Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 06 Temmuz 2014
Nejat ERDİM
Nejat ERDİM kimdir?
1970 Batman / Beşiri doğumluyum, Mersin'de yaşamaktayım. Halen bir ulusal internet sitesinde köşe yazarlığı yapmaktayım,çeşitli dönemlerde yerel ve ulusal birçok yayın organında ülkeye ve dünyaya dair yazılarım yayınlandı...
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Dağa Çıkan Çocuklarımız Üzerine…
Çocukları dağa çıkan bazı ailelerin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde başlattığı eylem üzerinden yürüyen polemik hükümet ile Kürt siyaseti arasında giderek büyük bir gerilime doğru sürükleniyor.

Son günlerde gerek Öcalan'ın ve gerekse hükümet çevrelerinin çözüm sürecinde yeni bir evreye geçildiğini ve iki taraf için de müspet sonuçların beklendiği böylesi bir dönemde annelerin bu eylemi BDP-HDP cephesinde 'provokatif' bir eylem olarak algılanırken iktidar cephesindeki yaklaşım ise 'teröre karşı annelerin çığlığı' olarak topluma yansıtılmak istenmekte.

Kuşku yok ki yeryüzünde hiçbir siyasi düşünce, hiçbir değer annelerin gözyaşından değerli ve öncelikli olamaz.
Bu perspektiften bakıldığında hükümetin bu konudaki sabıkasının hiçte iç açıcı olmadığını görebilmek mümkün.
AKP iktidarının 12 yıllık döneminde kolluk kuvvetlerinin şiddeti ile yaşamını yitiren onlarca çocuğun faillerinin hiçbirinin bulunup yargı önüne çıkartılmadığını bilmeyenimiz yok.
Bu anlamda Uğur Kaymaz'ın, Ceylan Önkol'un, Medeni Yıldırım'ın, Berkin Elvan'ın ve Roboski'de çocuk sayılabilecek tam 17 çocuğun nasıl öldürüldüğünü sorgulamayan iktidarın açıkçası bugün Diyarbakır'daki annelere gösterdiği ilgi ve şefkatin(!) samimiyeti konusunda birçok kesimde derin kuşkular var.

Hiç kuşku yok ki iktidarın geçmişteki bu kötü sicilini dayanak gösterip çocukların dağa çıkıp, ellerine silah almalarını meşru görmekte kabul edilebilir bir durum değil.

Açıkçası bazı annelerin tamamen annelik içgüdüsü ile başlattığı bu eylem ne acıdır ki bugün çok çirkin bir şekilde taraflar arasında politik malzeme yapılmış durumda.
İktidar bu olayı PKK ve onun etrafında gelişen siyasi akıma karşı bir psikolojik savaş silahı olarak kullanırken, Kürt siyaseti de adeta iktidarın dümen suyuna girerek bu oyuna alet olmuş durumda.

Annelerin çığlığı etrafında birleşip çocuklarımıza dağın yolunu açan faktörleri görüp ona göre önlem almak yerine tabiri caizse özellikle iktidar cephesinin adeta 'karanlığa taş atma' çabasına anlam vermek mümkün değil.

İnsanoğlunun var oluş hikâyesinin başlangıcından bu güne değin; 'dağ' hep direnişin, başkaldırının ve baskıcı otoriteye karşı isyanların sembolü olmuştur.
Eğer bir ülkede binlerce insan silah kuşanıp dağlara çekilip otorite ile savaşıyorsa o ülke de ters giden ve ivedilikle düzeltilmesi gereken bir şeylerin olduğunu kabul etmek lazım.
Türkiye'deki iktidarlar tam otuz yıldır bu geçeği görmediler, bu gerçeğe gözlerini kapattılar.

AKP iktidarı, çoğu kesimce tepki ile karşılansa da bu yaraya çözüm bulmak adına somut ve makul bir takım adımlar attı.
Özellikle bu anlamda iktidarın hakkını yememek gerekir, lakin barış sürecinin merkezinde olan iktidar bir yandan çözüm odaklı politikalara karşı Öcalan ile diyalog içinde olurken, aynı iktidarın dağa çıkan çocuklar üzerinden Kürt siyasetine karşı 'psikolojik savaş' başlatma çabasını anlamak mümkün değil.

Çözüm sürecinde, bölge de gerek yapımına tüm hızı ile devam edilen kale-kollar ve gerekse iktidarın bu çabalarına karşı PKK'nin gösterdiği refleks ve bu refleks çerçevesinde özellikle Diyarbakır-Bingöl arasındaki bölgede yaşananlar açıkçası istenmeyen sonuçlar doğurabilir.
Taraflar arasındaki güvensizlik bu güne kadar hep sözler üzerinden dillendirilirken bugün itibari ile bu güvensizlik 'eylemlilik' kazanmış durumda ve bu çok tehlikeli bir yöne doğru bizi sürükleyebilir.

Bu çerçeve de bugün Diyarbakır'da çözüm sürecine yönelik iktidar cephesince başlatılacak çalıştay'da umulur ki yaşanan sıkıntıların ve tıkanmanın giderilmesi yönünde olumlu ve yapıcı adımlar atılır.Dağa Çıkan Çocuklarımız Üzerine...

Çocukları dağa çıkan bazı ailelerin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde başlattığı eylem üzerinden yürüyen polemik hükümet ile Kürt siyaseti arasında giderek büyük bir gerilime doğru sürükleniyor.

Son günler de gerek Öcalan'ın ve gerekse hükümet çevrelerinin çözüm sürecinde yeni bir evreye geçildiğini ve iki taraf için de müspet sonuçların beklendiği böylesi bir dönemde annelerin bu eylemi BDP-HDP cephesinde 'provokatif' bir eylem olarak algılanırken iktidar cephesindeki yaklaşım ise 'teröre karşı annelerin çığlığı' olarak topluma yansıtılmak istenmekte.

Kuşku yok ki yeryüzünde hiçbir siyasi düşünce, hiçbir değer annelerin gözyaşından değerli ve öncelikli olamaz.
Bu perspektiften bakıldığında hükümetin bu konudaki sabıkasının hiçte iç açıcı olmadığını görebilmek mümkün.
AKP iktidarının 12 yıllık döneminde kolluk kuvvetlerinin şiddeti ile yaşamını yitiren onlarca çocuğun faillerinin hiçbirinin bulunup yargı önüne çıkartılmadığını bilmeyenimiz yok.
Bu anlamda Uğur Kaymaz'ın, Ceylan Önkol'un, Medeni Yıldırım'ın, Berkin Elvan'ın ve Roboski'de çocuk sayılabilecek tam 17 çocuğun nasıl öldürüldüğünü sorgulamayan iktidarın açıkçası bugün Diyarbakır'daki annelere gösterdiği ilgi ve şefkatin(!) samimiyeti konusunda birçok kesimde derin kuşkular var.

Hiç kuşku yok ki iktidarın geçmişteki bu kötü sicilini dayanak gösterip çocukların dağa çıkıp, ellerine silah almalarını meşru görmekte kabul edilebilir bir durum değil.

Açıkçası bazı annelerin tamamen annelik içgüdüsü ile başlattığı bu eylem ne acıdır ki bugün çok çirkin bir şekilde taraflar arasında politik malzeme yapılmış durumda.
İktidar bu olayı PKK ve onun etrafında gelişen siyasi akıma karşı bir psikolojik savaş silahı olarak kullanırken, Kürt siyaseti de adeta iktidarın dümen suyuna girerek bu oyuna alet olmuş durumda.

Annelerin çığlığı etrafında birleşip çocuklarımıza dağın yolunu açan faktörleri görüp ona göre önlem almak yerine tabiri caizse özellikle iktidar cephesinin adeta 'karanlığa taş atma' çabasına anlam vermek mümkün değil.

İnsanoğlunun var oluş hikâyesinin başlangıcından bu güne değin; 'dağ' hep direnişin, başkaldırının ve baskıcı otoriteye karşı isyanların sembolü olmuştur.
Eğer bir ülkede binlerce insan silah kuşanıp dağlara çekilip otorite ile savaşıyorsa o ülke de ters giden ve ivedilikle düzeltilmesi gereken bir şeylerin olduğunu kabul etmek lazım.
Türkiye'deki iktidarlar tam otuz yıldır bu geçeği görmediler, bu gerçeğe gözlerini kapattılar.

AKP iktidarı, çoğu kesimce tepki ile karşılansa da bu yaraya çözüm bulmak adına somut ve makul bir takım adımlar attı.
Özellikle bu anlamda iktidarın hakkını yememek gerekir, lakin barış sürecinin merkezinde olan iktidar bir yandan çözüm odaklı politikalara karşı Öcalan ile diyalog içinde olurken, aynı iktidarın dağa çıkan çocuklar üzerinden Kürt siyasetine karşı 'psikolojik savaş' başlatma çabasını anlamak mümkün değil.

Çözüm sürecinde, bölge de gerek yapımına tüm hızı ile devam edilen kale-kollar ve gerekse iktidarın bu çabalarına karşı PKK'nin gösterdiği refleks ve bu refleks çerçevesinde özellikle Diyarbakır-Bingöl arasındaki bölgede yaşananlar açıkçası istenmeyen sonuçlar doğurabilir.
Taraflar arasındaki güvensizlik bu güne kadar hep sözler üzerinden dillendirilirken bugün itibari ile bu güvensizlik 'eylemlilik' kazanmış durumda ve bu çok tehlikeli bir yöne doğru bizi sürükleyebilir.

Bu çerçeve de bugün Diyarbakır'da çözüm sürecine yönelik iktidar cephesince başlatılacak çalıştay'da umulur ki yaşanan sıkıntıların ve tıkanmanın giderilmesi yönünde olumlu ve yapıcı adımlar atılır.

   
2014-06-06
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları