Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 28 Ağustos 2015
Ahmet LAZ
Ahmet LAZ kimdir?
1956 da Kilis'te doğdum. İlk orta ve lise eğitimimi Kilis'te, Lisans eğitimimi de Hacettepe Ünv. Matematik mezunu olarak Ankara'da tamamladım. Afşin/Elbistan termik santral montajında planlamacı, Türkiye Diyanet Vakfında Bilgi İşlem Müdürü, Kendi işimde ise yönetici olarak Bilgisayar ve Yazarkasa sektöründe çalıştım. Emeklilik hayatımı Kilis'te yaşıyorum. Yerel Kilisinsesi gazetesinde ( www.kilisinsesi.com.tr ) yazıyorum.
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Siyaset Bilmeyen Politikacılar
Geçtiğimiz pazartesi günü gazetenizde çıkan ‘çok erken seçim' başlıklı yazım, özellikle MHP'li dostlarımızca eleştirildi.
Öncelikle seviyeli eleştirilerde bulunan kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Bu konuda eleştirileri de göz önüne alarak belki tam olarak anlaşılmayan konulara biraz daha açıklık getirmek istedim. İnsanlar bizim inanışlarımıza göre, çamurdan yaratılan bir Âdem ve onun kaburga kemiğinden yaratılan bir Havva'dan çoğalmışlardır.
Yapılan araştırmalara göre, her bireyin parmak izleri ve gözlerindeki irisin renk tonu hep birbirlerinden farklı olduğu anlaşılmıştır. Bu ayrışma, ‘hilkat' dediğimiz özelliklerimizde de mevcuttur.
Yani her birey, ana, baba, kardeş, kuzen, komşu veya uzaktaki bireylerle birçok farklılıklar gösterir. İnsanlar, zaman içinde ırk veya inanışlar olarak bir araya gelmesini öğrenseler de aynı ırk veya inanıştan olanlar arasında da farklılıklar kaçınılmaz olmuştur.
Bir araya gelmek, ancak asgari müştereklerin çoğalması ile mümkün olur. Kendi tarafında yapılan hataların bir kısmını ailesel, diğer kısmını kişisel, yöresel, töresel, duygusal vs gibi terimlerle geçiştirmek mümkündür. Bu durumda aynı geçiştirmeyi başkaları için de yapabileli değil miyiz?
Ama bu, tehlike karşısında kalan devekuşunun, başını kuma gömmesi kadar komik olmaz mı? Gündemimizdeki konu, son seçimlerden sonra oluşan tabloya göre bir koalisyon hükümetinin kurulamamasının nedenleriydi.
Benim düşüncelerime göre, asgari müşterekleri en çok olan AK Parti ile MHP'nin bu görevi üslenmeleriydi. MHP, koalisyon için dört şart ileri sürdü. Bu şartlardan biri, Cumhurbaşkanımızın anayasal sınırlarına çekilmesiydi.
Oysa bu konu daha önce yargıya taşınmış, yüksek yargı da ‘cumhurbaşkanının anayasal sınırlarını geçmediği' yönünde karar vermişti. Ayrıca, yüzde 52 lik bir halkoyu ile seçilen bir cumhurbaşkanına, Başbakan Davutoğlu'nun da söyleyecek bir sözü olamazdı.
MHP'ye düşen, beş yıllığına halk tarafından seçilmiş olan cumhurbaşkanını, halka şikâyet ederek, ikinci beş yıl seçilmemesi için gayret etmek değil miydi? Dört maddenin ikincisi de, ‘çözüm süreci' olarak bilinen sürecin tamamen iptal edilmesi konusuydu.
Çözüm süreci, bir barış sürecidir. Terörün zaman zaman değişik boyutlarda ortaya çıkması, cumhuriyetin ilk kurulduğu günden itibaren yapılmaya çalışılan, ‘tek tip vatandaş üretme' projesinin bir sonucudur.
Cumhuriyeti kuranların, bu ‘tek tip adam üretme' sürecine uyma konusunda MHP'liler de, AK Partililer de zorlanmış, büyük sıkıntılar çekmişlerdir.
Kilis dâhil birçok yerde, Ermenilerden kalan birçok şehir, köy ve mahalle isimlerine dokunulmazken, Kürtlerin yaşadıkları bölgelerdeki isimler değiştirilmiş, kendi çocuklarına Kürtçe isimler verilmesi yasaklanmıştı.
Çözüm süreci, bu yanlışların giderilmesi sürecidir. MHP, bu sürece katılmadığı gibi, ‘dağlarda kar üzerinde yürüyenlerin çıkardığı ‘kart, kurt' seslerden, Kürt kelimesinin doğduğunu' iddia ederek anlamsız asimilasyona devam etmiştir.
Üçüncü madde de, dört eski bakanın yüce divanda yargılanması isteği oldu. Bizler her türlü yolsuzluğa karşıyız ve hırsızlık yapanların gereken cezaları almaları konusunda hiçbir itirazımız olamaz. Geçmişte yaptıkları yolsuzluktan dolayı yüce divanda yargılananlar olmuştu. Bu yargılamalar sonucunda aklananlar da oldu ceza alanlar da. Ama bir gerçek var ki yüksek yargıda aklananlar bile, milletin vicdanında asla aklanmadılar.
MHP'nin koalisyon için öne sürdüğü, ‘anayasanın ilk dört maddesine dokunulmaması' da AK Parti tarafından kabul edilmesi mümkün olmayan bir madde değildi.
Sonuç olarak geçmişte, kendilerine ‘katil' diyen Rahşan Ecevit'e dahi tahammül edebilen Sayın Bahçeli, tabandaki bu kadar ortak noktaya rağmen, ne yazık ki AK Partiye tahammül edememiştir.
Benden biraz daha büyük yaştakiler, ülkemizde çok derin yaralar açan, milletimize karşı ihanetin zirve noktalarından biri olan 1960 ihtilalını, rahmetli Alpaslan Türkeş'in sesinden duymuşlardır.
O günden beri, MHP içinden çok değerli devlet adamları çıktığı gibi hırsızlar, edepsizler, hainler de çıkmıştır. Konuyu bir hikâye anlatarak yazımı sonlandırayım. Köylerimizde, her evdeki üç beş koyun veya keçinin toplu olarak yayılması için çobanlar görevlendirilir.
Çobanlar her sabah sürüyü alıp, otların bol olduğu mera ve alanlara götürür, uygun yerlerde de hayvanları sularlar. Böyle bir sulama esnasında, karınlarını taze otlarla doyurmuş, neşe içindeki hayvanlar birbirleri ile şakalaşırlar.
Muzip keçinin biri yanındaki koyuna; ‘sen şu dereden karşıya atlayamazsın' der. Koyun da; ‘neden atlayamayayım. Bu benim için çok kolay' der. ‘Atlarım, atlayamazsın' münakaşasından sonra denemeye karar verilir.
Koyun biraz gerilerek koşar ve suyun üzerinden atlayarak karşıya düşer. İşte keçinin beklediği an gelmiştir. Koyun atlarken kuyruğunun biraz havaya kalkması ile mahrem yerleri görününce, keçi; ‘gördüm, gördüm, gördüm' diye sevinç çığlıkları atar.
Koyun, mahrem yerleri sürekli açık olan keçinin bu oyununa bir anlam veremez. Sayın Bahçeli'nin son konuşmasının sonunda dediği gibi; ‘Allah, kimseyi namerde muhtaç etmesin'.

Hoşça kalın.

Ahmet Laz

[email protected]



   
2015-08-27
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları