Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 11 Ağustos 2016
Dilek EJDER
Dilek EJDER kimdir?
ARAŞTIRMACI YAZAR, AFORİZMACI, BESTECİ VE ŞAİR; Zemherinin Kardeleni Sarıkamış'ta doğdu Ejderin Kızı; O tam bir sentez avcısı olduğu için Türkiye'nin hemen hemen her tarafını kaçış karış gezdi ve gördüğü tüm memleket tablolarını yüreğinin duvarlarına astı ve belleğine kazıdı. Altmışa yakın yazar ve şairler derneğine üye olup, birkaç yazar ve şair derneklerinin yöneticiliğini de yapan yazar çeşitli faaliyetlerde ve sosyal aktiviteler de hep başarı göstermeye çalıştı. Uluslararası analiz yolculuğu ise Amerika, Almanya, Dubai, Fransa gibi yerlerde soluk almıştır. 5 yaşında kalemiyle tanışan yazar, sonradan yazar olmak için değil, edebiyatın mutfağından geldiği için pişirmiştir kendisini. Sadece Kral değil ona göre bütün halk çıplaktır bazen ve Krala çıplak olduğunu haykıran o çocuk gibidir her daim. Eserleri; Zemherinin Kardeleni Sarıkamış. Şehitlerin Ölmedi ki Türkiyem. Töre Esaretinde Aşk. Doğuda Kız Türkiye de Kadın Olmak. Ah Gülizar. Vee Büyü Aşk Ve Sırr-ı Alem..
  YAZARIN SAYFASI
Biz Ne Edek Doktor Begim?..
Kafa Karıştıran Tıp Dünyası; Hep dediler ki; "Yok yumurta yemeyin, yok tereyağı yemeyin, yok onu yemeyin, yok bunu yemeyin, yok eti yağsız yiyin!" Biri çıktı dedi ki "Yok yok, siz onlara bakmayın yasak edilen ne varsa hepsini yiyin yiyin, eti de en çok da yağlı yiyin!"
Birileri için artık çok geç doktor begim...
 
Ülen oysa bir defa ölecektik; baytar olmak için bin kere öldürdünüz be...
Siz doğruyu bulana kadar, bizden neler gitti doktor begim; artık ne yumurta, ne tereyağı, nede yağlı et tanır oldu bünyeler...
Doktorlar döndüler...
Şükür...
Hele şükür...  
Bir telaşla, kadavra gibi kullandıkları hastalarını sordular; "Eyy ahali öğrettiklerimiz öyle değilmiş de, böyleymiş..." dediler de...
 Dılo dılo yaylalar... 
Onları yolcu ettiniz; ne sandınız ya? Onları bıraktığınız durakta görebileceğinizi mi? Onlar candı can, kadavralarınız oldu...  
Sizler baytar olabilmek için kırk dereden kırk at öldüreceğinize, kırklarını çıkarttınız o canların...
Ülkede helva kokusu tavan yaptı be... 
Allah rahmet etsin cümlemize...
Sağken öldük kurban sağken...
Sağken öldürdünüz doktor begim sağken...
Kimimiz gömüldük, kimimiz hala ortada duran cesetleriz...  
Sağlığında kalan bir hocada yok ki gelsin de defnetsin bizi kurban...
Giden rahmetlilerin son durumlarını bana sormayın doktor begim; bildiğim kadarıyla sizden sonra toprak almıştı kadavralarını... 
Orada yol ayrımları nice oldu bilmem artık... 
Onlar ki, cezalarını sizden yana çekmiş; tereyağı yememiş, et yememiş, onu yememiş, bunu yememiş; şimdi döktürmeyin o yasak listelerinizi Allah aşkına... 
Bence ne biliyor musun doktor begim; onlar bu dünyada çekti çekeceğini...
Kim bilir, belkide şimdi öteki alemde mis  gibi tereyağı, et, yumurta, tatlı, ekmek vs yiyorlardır...
Şimdi öteki alemde olmak vardı...
Tövbe tövbe...
"Orada eti hangi mangalda yapacaklar?" deme  sakın; oraya da uzanma ha...
Sakın ha! 
Karışma ne olur kurban; cehennemden bir kaç kömür alır yaparlar sen merak etme...
Yeter ki karışma kurban karışma... 

Bırak rahmetlileri bari orda yasak bilmesinler...  
Vallaha siz böyle candan bezdiriyorsunuz ya, insanın oraya gidesi var; baksana onlar daha keyfi zade, mangallar, mangallar...  
Şimdi de hele doktor begim biz ne edek? Vallah'a şaşırdık galdık, hanginize güvenek? Nakaratları sıralayanlarınızamı, ezber bozanlarınızamı? 
Ha birde ne var, biliyor musunuz? Vallahi de, Billahi de, doktorlarımız işin içinden çıkamadıkları durumlarda direk psikologlara yönlendiriyorlar...
Şöyle bir örnek verelim; Anne  olanlar bilir...  
Çocuğunuzdan kendi dolabını katlamasını isteyin...
Az sonra dolabın tamamı, yani temizi ,kirlisi, ütülüsü, ütüsüzü komple banyo yolculuğunda, kirli çamaşır sepetinin içindedir...

Çünkü ayıklama zor gelmiştir ya; ha işte öyle...
Nasılsa anne sepetin içindeki çamaşırları kirli sanıp hepsini yıkayacaktır ya...
Böylece yine ütülemek, katlayıp yerleştirmek anneye düşecektir ya...
Oysa bunlar sadece katlanacaktı...
Al sana bir sürü iş...

İşte yazığım psikologların kaderi tamda bu örnek eşdeğerinde...
Nasıl mı? Nasıl olacak canım; dedim ya doktorlarımız işin içinden çıkamadıkları durumlarda alakayı da, alakasızı da, ne alakayı da psikologlara yani çamaşırhaneye gönderiyorlar; orası nasılsa yıkama ayıklama bölümü ya...
İş orda bitmiyoooor...
Duuur...
Daha duuur...
Yavaş yavaş pişmiş tavuğun başına gelen hikayeye doğru gediyoruz işte...

Bu psikologlar  ne yapıyor biliyor musunuz? Dinleyin...
Evvela az biraz başa saralım...
 
Şimdi adamcağız ciğerinden rahatsız gidip diyor ki; "Doktor begim benim cigerler hasta!" Doktor sağına bakıyor, soluna bakıyor bir şey bulamayınca;  "Sende bir şey yok efendi"diyor "Senin durum psikolojik" bunu direk ikinci yıkamaya gönderiyor... Yani psikologa... Adam baş ağrısından, yahut göz ağrısından, bacak ağrısından vs vs doktora gidiyor; branş doktorların tamamı ön yıkama yapıp bir şey bulunamayınca yine; "Sende bir şey yok, senin durum psikolojik" diyor  bunları direk ikinci yıkamaya  gönderiyor...Tabi psikologun kapısı tıklım tıklım...  Nasıl olmasın ki... Hal böyle olunca bu gariplerimin başında saçta kalmamış ya; kalan iki tel, oda diken diken olmuş, havada uçuşur durumda... Neyse! Bu hasta içeri giriyor ve doktor soruyor; "Neyin var efendi,?" Hasta; "Nerden başlayayım doktor begim?" diyor. "Sen çocukluğundan başla" diyor doktor... Bu cümle çok tehlikeli bir  yolculuğa kesilmiş bilettir aslında... Doktorunuz, sizi çocukluğunuza indiren paraşütünü açmış; yolcusu hazır yada değil, indirecek vallaha...  Hasta çocukluğuna indimi, bir daha çıkması zor mesele kurban... Tabi bu hasta ilk gitme nedenini de unuttu gitti... Ne etsin garibim o taaa çocukluğuna indi, bitti...  Artık o çocukluğunun kuyusuna gitti... Ölmeden önce öldü; ne diyelim; "Diri canına rahmet..."
Bizim garibim psikologlarımız sormaz ki hastalarına; "Direk mi geldiniz, yoksa yönlendirildiniz mi? diye. sorsalar bilecekler kendilerinin ikinci yıkama konumunda olduğunu ancak onların ilk dediği  "Sen çocukluğuna in" Ülen indiregandi oldu bu millet...
Allah kimseyi hastahaneye düşürmesin; düştü mü birde onu taaaa çocukluğuna kadar düşürürler işte... Dahada çıkmak mümkün değil ...
Düşülecek yer yani...
 
Baş için gittik; başımızı unuttuk, çocukluğa indik.. 
Göz için gittik; gözümüzü unuttuk, çocukluğa indik...
Ne için gittiysek, gitme nedenimizi unuttuk; çocukluğa indik... Vallah'a kısacası parçamız için gittik, bütünü kaybettik...
Hatırlayın bi! Ne? Başım için mi gitmiştim; oda ne? Ama ben çocukluğumun kuyusuna düştüm... Aha işte asıl psikologluk durum bu...  
Gel de şimdi çocukluktan çık çıka bilirsen...
Gözlerimiz karardı, midelerimiz bulandı, başımız dönmekte; galiba tıp dünyasına gebe kaldı bu millet... Hamilelik süreci müebbet...  
Neyse biz burayı böylece bırakalım, yoksa çıkamayız bu kuyudan...
Malum onlar indi çocukluğuna, biz çıkalım kerevetine...   
Haaa şununda altını çizelim bi, çizelim ki sapla samanı birbirine karıştırmayalım...
Tamam doktorun seni yersiz yere psikologa yönlendiriyorsa önce bir düşün, gerçekten temel neden psikolojimi? Kişi kendini bilir; eğer bu yönlendirme doktorun başından savmasıysa bunu da bilir...
Bir tek durumda diretir bilmeyiz; oda, bazılarımız var ki psikolojilerimiz sıfırlarda olsa bile bunu kabul etmeyiz...
Ha bunu da içten içe biliriiiiiz...
O halde bildiğimiz  gerçeğimizi doktorlarımızdan saklamayalım...
Ha dediğim gibi gereksiz  yere seni psikologa gönderiyorsa ya gitme, yada gittin say, kendini çok koverme... Bir hakimiyetinde sende olsun...
Beyin gücüyle yapamayacağın şey yok; her şey kendi elinde; ellerine hükmeden yine beyin değil mi?  O halde evvela sen senin doktorun ol...
Olursa seni aşan psikolojik bir durum, git...
Gerekli durumlarda psikologlara yönlendirmeleri de dikkate al yine git...
Demem o ki sapla samanı birbirine karıştırmayalım...
Neyse burayı da noktalayalım ve yine gidişat güzergahına dönelim biz... 
 
Nerde kalmıştık? Doktorlarımızın; "Onu yapın, bunu yapın, şunu yapın" deyip, sonra dönüp; "Yok yok, öyle değilde böyle yapın!" keşmekeşlerinden daha aklımız başımıza gelmedi ki, birde ne duyayım...
Ezber bozan doktorlarımızdan biri çıktı dedi ki; 
"Uyanın hepiniz Çölyak olabilirsiniz...
Çölyak hastalığı budur ve taklit ettiği hastalıklarda bu bu bu bu bu bu bu duuuuuuuur..." 

Tam kombin yani...
Kuş uçtu beybi...

Zaten hastaları el birliğiyle çöle dönüştürmüşlerdi ya; şimdi birde Çölyak; yani "Çöl"ü "Yak" tam olsun beybi... 
Millet olarak bu hastalık kesin kesin bende de var dedik...
Doktor bunu bilincinde tabi...
Soruyor konuklara; "Şimdi hepiniz  Çölyak'ın taklit ettiği hastalıkları duyunca; "Bizde de var" dediniz öyle değil mi?" Bir çoğu dudağını ısırarak başını sallıyor...
Eyvah ki ne eyvah!
Çökyaktan kaynaklı oluşan bu hastalıkların bir kaçı mutlaka vardır bir kişide; gel de öyle düşünme kurban...
Ertesi gün, bu olayın toplum üzerindeki etkisini araştırmak üzere, bir ekmek fırınına gittim...  
 "Glutensiz ekmek yapıyor musunuz?" dedim. "Allah Allah bacım ne oluyor ki? Bugün her gelen bu soruyu sordu durdu...  Otuza yakın telefon aldık... Arayanlar ve gelenlerin hepside Çölyak hastalığıymış neymiş ondan söz etti durdu... Salgın varmış her hal... Ekmekten bulaşır mı ki bacım? "Türkiye Çölyak hastalığına yakalanmış" dedim.  "Nasıl yani?" dedi.  "Ne sen sor ne ben söyleyeyim kurban" dedim. Fırıncı aklının firarında ve asıl enteresan olanı ne biliyor musunuz? Televizyon kültürü bizde o kadar hakim ki; o kadar ikna-i kabileyeti kesinki; ne dedi fırıncı biliyor musunuz? "Bugün çok ekmek satamadık bacım..."  Kafa karıştıran tıp dünyası şimdi gelde fırında ekmek teknesinde unu karıştır dur... Aklımızı başımızda karıştırdığın gibi...  Bir başak tanesinin değirmene kadar olan yol hikayesini, biliyor musunuz, bilmiyor musunuz bilemiyorum ama kepekten bahsediyorsunuz ya, bizde inanıyoruz işte...  Doktor begim inandığımız için kombin tamda; benden yana kuş öldü beybi...
Şimdiii, gel gelelim nalına vurduk da, mığına vurmadan olmaz arkadaş... 
Evet, şimdi birde son zamanlarda halkımızda trend olan bir vakamız var; hasta yakınları canlarının yandığı her durumda doktorlarımıza saldırıyor...
Bu herhalde kendi yakınlarına gösteriş amaçlı, canının ne kadar yandığının gösterisi olsa gerek...
Tiyatro sahnesinde değilsin gardaş, hele bir kendine gel...  
Önce bir dinle...
Varsa hasta ihmali, cezasını verecek olan sen değilsin; karıştırma kanun sen değilsin... 
Ha, bir diğer yanlışta; hastalar sıra beklerken tahammülsüzleşiyor...
Anladık da bunu da doktorlarımızdan çıkartmak marifet değil, hele hele hakkınız hiç hiç değil...  
Yok efendim neymiş de, doktorlarımız onların ödediği vergilerden maaşlarını alıyorlarmış da, onlara hizmet etmek zorundalarmışda falanda, filanda...
Ülen dinine yandığımın zihniyeti; o doktor sana hizmet etmek için koca bir ömrünü eğitim hayatına adadı doğrumu? Doğru! Peki bu adam robotlaştı mı? Hayır tabi ki! Sen robotlaştıysan,  ondanda bir robot hayatı bekle! Nasılmış, gördün mü? Şimdi bu adam sen sırada bekliyorsun diye, hiç mi bir çay içmeyecek, yada acil bir telefonu varsa hiç mi görüşemeyecek...
Ayla Güneş sistemi kadar saniyesi saniyesine bir hizmet bekliyoruz öyle mi? Sen Ay ve Güneş sistemini uygulayabiliyorsan lafım yok, haaa yok eğer uygulamıyorsan o halde kendin yapamayacağın o muazzam sistemi başkasından bekleme...
Bu adamlar bizlere hizmet etmek için gecelerini gündüzlerine katıyor, hayatları hastahane köşelerinde, ilaç kokuları arasında telef olup gidiyor...
Hele birde öncesine bak; o koltuğa sahip olabilmek için tam bir ömrü eğitim hayatlarına adıyorlar...
Öyle tıp okumak kolay değil, her babayiğidin harcı da değil...
Tam bir ömürdür yolculuğu...
Sen bir reçeteyi ezberle göreyim seni, ha işte onların kitapları komple reçete kurban... 
Gittiğin tüm branş doktorlarda hakkını ara, arama demiyorum ama saldırarak hak arayışı olmaz, hakaret ederek de, bağırıp çağırarak da...
Ha birinin hatasını hepsine mal etmekte olmaz...
Doğru birçok doktor bilinçli hasta istemez sen bir iki konuş; "Madem çok biliyorsun gelmeseydin" der... Desin... Sen yinede konuş, ama bağırıp çağırma...
 
"Peki ya yukarıda yazdıkların ne?" dediğinizi duyar gibi oluyorum; Ama eşiğin ortasında durup, her iki taraftan bakmak ve terazinin artasında durup her iki taraftan tartmak,  ben ve kalemimin çizgisi...
Hepsi bu...
Kuş uçtu beybi!
Sevgilerimle ...



   
2015-05-27
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları