Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU kimdir?
1966 Osmaniye doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini Osmaniye’de (Tülücüler İlkokulu, Osmaniye Ortaokulu, Atatürk Lisesi), yüksek öğrenimini İstanbul’da (M.Ü. İlahiyat Fakültesi) tamamladı. Mezun olduğu 1988’den beri öğretmenlik yapmaktadır. (Artvin Hopa İmam-Hatip Lisesi, Adıyaman Besni Kesecik Ortaokulu, Osmaniye Mehmet Akif İlköğretim Okulu, Osmaniye Cebelibereket İlköğretim Okulu). İlahiyat Fakültesi'nden Hocası Prof. Dr. İsmail Kıllıoğlu diyalogunda yazı çalışmalarını yürüttü. Mavera, Kadın ve Aile, Uzunoluk, Yalnız Ardıç, Çerağ, Güneysu gibi dergilerde hikaye, deneme, kitap tanıtım ve eleştiri yazıları yayınlandı. Yazı çalışmalarını sosyal medyada yayınlıyor. Ajans5.com- haberx – özgünduruş – diniajans.com- kayıpedebiyat- edebistan- edebiyatufku- kahvemolası – düzceyerelhaber- kocaeligazete – siyaset ve düşünce – adanahaber.com – bilgiagi.net – araştırmacıyazarlar.. vb. sitelerde yazıları yer alıyor.
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Geri Kalmışlığımız ve Devlet İradesi
DEVLET İRADESİNİN BİLİM VE TEKNOLOJİYE ETKİSİ

Ziya Paşa, 'Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm; Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm' derken aslında kendi ülkesindeki harika dini mimariyi görmezden geliyordu. Her biri bilim ve sanat göstergesi olan Anadolu ve İstanbul'daki camiler bugün hala ayakta olarak, onları ortaya koyan özgün bilim ve teknolojiyi işaret ediyor. Elbette ki bunlar özgün bir bilim ve kendine has teknoloji eseriydi. Bilgisiz ve tekniksiz her biri birbirinden muhteşem bu eserlerin ortaya çıkması imkansızdır.


Mimaride zengin bir bilgi ve bilimsel çalışmaya ulaşan ecdadımız diğer alanlarda cahil ve çaresiz miydi? Mimaride zirve yapan Osmanlı hatta Selçuklu bilginlerinin mimari dışında amiyane ifadeyle kafaları çalışmıyor muydu? Değilse diğer alanlarda neden benzer çalışmalar yapılmamıştı? Bilimsel ve tekniksel alt yapısı olan mimari çalışmalar neden belli bir aşamadan sonra kesilip inkıtaa uğratıldı? Ve asıl soru Batıya karşı geri mi kaldık yoksa geri mi bırakıldık?

Aslında meselenin büyük ayağı tekfur kızlarına meyilden başlayıp muhteşem Batı hayranlığını sonuç veren bir yaklaşıma sahip devlet iradesinin kullanılmasında yatmaktadır. İslam devlet idarecileri, yönetim zeminlerini kaybetmemek için toplumu bazen halka hissettirecek ölçüde kontrol ve geniş bir ihata altında tutmuşlardır. Bu baskının fazla hissedilmediği dönemlerde bilimsel çalışmalar serpilip gelişmiştir. Bu dönemler de maalesef kısa olmuştur.

Antik Yunan eserlerinin Arapçaya çevrilmesiyle yeni bir ivme kazanan İslam dünyası, bu bilimsel çalışmaları sürdürüp kendine has teknoloji ortaya koyacak aşamaya gelmiştir. O günkü bilimin görsel yansıması olan rasathaneler ağırlıklı sürdürülen çalışmalar sonucu bazı teknolojik alet ve ürünler ortaya konmuştur. Bir çok teknolojik ürün ise İslam bilginlerince kitaplarda tarif edilip kayıt altına alındığı bu aşamada edinilen bilgiler nedense pratiğe dökülüp ortaya çıkartılmamıştır.

Harun Reşit zamanında İslam bilginlerinin ‘çalar saat' yaptıkları ve Batılı bir devlet büyüğüne bunun hediye edildiğinden bahsedilir. Bu bilgi gerçekte doğru ise namaz ibadeti gereği zamanı ölçen böyle bir alete ihtiyaç duyan Müslümanlara bunun pratik sunumu neden yapılmamıştır da bu sebepten günümüzde en basit teknoloji ürünü konumuna gelen saatleri milyonlar ödeyerek Avrupa'dan ithal ediyoruz.

Avrupa'nın hayal bile edemediği uçmayı, asırlar öncesinden düşünerek bilimsel çalışmaları sonrası ilk uçuş denemesi yapan İsmail Cevheri'nin devamında Galata kulesinden Üsküdar'a kadar ilk defa başarılı bir uçuş yapan Hazerfan Ahmet Çelebi, sürgün yerine desteklenmiş olsaydı bugün uçak teknolojisinin kalbi muhtemelen biz olacaktık.

İlk dünya haritasını gerçeğe çok yakın çizen Piri Reis, evhamlı devlet iradesinin kadrine uğramak yerine teşvik ve destek görmüş olsaydı ‘denizcilik ve ulaşım' sektörü bugün kimin kontrolünde olurdu aceba?

İlk biyolojik çalışmaları yapan Akşemsettin, fetih sonrası bir köşeye uzlete çekilmeye zorlanmasaydı kim bilir bio-kimya da ne aşamada olacaktık?

‘Ama Osmanlı Padişahları, alim ve bilginleri korumuş ve himayeleri altına almışlardır' itirazını duyuyoruz. Aslında bu, koruma ve himaye değil kontrol altında tutmadır. İslam devlet yöneticileri her zaman alim ve bilginlerden çekinmişlerdir. İşlerine geldiği noktada onları kullanmış ve kullanmak istemişlerdir. İmam-ı Azam Ebu Hanife, Ahmet bin Hanbel ve İmam Şafii gibi alimler, devlet iradesinin yönetim zeminlerini sağlamlaştırmak için onlardan istediklerini yapmadıklarından işkence ve zulme maruz kalmışlardır.

İslam devlet yöneticileri, hükmetme güçlerini kaybetmeyi hiçbir zaman riske atmamışlardır. Evhamlanmaya vesile olacak icat ortaya koyan Hazerfan derdest edilip susturulmuş; çok geniş bilgiye sahip Piri Reis akdenizin kuytu köşelerinde derin bir gücün zoruyla ortadan kaldırılmıştır.

Meşruiyet zeminlerini kaybetme endişeli yönetim, başlangıçta rasathanelere müsaade ederken başka çalışma ve buluşlara müsaade etmemiştir. En fazla yol verilen yönetim zeminlerini desteklediği için mimari, özellikle ‘dini mimari' olmuştur. Bunun için o dönemlerin eserleri olarak hep tarihi camileri, köprüleri ve kervansarayları ayakta görürüz. Mimarinin alasını yapan zeka, gayret ve çalışmalar elbette ki diğer çalışmalarında en güzelini yapacaktı.

Geri kalmışlığımızı, birazda, İslam toplumlarında devlet idaresinin, toplumu en ücra köşesine kadar sarıp sarmalayıp dehşetini hissettirdiği ‘yönetim iradesinde' görmek gerek.

Lale devriyle başladığımız Batılılaşma ve ilerleme çalışmalarının yüzyıllar geçmesine rağmen hala yerinde saymasını, salt dinde ve toplumda aramak yerine biraz da ‘devlet iradesinde' aramak lazım değil mi? 



   
2014-05-14
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları