Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 10 Ekim 2013
  YAZARIN SAYFASI
Kuklalar her yerde
Bilindiği üzere kukla gösterileri genellikle bir ya da iki kişi tarafından sergilenir. Sahnede az sayıda karakterin yer alması bundandır. Kuklalar fark edilmesi zor iplerle kol, bacak ve kafalarından tutturulmuştur. Bu ipler yukarıdaki kukla oynatıcısının elinde bulunur. Yani sahnedeki her oyun işte bu oynatıcılar tarafından sergilenir.

Lakin seyirci çoğu kez bu gerçeği unutur ve kuklalara takılır kalır. Güler, ağlar, öfkelenir ve sanki kuklalara bir gerçeklik yükleyerek avunur. Oyun bittikten sonra dahi bu böyle devam eder. 'Yok, şöyle olduydu, yok böyle olduydu' der dururlar. Aslında bu durum bir bakıma kukla oynatıcısının sanat gücünü gösterir. Zaten kımıldayan iplerin yukarısında kendini unutturmuş olması da ancak böyle tevil edilebilir.

Kuklaların iradeleri yoktur çünkü ruhsuzdurlar! Ayrıca belli başlı bir rolleri de yoktur. Onların sergilediği tavır ve davranışlar, kukla oynatıcısına bağlıdır.

Buna göre sahnedeki bir kukladan örneğin; dün için, 'dündür' bu gün için, 'bugündür' sözünü duymanız pekâlâ mümkündür. Yarın için ise gerçekçi bir şey söylemezler. Çünkü yarın ve yarınlara ait plan yapmak insanların işidir. Kuklaların sevilmelerinin arkasındaki gerçek; belki de bu yüzdendir. Onlar hadiselerin daha çok eğlence taraflarını oynarlar. Istırap ve çile gibi insanlara özgü davranışları anlamazlar ve zaten çehrelerinde izlerini göremezsiniz.

Kuklalar mevzuunda ilmi bir makale hazırlamayı kafama koyduğumda sadece belgelerle yetinmenin doğru olmayacağı kanaatini taşıyordum.

Çünkü bu konuda toplumda yaşayan bilge insanların görüşlerine de ihtiyaç olduğu muhakkaktı.

Bilge insanlar toplumun adeta haritası gibidirler. Onlara baktığınızda ya da görüşlerini aldığınızda yanlış yapma ihtimaliniz azalır. Bu vesileyle mahallemizde yaşayan bilge insan Rıfkı Dayıya gittim. Ona, kuklalar konusundaki fikirlerini sordum. Bu arada kuklalar ile ilgili bazı ilmi bilgi ve belgelerden bahsetmeyi de ihmal etmedim. Rıfkı Dayının cevabı adeta bir bilmece gibiydi. 'Sahnelerde daha orijinalleri var onları incele!' dedi. 'Nerede, hangi tiyatroda,' diye sordumsa da verdiği cevap yine bilge bir insana yaraşır türden oldu: 'Kuklalar her yerde, başını yukarılara kaldır görürsün!'

Rıfkı Dayıyı çok severim. Adamın her konuda illaki bilgisi ve diyeceği bir şeyler bulunur. Bu sefer de konuyu es geçmedi. Ancak, 'Başını yukarılara çevir görürsün' demekle neyi kastediyordu? Belki kukla oyunlarına olan ilgiyi arttırmak için rakımı yüksek yerler tercih ediliyor olabilir, diye düşündüm ve doğruca Uludağ'a gittim. Otellerin olduğu yerde, envai çeşit çam ağaçlarının arasında dolaştım durdum. Fakat bir türlü kukla gösterisine rastlamadım. Ağrı Dağına gitmeye gerek görmedim. Çünkü orada şimdiye kadar sosyal bir faaliyet yapıldığına dair bir şey duymamıştım.

Daha sonra Samsun'a gitmeye karar verdim. Amisos Tepesinin turistlerin ilgi odağı olduğunu duymuştum. Bu vesileyle sahilin Batı Park tarafından teleferiğe bindim ve dikkatle temaşa etmeye başladım. Yukarı çıkarken yanımda bulunan insanların hayretle seyrettikleri manzara benim ilgimi çekmiyordu. Ben bir dedektif edasıyla yavaş yavaş beliren dağın yamaçlarını inceliyor, her hangi bir çadır ya da sonradan kurulmuş prefabrik bir tiyatronun izlerini araştırıyordum. Lakin beklediğim şeyi Amisos Tepesinde de bulamadım. Buradaki tek tesellim, tepenin yamacında dört tur attıktan sonra yorgunluğumu atmak için içtiğim semaver çayı oldu. (Kafeteryanın adını reklam olmasın diye vermiyorum.)

Artık yorulmuştum. Takatim öyle dağ tepelerinde dolaşmaya çokta müsait değildi. Nitekim Rıfkı Dayıya sitemde bulundum: 'Bu aciz insanı yorucu yerlerde dolaştırmayın, ne olur söyleyiverin de merakım dinsin. Nerede bu orijinal kuklalar, ben onları neden göremiyorum' dedim.  

Rıfkı Dayı, sevecen fakat alaylı bir şekilde yüzüme baktı ve sonra, 'Şu kafanı salla da jetonun düşsün, senin ki köşeli her halde' dedi. Benimle alay ettiğini biliyordum fakat bir büyüğüme karşı nezaketsizlik yapamazdım. Dediğini yaptım ve kafamı sağa-sola bir iki defa oynattım. O sırada Rıfkı Dayının gözlerinde parlayan ışıktan olsa gerek, ne demek istediğini anlayıverdim. 'Yoksa mecaz mı,' diye sordum. 'Hah şöyle be evladım, iyi ki jetonun varmış bak düştü. Ya olmasaydı,' dedi ve güldü. Tabi ben de güldüm hem de kahkahayla...

Hayret ki ne hayret, nasıl olmuşta böyle basit bir mevzuu anlayamamıştım. Hâlbuki Rıfkı Dayı, 'Başını yukarı kaldır bak' derken dağ ve tepeleri değil, gökdelenleri kastediyordu. Boğazın iki yakasında yer yer bostan tarlasındaki korkuluk gibi başını uzatan binalardı bunlar. Adına iş merkezi diyorlardı. Elbette kültür salonları da olmalıydı. Bu arada Rıfkı Dayının bunca gelişmeyi nasıl takip ettiği ise merak konusuydu.


   
2013-07-27
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- Sekizinci Sınıflı Olmak
- Toplum Mühendislerine Dikkat!
- Fırat'ın Saklı Hazinesi
- Medeniyet Sukut Ederse
- Bir Zamanlar Suriye
- Karınca Memo'nun Parlak Zaferi
- Esad'ın Bittiği Andır
- Türkler zeki midir?
- Müspet Hareket ve Siyaset Üstü Bir Hizmet
- Mazlumun Allah'ı Vardır
- Ahtapotun kolları
- Bayramı hissetmek...