Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 28 Ağustos 2015
Kerim BAYDAK
Kerim BAYDAK kimdir?
Kerim BAYDAK 01.01.1961 ADIYAMAN doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakultesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Adıyaman’da Yenigün gazetesi ve akabinde, Güne Bakış, şu anda da Adıyaman da Yeniyol adlı gazetede günlük olmak üzere çeşitli internet sitelerinde köşe yazıları yazmakta ve şiirleri yayınlanmaktadır. Kerim BAYDAK’ın yayınlanmış eserleri: 1 - OTUZA KADAR – Roman - 2004 - Avcı Ofset ve Matbaacılık 2 - ENTERESAN KÖYÜN ENTERESAN HİKÂYELERİ – Hikâye - 2006 - Gündüz Yayınları (Sabit İNCE ödülleri 2008 Hikâye dalında 1. Mansiyon ) 3 - AĞLAMA GÜLÜM – Şiir - 2007 - Gündüz yayınları 4 - ACIYIN BANA - Şiir – 2011 - Enzim Ajans 5 - ASLAN HÜSAYİN – Biyografi – 2012 - İz Ajans Yayıncılık 6 – Gecenin İçinden Güneşin Doğuşu ( Nemrut Dağı)-Şiir- 2012- Adıyaman Belediyesi Kültür Yayınları
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Eski ve Yeni Sevgiler
Platonik aşklar ile sahte sevgiler.
Teknolojik imkânla, bitti hasletler.
Eski yeni kıyasla, gitti duygular.
Sonumuz hayır ola, uyan ey insan!

 

Sevgi, ayrılık ve hasret temaları, birbirini tamamlayan özellikleriyle bir bütün oluşturur; ama en çokta ayrılık ve sonrasın da hasret ağır basar.

Anadolu'da postacının, telefonun ve şu an da ki mail, kamera, cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarının olmadığı dönemlerde, âşıklar dertlerini turnalarla, özlemlerini, sevinçlerini çeşitli canlılarla, sitemlerini, hasretlerini, kara trenlerin dumanı ile sevgilisine göndermişlerdir.

Kimi zaman, tepelere çıkarak, uçan kuşlara, esen yellere, hareket halinde olan pamuksu bulutlara dertlerini ve sevgilerini anlatmışlardır. Sevdiklerine haber götürüp getirmelerini istemişlerdir.

Kimi zaman, ta uzaklarda trenin dumanını görmekle yetinmişlerdir. Trenin her düdük çalışında yârden haber ile selam getirdiklerini inanarak tepelere koşmuşlar ve bunlarla teselli bulmuşlardır.

Bir ırmak gibi dolana dolana yâre doğru gittiklerinde, dumanına özlem katarak sevgilerini, aşklarını sevdiklerine göndermişlerdir.

Ertesi zaman ki dönüşlerde sabırsızlıkla haber beklemişlerdir, kara trenlerden.

Katar katar taşıdıkları yükleri hasretlerine, dertlerine, üzüntü ve kederlerine benzetmişlerdir.

Şair ruhlu olan sevenler, yüreklerinde inanılmaz derecedeki içsel duygularını, burada katar katar taşınan maddi yükü ayrılık acısına benzetmişlerdir.

Sevgiyle başlayan, çoğu zaman ayrılıklarla devam eden ve sevenlerin hasretlik beklentileriyle sonuçlanan trenin ufuklarda kayboluşuna üzülmüşlerdir çoğu kez. Bazen umutlanmışlar, bazen umutsuzluğa kapılmışlardır. Sarmıştır öz benliklerini içten içe kemiren o tomurcuk halinde olan ve açmaya hazır gonca güle dönüşen duygular.

 Sevgililer güneşin doğuşuyla büyük bir beklentiye gark olup ve güneş batımındaki gurup vakti ile umutsuzluğunu dile getirmektedir.

Ölümü düşünmektedirler sevenler, kalpler çoğu zaman.

Tepelerinde dolaşan gurbet kuşlarını her gördüklerinde, sevgiliden haber getirmiştir diye teselli bulmaktalar.

Kendilerine doğru esen yelin sevgiliden haber getirdiğine, ters esen rüzgârın alınlarından öpülmek üzere ya da yanaklarından bir buse veya dudaklarından bir öpücüğü gönderdiklerinde, sevdiğine ulaşacağına inandırmışlardır kendilerini.

Tren camlarındaki parıltılar, yârin gözlerini hatırlatmaktadır diye düşünülmüştür yıllar yılı avunularak.

Yârın saçları tarlalardaki başaklardır onlar için. Hüzün basmıştır şair duygulu ruhlarını. Artık her türlü düşüncelerini heceli ve kafiyeli olarak dışarıya vururlar.

Ağlamaktadırlar.

Sevgi onlar için lüks olmuştur. Ulaşılamaz yüceler olmuştur.

Ayrılık sanki onlar için yaratılmıştır. Sabredeceklerine inanırlar.

Sevgi ve hasretlik sonunda, ayrılık ağır basmıştır duygularına. Artık bu fani dünyada birleşemeyecekleri kanaati oluşmuştur narin yüreklerinde.

Kimi zaman üzgün, kimi zaman kırgın, kimi zaman umutlu ve kimi zaman mutlu bir bekleyiş dolmuştur kalplerine.

Gözlerinde düşen damlaların ışıltısı, yakamozlara benzetilmiştir.

Kendisi aydır ve ulaşılmazdır yâre göre. Ancak sabahleyin güneşin aydınlığında ayrılınca, akşamleyin tekrar kızılca renkli göğün altında, ayın şahadetiyle buluşacaklarına inanılır.

Ya şimdi?

Merak ediyorum, şimdi o hasletlerden eser kaldı mı acaba? Gören, bilen, duyan, yaşayan var mı?

Şimdi o aşklardan, şimdi o kilimlerin düğümlerine ilmek ilmek işledikleri aşklardan, sevgi ve sevdalardan eser kaldı mı acaba?

Turnalardan haber salınıp, haber alındı mı, saatlerce trenler beklenildi mi, yakamozlarda ışıldayan yarin gözlerinin seyrine dalındı mı acaba?

Ilgıt ılgıt esen yellere, kıvrım kıvrım akıp giden sulara, toz duman bulutlu olan yollara bakılıp gözlendi mi acaba?

Öyle modern, öyle teknolojik imkânlar içerisinde kaybolup gitmekteyiz ki, sevginin, hasretin, hatta ayrılığın bile tadına varamamaktayız. Gelgitlerin içerisinde kaybolup gitmekteyiz.

Telefonlar, cep telefonları, kameralar, sosyal paylaşım siteleriyle v.b... teknolojik araçlarla bir çırpıda hallediveriyoruz tüm arzu ve isteklerimizi. Hemen tadına vardığımızı sanıyoruz tüm hasletlerimizin.

Artık sevgi, hasret ve ayrılıklarımızı tam hakkıyla yaşayamıyoruz kanımca.

 Haksız mıyım?

Ne dersiniz?

Sevgiyi en iyi şekilde yaşamanız ve hasretliklerin son bulması ve ayrılıkların olmaması dileklerimle.



   
2015-06-08
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları