Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 28 Ağustos 2015
Kerim BAYDAK
Kerim BAYDAK kimdir?
Kerim BAYDAK 01.01.1961 ADIYAMAN doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakultesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Adıyaman’da Yenigün gazetesi ve akabinde, Güne Bakış, şu anda da Adıyaman da Yeniyol adlı gazetede günlük olmak üzere çeşitli internet sitelerinde köşe yazıları yazmakta ve şiirleri yayınlanmaktadır. Kerim BAYDAK’ın yayınlanmış eserleri: 1 - OTUZA KADAR – Roman - 2004 - Avcı Ofset ve Matbaacılık 2 - ENTERESAN KÖYÜN ENTERESAN HİKÂYELERİ – Hikâye - 2006 - Gündüz Yayınları (Sabit İNCE ödülleri 2008 Hikâye dalında 1. Mansiyon ) 3 - AĞLAMA GÜLÜM – Şiir - 2007 - Gündüz yayınları 4 - ACIYIN BANA - Şiir – 2011 - Enzim Ajans 5 - ASLAN HÜSAYİN – Biyografi – 2012 - İz Ajans Yayıncılık 6 – Gecenin İçinden Güneşin Doğuşu ( Nemrut Dağı)-Şiir- 2012- Adıyaman Belediyesi Kültür Yayınları
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Tv'kolik Olmuşuz
Millet olarak televizyon izlemeye bayılıyoruz. Bizim gibi televizyon müptelası, esiri olan başka milletler, toplumlar var mı bilemiyorum.

Televziyon dizilerinin kölesi haline geldik. Bir türlü kendimizi izlemekten alıkoyamyoruz.Ailecek televizyon karşısına geçtiğimiz zaman, her şey bir an da unutuluveriyor.

Herkes illa ki sürekli  mesgul olabileceği, tabiri caizse o kıymetli zamanını öldürebileceği bir şeyler illa ki buluyor.

Yerli yabancı pembe diziler, magazin programları, ( artist ve sanatçıların günlük yaşamları, kim kiminle yaşıyor, ne yapıyor, nasıl yapıyor, nerede yapıyor?..) başımızın belası olan yarışma programları, evelendirme programları, genç kızlarımızın kendilerini teşhir etmeleri, koca bulmaları, çeşitli yarışma porgramlarına katılma  çaba ve gayretleri. ( Aramalar sonucunda, ay sonunda gelen kabarık telefon faturaları)

Yorgun, argın eve dönüp dinlenmemiz gerekirken, eşimizle, çocuklarımızla vakit geçirmemeiz gerekirken, televizyonun karşısına geçiyor, zapping yaparak, daldan dala atlıyoruz.

Televizyon dizilerini izleyebilmek için, acele eve gitmeler, çok hızlı yemek yemeler, sonuçta televizyon karşında abur cubur atıştırmalar!..

Hangimiz yapmıyoruz, hiç düşündünüz mü?

'Ne var ki bun da!' diyeceksiniz, değil mi?

Var aslında, çok şey var.

Yorgun eve geldiğimizde, dinlenmemiz gerekiyor.

Eşimizle, çocuklarımızla vakit geçirmemiz, onlarla ilgilenmemiz, halini hatırını sormamız gerekiyor.

Eş, akraba ve dost ziyaretlerine gitmemiz gerekiyor.

Her şeyden önemlisi en değerlimiz olan zamanımızı boşa harcıyoruz.

Biz sadece boşa zaman geçirelim diye gönderilmedik. Elbette ki bizim vazifelerimiz, görevlerimiz vardır.

Televizyın karşısına geçtiğimizde, bu haber, şu dizi, şu film, şu evlendirme, yemek, yarışma programları derken bir bakıyorsunuz ki yatağın içerisinde, farkında olmadan uykuya dalıp gitmişsiniz.

Ertesi gün yine aynı koşturmaca.

Bayanlar hem mutfakta çay demler, kahvaltı hazırlar, diğer taraftan sabah dizilerini seyre dalar. Önce özetlerle devam eder,.insanı canından bezdiren ve bıkkınlık veren reklam aralarında koşuşturmaca başlar.Varsa çocuklar alelacele servise bindirilip, okula gönderilir, aranacak kişiler varsa bir an önce telefonla aranılır. Dizi biter  kritikleri yapılır, kimi zaman tahminler yürütülür, üzüntü veya sevinç kaplar tüm benliğinizi. Sonra cepten internette sörf yapılır, Facebook, Twitter, Hotmail benzeri sosyal medyadan mesajlara alelacele göz atılır, gerekiyorsa cevaplar verilir.

Peki, sonra mı? Sonra magazin haberlerine bakılır. Kim nerde, bugün ne yapmış, kimlerle beraber olmuş,  acaba bugün ne giyinmiş, yakışmış mı, yakışmamış mı, kimler ne söylemiş, hangi dizi de oynuyor, teklifler almış mı...?

Sonra, belki öğle yemeği, Çocuklar okuldan gelmişse, yemek yedirilir, sokağa salınır rahatsız edilmesin diye... Sonra, sonra yine başbelası başköşe misafiriyle dedikoduya başlanır. Neler mi konuşulur?

Bu defa genç kızların koca bulma telaşları, kendinlerine yakıştırmalar, kahramanı olmalar...

Kimi zaman kritkler yapmalar, kimi zaman ağlamalar, gülmeler, kimi zaman kendisini 'o ben olsaydım!' gibisinden, kendini onun yerine koymalar...

Sonra yemek programları, yetenek yarışmaları.. Kimi zaman hepsine kavuşmalar için zapping!..
Her ülkeden, bölgeden, şehirden seçme yemekler ve tarifleri, insanı israfa ve alışverişe zorlamalar.

Arada telefon numaraları verilerken, iştirak etmeleri, konuşmaları ve katılmaları sağlanır.Örnek mi!..'Yetenek sizsiniz, ne içsen, ne giysen bana yakışır, benimle evlenir misin, var mısın yok musun,.bugün ne pişrelim, yemekteyiz, ben bilirim...' Yetmez mi? İnanın saymakla bitmez. Hele televizyon kanalı da çok çok olunca, değmeyin keyfine!

Peki sonuç?

Hüsran, yıkım, kaygı,  hayallerin yıkılması, aile içi şiddetli geçimsizlik, kin, nefret, üzüntü, keder, stres, depresyom, cinnet, boşanma... Yetmez mi?  Sevgi, saygı, hürmet, şefkat, merhamet yoksunluğu...

Edepsiz, adapsız, etikten yoksun nadide köşemizde oturan canavar misafirimizin bize ettikleri, beynimiz, bünyemiz, yüreğimiz ve vizcdanımız üzerindeki tamir edilemez etkileri ve sonuçları.

Faydaları elbette var, peki ya zararları...Peki, siz TV'kolik misiniz?

Kerim BAYDAK

[email protected]



   
2015-06-11
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları