Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 24 Temmuz 2014
Ahmet ÇİÇEK
Ahmet ÇİÇEK kimdir?
"1980 Rize/Çayeli doğumlu, Tütüncüler Köyünden Pazarlı bir vatandaşım. Tarih alanında lisans ve yüksek lisansımı Erzurum'da tamamladım. 10 yıl kadar özel eğitim kurumlarında çeşitli kademelerde çalıştım. Şimdi Başbakanlık Osmanlı Arşivinde arşiv uzmanı olarak görev yapmaktayım. 2007'de evlendim. Ömerasaf adında bir oğlum var. 1999'da "Aşkın Yeni Ufukları" adıyla ilk şiir kitabım, 2011'de "Beyaz Kıvılcım" adıyla ikinci şiir kitabım yayımlandı. Kağıt kalemle aram iyidir, 2000'den bu yana çeşitli yayın organlarına köşe yazarlığı yapıyorum. Ayrıca Eğitim, Bilim ve Sosyal Meselelere dair birçok yayımlanmış projelerim var. Bir dönem Erzurum'da radyo programcılığı da yaptım, şiir programları düzenledim... Son olarak yoğun ve uzun uğraşlar sonunda "Saatsiz Zamanlar" adlı romanımız, mart 2013'te okurlarıyla buluştu... Hayat devam ediyor..."
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Bin Firavuna Bir Musa Yeter!
Ey İsrailoğulları... Bu hitaba Kur'an-ı Kerim'imizden çok aşinayız... Bir milleti topluca itham ve izah etmeyi çok doğru bulmasam da Rabbimiz İsrailoğullarını genelleyen ifadeler kullanıyor. Adeta insanlığı İsrailoğullarına karşı uyarıyor.  Ne de olsa onlar pire için yorgan yakan peygamber katilleridir.

Bu genellemeyi doğrulayan başka bir misal... Mesela Rusya Çeçenistan'a, Sırbistan Bosna Hersek'e, Çin Doğu Türkistan'a, ABD Irak'a saldırdığında İslam dünyası öfke cephesi olarak Hıristiyanları ya da Budistleri değil; sadece ilgili devleti, hatta onu yönetenleri görür. Fakat söz konusu İsrail olunca iş değişiyor. İsrail mesela Filistin'e müdahale ettiğinde İslam dünyasının öfke taarruzundan sadece İsrail değil, aynı zamanda tüm Yahudiler nasibini alır. Çünkü İsrail teokratik zalim bir devlet ve dünyanın dört bir yanındaki Yahudiler bir şekilde İsrail ile ilintili. Üstelik İsrail terörüne koşulsuz destekçi...

Durum böyle olunca İsrail, hatta tüm Yahudiler kendi geleceklerini kör bir karanlığa sürüklemiş oluyorlar. Çünkü her saniye güvenlik tehdidi ile yaşamak zorunda kalacaklardır. Şu an dahi İsrail vatandaşları sığınaklarda... Bin bir çeşit entrika ile korsan olarak bir bölgeye yerleştiğiniz halde bağdakine çirkef bir düşmanlık besliyorsanız, gücünüze isnaden orantısızlık içindeyseniz, tüm umut kapılarını bir bir kapatıyorsanız, tarifsiz acılar yaşatıyorsanız kendine bir güvenlik sahası oluşturmuş olmazsınız. Bilakis her şeyini kaybetmeyi göze aldırmışsanız Ey İsrailoğulları sizler için yaşam işkenceye dönüşecektir, paranoyak haline geleceksiniz. Her daim ensenizi kollamak zorunda kalacaklardır.

Bir hikâye paylaşayım...

Cılız bir adam, kelli felli bir adam tarafından fena halde pataklandıktan sonra hastanelik olmuş.  Saatler sonra kendine geldiğinde bir hastane odasında olduğunu fark etmiş. Odada kendinden başka bir hasta daha varmış. O hasta merak edip sormuş:

"Hayırdır kardeş, ne bu hal? Ne oldu sana?"

Cılız adam boynu bükük anlatmış:

"Hiç sorma azizim. Kahvede, bana gıcık kapan kelli felli bir herif, sırf onun masasına oturdum diye beni bu hale getirdi."

Hasta adam: "Keşke ondan intikam alabilseydin?" diye eseflenmiş.

"Keşke... Ah keşke... Ama bu mümkün değil..."

Hasta adam istediği cevabı alınca devam etmiş: "Aslında mümkün? Hem de ne müthiş bir intikam."

Cılız adam merakla atılmış: "Nasıl olacak bu?"

"Bak kardeşim, sen buradan çıktığında ona kendini fark ettirmeden yaklaş ve ensesine bir şaplak patlat."

"Öldürür beni, böyle intikam mı olur?"

"Bir şey olmaz. Bana güven. Dediğimi yap intikam almış olacaksın."

Aradan bir hafta geçmiş... Cılız adam tekrar hastanelik olmuş. Kendine geldiğinde yine o hasta adamı görmüş karşısında. Bir anda hiddetlenmiş:

"Be adam sana söylemiştim. Gördün mü halimi, ölmediğime şükrediyorum."

Hasta adam pişkince sırıtmış biraz ve sonra: "Halen intikam almak istiyor musun?" diye sormuş.

"Ya git işine, senin aklına uydum da az kalsın ölüyordum."

"Kardeşim, sen şu anda en zor olan şeyi hallettin. İntikamını almaya çok yaklaştın. Eğer şimdi vazgeçersen hem artık kendin olamazsın, üstelik bu dayak da yanına kâr kalır."

"Ne yapmamı istiyorsun yine?"

"Buradan çıkınca, tekrar ona sinsice yaklaş ve ensesine bir şaplak daha patlat."

"Ya hu delirdin mi sen? Sen ölmemi mi istiyorsun?"

"Eğer o adamdan kurtulmak istiyorsan söylediğimi yapmalısın."

Neyse bu şekilde 4-5 sefer hastanelik olmuş. Altıncısında bizimki o kelli felli adamı otobüse binecekken görmüş... Tın tın tın yanaşmış, tam şaplağı patlatacaktı ki adam irkilip son anda ensesini kurtarmış. Bizimkisi eyvah, hapı yuttum diye düşünürken irikıyım adam diz çöküp yalvarmaya başlamış:

"Allah aşkına yakamı bırak, yalvarırım bırak. Senin yüzünden çocukların dahi maskarası oldum."

Bizimkisi şaşmış kalmış:

"Neden ki?"

"Neden olacak, senin şaplakların yüzünden her an ardımdan bir şey gelecek diye tik oluştu bende. Sokağa çıkamaz oldum."

Bizimkinin keyfi yerine gelmişti. Hastane komşusunun ne demek istediğini anca anlamıştı:

"Seni bir şekilde affederim."

"Nedir? Söyle de kurtar beni."

"Ben kahvede iken sen geleceksin, benden izinsiz masaya oturacaksın. Sonra yaptığın bu terbiyesizlik yüzünden seni adamakıllı pataklayacağım ve sen bana bir fiske dahi vurmayacaksın. Aksi halde çocukların maskarası olmaya devam edersin."

"Peki madem."

İşte hikâyemiz böyle... Damla azmederse mermeri deler... Dağlar geçer iğne deliğinden... Kağnı kamyonu yener... Bin Firavuna bir Musa yeter...

Adı ister Müslüman olsun, ister gavur Allah zalimleri islah eylemesin,

Kahreylesin (Amin)...

Kahreylesin (Amin)...

Kahreylesin (Amin)...

Ahmet ÇİÇEK

[email protected]



   
2014-07-19
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları