Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 29 Ağustos 2014
Didem ÜRER
Didem ÜRER kimdir?
İsmim Didem Ürer, İstanbul’da doğdum. Ortaokul ve Lise öğrenimini İstanbul (Erkek) Lisesi’nde tamamladım. Daha sonra İstanbul Üniversitesi (İngilizce) İşletme Fakültesinden mezun oldum. Ve ardından Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde öğrenim gördüm. İngilizce ve Almanca ve az derecede Arapça biliyorum. A9 Televizyon kanalında uzun süredir canlı sohbet programımız mevcut. Sohbet programlarımızın içerdiği konular: - İnsanlar arasında sevgi, adalet, dayanışma ve güzel ahlakın gelişmesini, milli ve manevi değerlerin güçlenmesini hedefleyen konular - Bilimsel gelişmelerin yakından takip edildiği, biyoloji, fizik, kimya, biyofizik, genetik, mikrobiyoloji, paleontoloji gibi bilim dalları hakkında bilgiler içeren konular, - Sosyal, tarihsel, politik, kültürel konular - Güncel haberleri kapsayan, dünyadaki küresel ve yerel sorunlara çözüm önerileri sunan konular Takip edebileceğiniz internet adreslerim: http://twitter.com/Didem_Urer, http://didemurer.blogspot.com/,http://www.a9.com.tr
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Çözüm Süreci'ni doğru anlamak
PKK Tehdidine Karşı Milli Bilinçlenme Seferberliği

"Çözüm Süreci" olarak adlandırılan sürecin başından itibaren PKK'nın "çözüm" kavramından anladığı ve hedeflediği ile Türk hükümetinin hedeflediği hiçbir zaman aynı olmadı. Çözüm Süreci PKK açısından, asla 30 yıldır sürdürdüğü davasını bir kalemde silip terk etmesi anlamını taşımıyor.

Tam aksine süreç PKK için, bu mücadeleye daha güçlenmiş, yenilenmiş ve donanımlı bir biçimde devam edebilmesi ve bu sayede hamle kazanması için ihtiyacı olan geçici bir toparlanma zamanı elde etme ve bu süre içinde dokunulmazlık kazanma taktiğidir.

Bu zamanı gereği gibi kullandıktan sonra ise artık sürece vs. ye de ihtiyacı kalmayacak ve Türk Devleti'nin karşısına eli daha da güçlenmiş, pazarlık payı artmış olarak çıkacaktır. Nitekim son günlerde Güneydoğu'da artan gerilim ve şiddet olayları PKK'nın, bu aşamaya çok yaklaştığı düşüncesiyle gitgide artan şımarıklık ve cüretkarlığının birer göstergesidir.

Çözüm Süreci'ni PKK'nın bir anda pişman olup davasından vazgeçip silahlarını bırakarak dağdan inmesi ve Türkiye'yi terk etmesi, Türk Devleti'nin de "peki bir daha yapmayın" diyerek onlara dokunmaması ve sonuçta her yerin güllük gülistanlık olması şeklinde anlayan zihniyetin değerlendirmesini ise okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

Bir televizyon kanalında yorum yapan Nihal Bengisu Karaca, Öcalan'ın otoritesini sarsmak isteyen Kandil'den bazı kişilerin KCK vasıtasıyla Çözüm Süreci'ne aklı yatmayan gençleri kışkırttığını söylüyor. Ancak bu kışkırtmanın nasıl yapıldığını, gençlerin akıllarının ideolojik olarak nasıl çelindiğini sorgulamıyor. Oysa sorunun esas kökeni de gerçek çözümü de bir çok kişinin aklına bile getirmediği bu ideolojik arka planda yatıyor.

Tek ve en etkili çözüm PKK'nın komünist ideolojisinin çökertilmesidir

Bilindiği gibi, PKK Marksist, Leninist, Stalinist bir örgüttür. PKK militanlarına silah kullanmayı bile öğretmeden önce komünist-materyalist ideolojinin eğitimi verilmekte ve örgütün bütün propaganda, eylem ve stratejilerinde bu ideolojinin esasları uygulanmaktadır. Gençlerin dağa çıkmasından, bu mücadeleyi hayatlarının davası olarak benimsemesine ve gerektiğinde bu uğurda seve seve canlarını vermesine kadar gereken tüm fikri ve psikolojik altyapı yine bu ideolojinin telkin ve propaganda yöntemleri ile sağlanmaktadır.

Kısaca, PKK'nın can damarı her yönden benimsediği bu Marksist-komünist-materyalist ideolojidir. PKK'nın can damarını kesmek ise ancak bu çarpık ideolojisini bilimsel ve felsefi olarak çökertmekle mümkündür.

Yoksa askeri tedbirler 30 yıldan bu yana uygulanmış fakat hiçbir sonuç vermemiştir. Bu fiili yöntemler PKK'yı geriletmemekte, tam tersine güçlendirmektedir. Şiddet şiddeti doğurmaktadır. PKK bundan sonra daha da büyük eylemler peşinde olacaktır. Kendisine karşı yalnızca fiili güçle karşı konulması ideolojik yönden beyni yıkanmış PKK kadrosunun şevkini ve mücadele azmini artırmaktan, uğrunda ölmeye hazır oldukları batıl ideolojilerine daha sıkı sarılmalarından başka işe yaramayacaktır.

Dolayısıyla, birinci dereceden yegane çözüm PKK'nın varlığını ve tüm stratejisini üzerine kurduğu Marksist-komünist-materyalist zeminin geçersizliğinin bilimsel olarak ortaya konmasıdır. Bunun da geniş çaplı ve kapsamlı bir eğitim seferberliği, milli bir bilinçlendirme şeklinde en acil bir devlet politikası olarak derhal devreye sokulması gerekmektedir.

PKK ideolojisinin temeli Darwinizm... Komünizme karşı fikri mücadele Darwinizmin geçersizliği anlatılarak yapılır.

PKK'nın Marksisit Leninist Stalinist ideolojisinin felsefi temeli materyalizm, bu felsefenin sözde bilimsel dayanağı da Darwinizm'dir. Komünizmin bilimsel temelini Darwinizm'den aldığını bizzat ideolojinin kurucusu Karl Marx'ın kendisi ifade etmektedir. Oysa bugün Darwinizm'in bilimin her alanında geçerliliğini kaybetmiş, bilimsel hiçbir delili olamayan batıl bir din olduğu sayısız kanıtlarla ortaya konmuştur.

Ancak, ne gariptir ki literatürde "tarihin en büyük bilimsel sahtekarlığı" olarak geçen Darwinist teori devletin okul kitaplarında hala bilimsel bir konu gibi anlatılmaya devam edilmektedir. PKK da devletin bu kitaplarından militanlarına kendi komünist ideolojisini sözde bilimsel olarak destekleyen Darwinist tezleri öğretmektedir. Bu suretle doğru bilimsel altyapısı olmayan elemanlarına yaptıklarının tarihin ve doğanın değişmez bir kanunu olduğu, bunun bilimsel ve felsefi bir gerçek olduğu, dolayısıyla kendilerinin de en doğru, en erdemli bir davanın askerleri olduğu safsatalarını telkin etmektedir.

Bu telkinin etkisindeki PKK elemanları da Darwinist-materyalist bakış açısının doğurduğu şiddet, terör ve kan dökücülüğü kutsal sayarak hayatları pahasına bu davaya baş koymaktalar. İnsan kaçırma, yol kesme, otobüs yakma, her türlü anarşist ve terörist eylem günlük hayatlarının bir parçası olmakta. Heyecanlarını, şevklerini ayakta tutmak için de sürekli bu eylemleri tırmandırma gayreti içindeler.

İşte böyle bir yapıyı fikren mağlup etme dışında askeri yöntemlerle, sopayla, tüfekle, tankla, sokak protestoları gibi eylemlerle etkisiz kılmak mümkün değildir. Fikren mağlup olduğunda ise komünist mücadelenin başarılı olması artık mümkün değildir. Bataklığın kurutulması ancak ilmi ve fikri mücadeleyle, doğru eğitimle sağlanabilir.

Kendilerine bugüne kadar anlatılanların yanlış, geçersiz ve gerçek dışı olduğu, boş, yanlış, sahte bir davanın peşinden gittikleri, kullanılmaları için yalanlar üzerine kurulu propagandalarla aldatıldıkları doğru bilgilerle, bilimsel ve mantıki delillerle PKK yandaşlarına anlatıldığında inandıkları sistemin gerçek yüzü ortaya çıkacak, davalarına olan inançları, kendilerine olan güvenleri yok olacaktır. Böylece ideolojisi çöken örgütün can damarı kesilmiş olacaktır.

Eğitim seferberliğinin iş işten geçmeden acilen devreye sokulması şart Bu yegane geçerli bilimsel ve fikri mücadele yöntemini, çözüm süreci öncesinde de çözüm süreci boyunca da değerli Hocam Sayın Adnan Oktar sayısız kereler anlatmış, halen de anlatmaya devam etmektedir.

PKK'nın gittikçe şımardığı, eylemlerinin sayısını ve şiddetini artırdığı şu dönemde bahsettiğimiz eğitim politikasının ve milli bilinçlendirme seferberliğinin daha fazla geç kalmadan hayata geçirilmesi artık zorunlu bir hal almıştır. Bunda sadece hükümetin değil diğer tüm partilerin de Türkiye'nin ali menfaatleri doğrultusunda ortak hareket etmeleri, hükümete destek vermeleri gerekir. Çünkü söz konusu olan vatanın bölünmesi tehlikesidir. Bu tehlike de şu ana kadar hiç olmadığı kadar ülkemize yakındır. Böyle bir dönemde vatana millete sahip çıkma duygusunun, milli sorumluluğun basit siyasi hesapların çok ötesinde olması gereklidir. Bizim tüm siyasi partilerden beklentimiz de bu yöndedir.

Bu eğitim seferberliğinin yanı sıra devletin bölgeye ve bölgedeki vatandaşlarımıza sevgi ve şefkat dolu yaklaşımı, kucaklayıcı ve sahiplenici tavrı buradaki halkımızın da devlete destek olmasına ve PKK belasına karşı devletle birlikte mücadele etmesine de vesile olacaktır inşaAllah.

Gereken sevgi, şefkat ve sıcaklığı, insancıllığı, karşılıklı güven ve dayanışmayı tesis ettikten sonra kalekolların da bölgedeki vatandaşlarımızı tedirgin eden, sorun teşkil eden bir yönü kalmayacaktır. Çocukları kaçırılan ailelere, hayatlarını tehdit altında geçiren Kürt kardeşlerimize gösterilecek sevgi ve şefkat ibadettir.

Sayın Adnan Oktar kalekollar hakkındaki görüşlerini A9 TV'deki bir programında şöyle açıklamaktadır:

"PKK yanlış bir inançla dağa çıkıyor, yanlış dava insanları yetiştiriyor. Buna karşı doğru dava adamları yetiştirilmesi gerekir. Kalekollar okul gibi olacak, kütüphanesi olacak, lokali olacak, bölge halkının güvencesi, sevinç vesilesi olacak. Biz eski anlayıştaki karakolları değil sevgi karakollarını istiyoruz, iddia edilen ergenekonun alçaklıklarının olmadığı bir düzen olmalı. Dağdaki elinde tüm silah gücüyle bekliyor karakolu dağın tepesine kurmuş, elbette devletin de kendisini koruyacak karakolu olacaktır. Kalekollar sevgi merkezleri olacak, aynı zamanda canımız mehmetçikleri de en güzel şekilde koruyacak. Bizim istediğimiz kalekol, çocukların, gençlerin içinde mutlu oldukları bahçesinde oynadıkları sevgi kaleleridir. Kalekollar devletin saldırı amacında olduğunu göstermez, devlet istese ve gerekli olursa kalekol olmasa da düşman gücü ezer."

 

Sonuç olarak, Allah'ın izniyle Türkiye ne bölünür ne de bölünmesine izin veririz. Din, Bayrak, vatan, devlet, kutsalımızdır ve milletimiz kutsallarını canı pahasına korur. PKK'nın bir planı vardır fakat Allah'ın da bir planı vardır. Allah'ın planı tüm planların üzerindedir. Allah'ın, Peygamberi (sav) vasıtasıyla ahir zamandaki -yani günümüzdeki- müminlere müjdelediği planı ise İttihad-ı İslam'dır.

PKK ise, Allah'ın bu muhteşem planı içinde yine tümüyle Allah'ın kontrolünde olan müminlerin hamiyet hislerini, İslami heyecanlarını tırmandıran, dini ve milli duygularını feveran ettiren, böylelikle İttihad-ı İslam'a zemin hazırlayan basit bir aktördür. Zamanı gelince rolü sona erecek ve yok olacaktır.

Allah'ın kaderi budur. Kader olacak değil olmuş bitmiş bir takdirdir. Biz de bu kaderi Allah'ın izniyle izleyip göreceğiz. Hz. Mehdi (as) gelecek, Hz. İsa Mesih illaki inecek ve İttihad-ı İslam mutlaka kurulacaktır. İnşaAllah.

[email protected]

https://twitter.com/Didem_Urer 



   
2014-06-28
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- Siyah bayraklar ve IŞİD