Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 13 Mayıs 2014
Uğur BALAN
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
İçimizdeki yılkılar
Geçen gün televizyon izlerken gördüm yılkıları. Moğolistan'da, Kafkasya'da, Anadolu'da gözden düşmekle kalmayıp gönülden düşen bu hayvancıkların kaçınılmaz kaderiydi yılkı olmak.
Yok deme hakları yoktur insan oğlunun istekleri karşısında. Sırtına vurulan her türlü yükü taşımak zorundadır güçlü kaslarından fırlayan damarları yırtılsa da.
Sahibinden çok o ister en fazla yükü taşıyabilmeyi. Bir avuç arpa ya da bir kucak ot için  zorladıkça debelendikçe şişer burun kanatları. Hayat burundan fitil fitil nasıl gelirmiş onu görünce anlarsınız. Akıttığı ter oluk oluk iner sağrısından aşağı ama o yine de kıp kırmızı olmuş gözlerini kaçırır bunca uğraşıya rağmen utançtan.

Memelerine süt yürümüştür oysa. Güzel gözlü yavrusunu düşünür ve yeniden yeltenir sırtındaki yükle düştüğü çukurdan çıkmaya. Tam küfürler yağdırmaya başlamışken üzerine insanoğlu, nasıl olduysa başarır ve çıkıverir yığılıp kalacağından korktuğu çukurdan.

Sahibinin zalim gözleri kısılır o an. Kendince bir karar almıştır haksız mı haksız bir karar.
Atların kaderiydi yılkı olmak ve onun da başına gelecekti işte. Eve döndüklerinde dinlenmesine bile müsaade edilmedi. Hakaretler ve dayaklar eşliğinde sürüklenerek götürülüyordu işte.

Peki ya yavrusu. İki gün önce doğmuştu daha. Dizginlerini tutan zalim eller dönüp bakmasına bile müsaade etmiyordu. Başını arka tarafa döndürmeye çalıştıkça dudakları yırtılıyordu. Buna rağmen bile hissediyordu yavrusunun kokusunu. Arkasından geliyordu sessiz titrek bacaklarla. Koşmaya çalıştıkça tökezliyor düşüyor annesinden kopmamak için koşmak ve güçlü olmak zorunda olduğunu biliyordu.

Koparıp götürülüyorlar ormana sonunda. Evlerinden, sıcak yuvalarından uzakta üzerlerine dikilmiş sapsarı gözler var şimdi vahşilere ait. Ne kadar dayanabileceklerini onlarda bilmiyorlar. Tek amaçları karınlarını doyurmak değil bir de yem olmamak artık.
Çünkü artık sahipsizlerdir. Ve ölümün nereden geleceği belli değildir artık. Çok geçmeden ayağı kırılır anne atın. Yıkılır kalır olduğu yere. Yaklaşmakta olan sonu bilmektedir. Ayağının acısını duymaz bile. Onu yakan evladını bekleyen bildik sondur. Bağırır yırtınır ağlar. Yavrunun ağzı hala çekiştirmektedir korkudan kurumuş memelerini. Ve keskin dişler ve kanlı pençeler arasında son bulan hayatları...

Yılkı olmak sadece atların kaderi değildir oysa. Şanslı azınlığın haricindeki çoğu insanın da kaderi benzer bu soylu hayvanlara. Adli yada siyasi suçları nedeniyle hayattan tecrit edilen bu kişilerin yakınları da örneğini gördüğümüz bu hikayeden pek de farklı değildir aslında.

Yıkılıp yok oldukları yerler kuytu ve karanlık ormanlar değil gözümüzün önüdür çoğu kez. Genç güçlü kara yağız bir delikanlıdan arda kalan yaşlı ana babasıdır kimi zaman. Böylesine bir oğuldan mahrum kalınca tutulur kalır titrek el ve ayakları. Elde yok avuçta yok. Soğuk bir kış gününde bulunuverirler ara sıra selamlaştıkları komşuları tarafından buz tutmuş odalarında. Arda kalanlar yaşlı ana babalar mıdır yalnız. Gencecik eşler kalır kara gözlerinde donup kalmış nice ümitlerle. Minicik yavrular kalır, yıllar sonra, kollarında şırıngalarla bulunacak bilmem nerenin tuvaletinde son nefesini vermiş. Yada suça bulaşırlar geri dönüşü olmayan.

Birinci örnekte gördüğümüz yılkılar koruma altına alınmışlar Moğolistan ve Kafkasya da. Beslenmeleri sağlanıyor. Hasta olanlar tedavi ediliyor. Kendi mücadelelerini verebilmeleri için güçlü tutulmaya çalışılıyor.

Kimsesiz olan, sahipsiz kalan yada kaderlerine terk edilen yaşlı anne-babalarımız, zavallı çocuklarımız, gariban eşler, bir zamanlar bu asil atların yaşadıkları kaderleri yaşıyorlar ormanlardan daha tehlikeli olan şehirlerin uğursuz kuytu sokaklarında. Her şeyden daha fazla sevgisizlik acıtıyor onları. Sahip olduklarımızı sevgiyle tutalım ellerinden götürüp koyalım yüreğimizdeki en güzel yerlerine. Sahip olamadıklarımıza da el uzatmaya çalışalım...

Anneler gününüz kutlu olsun...



   
2014-05-10
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- Senaryolar
- Kısa Yollar Cennetin Emrinde...