Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Fevzi GÜNENÇ
Fevzi GÜNENÇ kimdir?
1940 yılının şıra zamanında, 1 Eylül Dünya Barış Gününde Gaziantep’te doğmuşum. Öğretmenlik, metin yazarlığı, tiyatro oyunculuğu, gazetecilik, öykücülük yaptım. Sayısı 50’yi aşan sahne için çocuk oyunu, bir o kadar radyo oyunu, çocuk romanları, yüzlerce çocuk öyküsü, çocuk şiirleri yazdım. İlgi alanım çocuk edebiyatı. Ama toplumsal olaylara da duyarsız kalamadığım için sıklıkla köşe yazıları yazıyorum. Erişkinler için yazdığım edebi yapıtlarım da var. Bu bağlamda 1991 yılında Orhan Kemal Öykü Ödülü birinciliğini kazandım. Ödüller aldım bir yığın... Ulusal bir gazeteden Emekli oldum. İki çocuğum var. Ayıp olur öbürlerini saymazsam: kendileri için yazdıklarım da çocuklarım değil mi? Dünyanın dört bir bucağındaki sarı, kara, beyaz, kızıl derili olan kimileri kurşunlardan, bombalardan, kimileri açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan ölen düşlerinde bile gülemeyen, daha yaşamanın ne olduğunu anlamadan, ölen çocuklar öldüklerini bile bilemeyen çocuklar benim çocuklarım değil mi?
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Sizin hiç babanız öldü mü?
Cemal Süreya'nın çok sevdiğim bir şiiri var. Sizin hiç babanız öldü mü? Bu şiirin ilk bölümünü olsun paylaşalım önce.

'Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu, kör oldum'

***

Anneler gününü geride bıraktık. Her mayısın ikinci Pazar günüdür anneler günü.

Şimdi sıra babalar gününde. Böyle bir günde, dünyaya gelişlerinin nedeni olan babalarını anımsayanlar oluyor mu acaba?

Ben oluyorum. Annemi de babamı da yitireli çok oldu. O nedenle onlara bir demet çiçek götüremiyorum.

Bunun yerine mezarlarını ziyaret ediyorum. Bir saksı çiçek götürüyorum. O çiçekleri bile çalacak kadar yoksul bırakılan halkım, anneme babama bırakmıyorlar çiçeğimi.

Babalar günü haziranların üçüncü haftasının Pazar günüdür. Bu yıl 15 Haziran'a denk geliyor. Yine bir saksı çiçek alıp gideceğim mezarına babamın. Toprağıyla birlikte mezarın başucuna gömeceğim. Sulayacağım.

'Canım çiçeğim, iyi bak babama,' diyeceğim ona. 'Onu yalnız bırakma.'

Biliyorum çiçek hırsızları bunu da çalacaklar. Olsun. Kaç gün kalırsa kârdır.

Şimdi konumuzla ilgili bir baba öyküsüne geldi sıra. Beni pek duygulandıran bu öyküyü kim yazmış bilemiyorum. Bana gazeteci yazar arkadaşım Mehmet Muhsinoğlu gönderdi. Yazanın da göndererin de yüreğine sağlık.

***

Öykü şöyle:

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan söz ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. 
  O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.


Yaşlı baba kargaya gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:

'Bu ne oğlum?'

Oğlu şaşkın, cevapladı:

'o bir karga baba.'

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:

'Bu ne oğlum?'

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'. 

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor,sonra başını yine onlara çeviriyordu.

Yaşlı baba üçüncü defa sordu:

'Bu ne?..'

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü:

'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?' 
    Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:


'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?' 
    Babası yüzünde yitmeyen bir gülümseme, yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü.


Bu bir anı defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı, aradığını buldu. Sevgiyle gülümsemesini sürdürerek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzatıp o bölümü okumasını söyledi. 

Oğul okudu.

Anı defterinde şunlar yazılıydı:
  'Bugün 3 yaşındaki minik oğlumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da kendisine sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.


Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'



   
2014-05-30
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları