Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 10 Ekim 2013
Yusuf Ziya DÖGER
Yusuf Ziya DÖGER kimdir?
Sosyolog / Öğretmen Türkçeyi on yaşından sonra öğrendi, sonradan öğrendiği dil ile nispeten yazabiliyor, anlayabiliyor ve okuyabiliyor. Şimdi ise öğrencileriyle sonradan öğrendiği dil ile felsefe yapmaya çalışıyor.
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Psikososyal bir vakıa olarak Zazacılık
Sosyal kitleleri harakete geçiren ve yönlendiren aslında çoğu zaman akıl değil, onları çoşkulandırarak alana çeken temel unsur cazibesine kapıldıkları duygulardır.

Duygu, insani bir erdem olarak kitleler için rehber alınırsa, zaman zaman insani olanın yitirilmesine yol açan sonuçlarla toplumun karşı karşıya kalmasına da sebep olabilir. Tarihsel süreçte toplumsal değişim ve dönüşümlere yol açan gerçeklikler, toplumsal yaşam alanında araştırıcılarına önemli veriler sunar.

Ancak bu veriler araştırıcıları tarafından analize tabı tutulduğunda duyguyla değil akılla bezendirilerek ortaya konulursa toplumsal gerçeklikleri açıklamada daha doğru sonuçlar üretilebilir. Aklıselim düşünceyi referans almaktan çıkarıp duygu ve coşku selini referans alarak piyasaya sürülmüş bir düşünce hiçbir zaman toplumda köklü biçimde yer edinemez.

Duygu ve çoşkuya uyarak üretilen veriler, toplumsal gerçekliği açıklamak yerine saptırmaya daha uygun argümanlar haline dönüşür. Oluşturulan bu tür argümanlarla sosyal kitleler istenilen yönde kolaylıkla maniple edilebilir ama bundan sağlıklı bir toplum yapısı üretilemez. Bugün yürütülmekte olan zazacılık akımı benzeri bir yol izleyerek akıl yerine sadece duyguları körüklemek suretiyle toplumsal gelecek inşa etmenin derdine düşmüştür.

Dil/Lehçe İlişkisi Nasıl Anlışılır. Dil, toplumları ayrıştırma ve tanımlama görevi gören bir araçtır. Dil bir toplumu diğerlerinden ayırt eden ve onu o yapan varoluşsal unsur olarak ele alınmalıdır. Dilsel tanımlamanın toplumsal gerçekliğe uygun olması gerekir ki toplumların ayırd edilmesi için kullanılabilir uygun bir veri oluşturabilsin.

Dünya üzerinde etimolojik anlamda dil tanımlamları yapılırken soyutluk ve somutluk form farkı temel alınmak zorundadır. Ki dünyada tüm diller için öncelikle soyut form kullanılır ve bu soyutluk dile ait lehçeler üzerinden somut formlara dönüştürülerek anlam kazanır. Bu ayrım dikkate alınmadan bir dilin gerçekliği doğru biçimde kavranılamaz ve toplumların ayırt edilmesi için sağlıklı bir biçime kavuşamaz. Bir durumun taşıdığı gerçeklik siyasal etki ve endişelerin henüz oluşmadığı dönemlerde üretilen verilerle ancak daha net tespit edilebilir. Bu nedenle siyasal amaç taşımayan dönemlerde dil ile ilgili üretilmiş sade bir bilgi bugün üretilmiş binlerce bilimsel nitelikli tezden daha değerlidir.

Dile yönelik pragmatist bakışı önceleyerek ortaya atılmış tüm oryantalist fikir ve düşüncelerde dilsel gerçekliği yakalamanın önüne çekilmiş birer set görevi görmektedirler. Bu durumda aklıselime uygun veriler elde etmek ve bunlar üzerinden hareket emek gerektiği sonucu hâsıl oluyor. Dil üzerinden toplumu açıklamaya çalışanlar mutlaka bu nedenlerden dolayı yüzünü halka dönmelidirler ve halk nezdindeki gerçekliği kavramalıdırlar.

Tarihsel süreçte bir halkın kendisini tanımlaması ve konumlandırması dilsel gerçekliği yakalamanın miheng taşlarını oluşturmaktadır. Bunlar referans alındığında toplumun tanımlanması ve ayrıştırılması kolaylaşır. Türkiye sınırları içerisinde yaşayan Zazaların kendilerine yönelik bu tür tanımlamları işin aslının anlaşılmasında önem kazanan temel verilerdir. 1857/58 yılında Raslowda üç zaza esirle yapılan görüşmelerden derlenen ilk zazaca metinde geçen tanımlama bize bu konuda önemli bir veri sunmaktadır. Xalef ağa werişt, davulbazi dai perue.

Eskêri Xalêf ağa pyêrü 'amê pyesêr, Xalêf ağa va ke eskêri xuera: bauni ağaler, ma şuên i kavgı, mêtersi, eskêri Daqma begi zafi, hêmâ pêrü Tirki, nêşeni (nişkênî) madê kavgı biki, ma pyêrü camêrdi kırdanî, myêrdei aşirani, mêtersi (sayfa 77/78) Xalêf ağa kalktı davula vurdu, Xalêf ağanın tüm askerleri bir araya toplandı. Xalêf ağa kendi askerlerine dedi ki, bakın ağalar biz savaşa gidiyoruz korkmayın. Doqma begin askeri çoktur ama hepsi Türktür. Bizimle savaşamazlar çünkü biz Kırd erkekleriyiz (Kırd ruhu taşıyoruz).

Korkmayın biz aşiret insanlarıyız. Burada kullanılan tanımlama zazaca için çok önemli bir veridir. İlk zazaca metinlerden biri olma niteliğine sahip bu tanımlama normal halkın kendisini nasıl algıladığına dair net bir bilgi sunmaktadır. Ki bu esirler Bingöl'ün Sivan bölgesinin Kesan köyündendirler. Bu gün Çewlikte Zazacılık argümanlarıyla ortaya çıkan yönelimin temel noktaları ele alındığında aklın rehberliğinden çok duygunun rehberliğine başvurmakta oldukları da açıkça ortaya çıkmaktadır. Ki bu tanımlamayı kesinlikle kabul etme eğilimi göstermemektedirler. Bunu Kurtleşmenin bir argümanı olarak kabul etme eğilimi göstermektedirler.

Duygularına ait coşku cazibesine kapılan bu insanlar kendilerini tanımlama adına soluğu karşıtlık üzerinde konumlandırmaya dayandırarak kendilerini var kılmaya çalışmaktadırlar.

Oysa benzer şekilde karşıt komunlandırma 90 yıldır Cumhuriyet rejimi tarafından Kurd varlığına karşı dillendirildiği halde sonuç almaktan ziyade sadece sorunun çetrefilleşmesine vesile olmuştur. Toplumların yapısal şekillenmeleri anlık zaman dilimleriyle değil, sürece bağlı olarak gelişir. Bu süreç içerisindeki oluşumlar belli değerlere bağlı biçimde yol almadıkları zaman süreç içerisinde yok olmayla karşı karşıya kalırlar.

Bu nedenle Zazacılık akımının coşku seline kapılan bu insanların halkın içine çıkarak tanımlama ve konumlandırmanın nasıl yapıldığını görmeleri gerekir. Bu konuya ilgi duyan herkesin artık malumudur ki sadece Türkiye sınırları içerisinde yaşayan Zazaların kendilerini tanımlamları yöreden yöreye farklılık taşımaktadır.

Yapılan tanımlamlarda etkili olan temel unsurun da inanç olduğu açıkça bilinmektedir. Şafiî Zazalar tanımlamada Kırd, Alevi Zazalar tanımlamada Kırmanç, Hanefi Zazalar ise tanımlamada Dimbılli kavramlarını kullanırlar. Güncel bir konu olarak gündeme sunulan Zazacılık bir nebze olsun bu veriler ışığında ele alınırsa gerçekliği yakalmanın daha kolay olduğu rahatlıkla görülür.

Zazacılık vakasını ele alan bir araştırmacı doğal olarak bakışını Bingöl/Çewlik ve Tünceli/Dersim üzerinde yoğunlaştırmak zorundadır. Bu iki yerin kendilerine has Sosyolojik toplumsal gereçekliğe sahip oldukları izan sahibi hiçbir sosyal bilimcinin gözünden kaçmaz.

Öyleyse Zazacılığı anlamanın yolu bu iki toplumsal yapıyı analiz etmekten geçer. Bu iki toplumsal yapıyı ifade eden bölgelerdeki sosyal algı ve Zazacılığın temelinde yer alan duyguyu bir sonraki yazıda işleyeceğim...

   
2013-07-12
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları