Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 28 Ocak 2015
Metin SOYLU
Metin SOYLU kimdir?
Gazeteci-Yazar Metin Soylu, 1981 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimi Ankara Batıkent Kürşad Bey İlköğretim Okulu'nda liseyi ise 1998 yılında Ankara Batıkent Mobil Lisesi'nden mezun olarak tamamladı. "Piri Reis Haritası'nın Şifresi" adlı kitabıyla okuyucularının karşısına çıkan Metin Soylu, bugüne kadar Kocaeli Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Dumlupınar Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi pek çok üniversitede Piri Reis konusunda konferanslar gerçekleştirerek büyük yankı uyandırdı.17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında Türk halkının doğal afetler üzerine daha fazla ilgi duyması ve özellikle üniversite öğrencilerinin Afet Gönüllüsü birer birey olarak toplumda daha etkin rol oynaması için Afet Okulu Projesi’ni kaleme alan Soylu, bu konudaki düşüncelerini “Afet Okulu” adlı kitabında topladı. Yazar Metin Soylu'nun son eseri Belgelere Dayalı Gerçek Bir Kahramanlık Öyküsü olan "Bedeli Çanakkale'de Kanla Ödenecektir"dir. www.metinsoylu.com
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Tıkandı Baba!..
Yaşadığımız sürece emin olun ki hepimiz birer ‘Tıkandı Baba' adayıyız. Yani hayat yolunda kimi zaman karşımıza öylesine güzel fırsatlar çıkar ki bazılarını değerlendirir mutlu oluruz bazılarının da yanından teğet geçer üzülürüz.

Elbette bazen de göz göre ‘Lades' diyebilecek işlerin içerisinde buluruz kendimizi.

Bu bize göre ‘Çaresizlik' başkalarına göre ‘Çaresizliğin suiistimal' edilmesi anlamına gelir.

Zamanı gelince elimize bir ‘elek' alır, 
O suiistimal eden kişileri öyle güzel eleriz ki bu bizim ne kadar kararlı olduğumuzun bir göstergesi haline gelir.

Hani derler ya ‘Sessiz atın tekmesi pek olur''
İşte o hesap!.. 

Ne demiştik?
Hepimiz birer ‘Tıkandı Baba' adayıyız.
Öyle ya işin bir de bu tarafına bakalım.
Bazen öylesine muhteşem çalışmalar yaparız ki, bir türlü istediğimiz sonucu alamayız.
Sonra Sultan II.Mahmud'un o meşhur sözü aklımıza gelir:
'Vermeyince Mabut, Neylesin Sultan Mahmut'

Tarihe geçen bu sözün arkasında ise 'Tıkandı Baba' var.

Nasıl mı? 
Hadi Bakalım...



Sultan II. Mahmut kıyafet değiştirip, beraberinde sadrazam ve birkaç muhafız ile halkı teftişe çıkmış. Dolaşırken bir kahvehaneye girip oturmuşlar. Bakmışlar müşteriler kahvehaneciye seslenip duruyor: 

"Tıkandı Baba, çay getir"; 
"Tıkandı Baba kahve getir"

Tıkandı Baba lakabı Sultan II. Mahmut'a ilginç gelmiş. Merak edip kahvehaneciyi çağırmış. Kahvehaneci gelince:

- Baba sana neden "Tıkandı Baba" derler? Hele otur da anlat, demiş.
Tıkandı Baba başlamış anlatmaya:
- Ben bir gece, bir rüya gördüm. Rüyamda tanıdığım tüm insanların bir çeşmesi vardı ve hepsinin çeşmesinden oluk oluk su akıyordu. Benim de bir çeşmem vardı fakat benim çeşmemdeki su ip gibi akıyordu. Sonra ben; "Keşke benim çeşmem de onlarınki kadar aksa" diye içimden geçirdim. Sonra yerden bir çomak alıp suyun geldiği oluğu dürtmeye başladım. Ben oluğu dürterken çomak kırıldı ve ip gibi akan suyum damlamaya başladı. Bu sefer ben; "Keşke çeşmem diğerlerininki kadar olmasa da, bari eskisi kadar aksa" diye içimden geçirdim ve oluğu kurcalamaya devam ettim. Ben uğraşırken suyun geldiği oluk tamamen kırıldı. Az önce damlayan suyum, tamamen kesildi. Ben yine uğraşmaya devam ediyordum ki, o sırada Cebrail göründü; "Tıkandı, baba! Artık uğraşma!" dedi. O gün bu gündür bu rüyamı kime anlattıysam adım Tıkandı Baba'ya çıktı. Hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp zar zor geçinmeye çalışıyorum.

Tıkandı Baba'nın anlattıklarından etkilenen Sultan II. Mahmut, muhafızlarına; "Bundan sonra her gün bu adama bir tepsi baklava getirin; her baklava diliminin altına da bir altın koyun." diye emir vermiş. Hemen ertesi gün askerler ilk tepsi baklavayı getirip, Tıkandı Baba'ya teslim etmişler. "Padişahımızdandır" diyerek...



Tıkandı Baba baklavaya sevinmiş. "Ne zamandır tatlı yemişliğim de yoktu" diye içinden geçirmiş. Almış tepsiyi tutmuş evinin yolunu. Yolda düşünmüş kendi kendine; "Yahu ben bir canıma nasıl yerim bir tepsi baklavayı? En iyisi ben buna hiç dokunmadan satayım."

Tıkandı Baba işlek bir yol kenarına kurmuş tezgâhını başlamış; "Taze baklava! Taze baklava!" diye bağırmaya... Bu sırada yoldan geçen bir Yahudi baklavaya talip olmuş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar, Yahudi baklavayı alıp gitmiş... Tıkandı Baba baklavadan kazandığı ile ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.

Yahudi baklavayı evine götürmüş. Bir dilim atmış ağzına... Fakat dişine bir şey değmiş... Bu nedir diye bir bakmış ki; altın. Ve baklavanın her diliminin altında bir tane altın... Yahudi bu duruma anlam veremese de ertesi gün tekrar aynı yere gitmiş ki; aynı adamı görür müyüm diye... Bakmış ki adam orada... 
Demiş ki; "Sen her akşam burada olacaksan, biraz indirim yap da ben her akşam alayım bu baklavaları senden." Tıkandı Baba kabul etmiş ve her akşam baklavayı Yahudi'ye satmaya başlamış.

Sultan Mahmut, bir ay baklava gönderdikten sonra; "Bakalım Tıkandı Baba şimdi ne durumda?" deyip adamlarıyla beraber tutmuş kahvenin yolunu. Fakat bu kez kıyafet değiştirmeden... 
Sultan Mahmut bakmış ki; Tıkandı Baba aynı tas aynı hamam. Ne uzamış ne kısalmış. Yine aynı kahvehanede, ekmek kavgasında... Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'yı yanına çağırtıp sormuş:

-Tıkandı Baba sana yolladığım baklavaları almadın mı?
Tıkandı Baba biraz mahcup:
-Geldi hünkârım, demiş. Ben de satıp ihtiyaçlarımı giderdim. Duacınızım.

Sultan Mahmut, bunu duyunca tebessüm etmiş. "Anlaşıldı Tıkandı Baba, sen gel bakalım benimle" demiş. Birlikte sarayın yolunu tutmuşlar. Saraya varınca Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'yı doğruca hazine odasına götürmüş. Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'nın eline bir kürek tutuşturup:

-Baba daldır bakalım küreği istediğin yere... Küreğin üzerinde ne kalırsa senindir, demiş.



Bunu duyan Tıkandı Baba öyle heyecanlanmış ki; küreği ters tuttuğunu fark etmemiş bile... Hızla küreği daldırıp çıkarmış ama ne çare? Kürek ters olunca üzerinde bir tanecik altın kalmış o da düştü düşecek... Derken o da düşmüş.

Sultan Mahmut:
-Baba, demiş. Senin buradan nasibin yok! Sen şu bizim askerleri takip et. Onlar ne derse yap.
Tıkandı Baba boynunu büküp düşmüş askerlerin önüne... Sultan Mahmut askerlerden birini yanına çağırmış:
-Bu adamı alın Üsküdar'a götürün, demiş. Deyin ki; baba bir taş seç. Seçtiği taşa karışmayın. 
Sonra deyin ki; seçtiğin taşı fırlat. Tıkandı Baba taşı ne kadar uzağa atarsa; durduğu yerden taşı attığı yere kadar ona verin.

Askerler Tıkandı Baba'yı alıp Üsküdar'a götürmüş. Demişler ki baba bir taş seç. Tıkandı Baba sormuş "Ne için ki?" diye ama askerler bir şey söylememiş. Tıkandı Baba; şu büyüktü, şu küçüktü, şu yamuktu derken kocaman bir kayaya sarılmış demiş ki seçtiğim taş budur. Askerler demiş ki; "Baba sen şimdi bu taşı fırlat, ne kadar uzağa atarsan o kadar yer senindir."

Bunu duyan Tıkandı Baba heyecanla seçtiği taşa atılmış, güç bela yerden kaldırmış. Fakat taşın ağırlığını direyemeyip elinde taş olduğu halde sırtüstü devrilmiş. Taş da üzerine düştüğünden oracıkta can vermiş. 

Askerler gidip durumu Sultan Mahmut'a anlattıklarında, Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:
-Vermeyince Mabut, neylesin Sultan Mahmut?

İşte böyle!..
Demek ki nasibinizde bazen olmayınca olmuyor. 
Bu gerçeği kabul etmek, 
Hayat yolunda bize daha az hata yaptırır.
Zorlama ile doğrular yanlışa doğru gidebilir.
Sağlıklı düşünerek işi inada götürmeden,
Buna zamanında ‘Dur!' demek lazım!



   
2014-12-08
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- Akide Şekeri!..
- Son Umut!..