtlaşma ve restleşmeler yerine ortak paydalar da buluşma ve dahası ortak paydalar yaratmaya çalışmak sağlam ve etkili bir muhalefet gücünün oluşturulabilmesinin en önemli koşuludur.
Tüm bunları bir kenara koyup Türkiye'de siyasetin güç aldığı ve dahası iktidar yürüyüşünde göz önünde bulundurulması gerekilen iki önemli ve temel faktör vardır.
Bu iki önemli faktör aslında Türkiye'de siyasetin iktidarı hedeflediği süreçte uyulması gereken çok ciddi önemli iki faktördür.
Din ve sermaye!
Evet bu iki temel unsur siyasetin şekillenmesinde ve iktidarın belirlenmesinde oldukça önemli rol oynadılar ülke siyasetinin tüm geçmişinde.
Yüzünü dine dönmeyen,sırtını sermayeye dayamayan partilerin iktidara gelmesinin ne denli imkansız olduğunu Adnan Menderes'ten bu yana çok net bir şekilde görmek mümkün.
Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan'ın ortak ve en fark edilen noktaları da bu iki unsurdu sanırım.
Toplumun en önde gelen hassasiyetinin "din" olduğunu bilen sağ iktidarlar,paraya ve sermayeye küsmek ve ürkütmek yerine onlarla sıcak ve samimi ilişkiler geliştirerek hedeflerine çok daha kolay ve emin bir şekilde ulaşmış oldular.
HDP'nin bu iki noktada nasıl davranacağı da doğrusu merak edilen bir başka soru.
"Din" faktörünü demokratik ve özgürlükçü potada eritilebileceğini hesaba katsak ta; sol ve sosyalist sistemin sermaye ile devamlı bir çatışma ve savaş halinde olduğu gerçeği açıkçası halen aşılması gereken zor ve önemli bir sorun olarak önlerinde duruyor gibi.
Emeğe ve emekçiye kucak açan sosyalist ve sol söylemlerin sermayeyi ve sermayeye hükmedenleri hep "sömürücü ve zorba" olarak ilan etmiş olması bu sancının en önemli sebebini oluşturuyor denilebilir.
Netice itibari ile HDP geçmişte Kürt siyasetinin yaşadığı sıkıntıları yaşamamak için kat'iyetle ülkenin genelini ilgilendiren sorunlarla da alakadar olabilmeli, bunu kamuoyuna yansıtabilme becerisini gösterebilmelidir.Evet bu kolay bir yolculuk olmayacak,ama imkansız da değil.



   
2014-04-30
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları