Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 31 Temmuz 2016
Kerim BAYDAK
Kerim BAYDAK kimdir?
Kerim BAYDAK 01.01.1961 ADIYAMAN doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakultesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Adıyaman’da Yenigün gazetesi ve akabinde, Güne Bakış, şu anda da Adıyaman da Yeniyol adlı gazetede günlük olmak üzere çeşitli internet sitelerinde köşe yazıları yazmakta ve şiirleri yayınlanmaktadır. Kerim BAYDAK’ın yayınlanmış eserleri: 1 - OTUZA KADAR – Roman - 2004 - Avcı Ofset ve Matbaacılık 2 - ENTERESAN KÖYÜN ENTERESAN HİKÂYELERİ – Hikâye - 2006 - Gündüz Yayınları (Sabit İNCE ödülleri 2008 Hikâye dalında 1. Mansiyon ) 3 - AĞLAMA GÜLÜM – Şiir - 2007 - Gündüz yayınları 4 - ACIYIN BANA - Şiir – 2011 - Enzim Ajans 5 - ASLAN HÜSAYİN – Biyografi – 2012 - İz Ajans Yayıncılık 6 – Gecenin İçinden Güneşin Doğuşu ( Nemrut Dağı)-Şiir- 2012- Adıyaman Belediyesi Kültür Yayınları
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Çok mu evhamlıyız!
Şu âlemi bir yapan vardır, bir de yıkan vardır.

Peki, ikisinin arasında ne vardır?

Nankörlükte sınır tanımayan insan, denilebilir mi?

***

Ne yaparsanız yapın, bazı insanların huyu-suyu, karakterleri asla değişmiyor, değiştirilemiyor. Öyle yaşı başı, mevki makamı, işgal ettiği koltuğu, eğitimi, sahip olduğu edinimleri ve insani değerleri hiç mi hiç fark etmiyor.

***

Kimileri balı yer, arı da başkalarını sokar,

Kimileri cefasını çeker, başkaları da sefasını sürer.

Kimileri yoğurdu çalar, başkaları da kaymağını yer.

Kimileri didinir, çabalar, yapar, başkaları da üstüne oturur, sefasını sürer.

***

Bu fani dünyada, herkes bir şekilde imtihana tabidir.

Kimi, sevdiğiyle, aşkla...

Kimi, sahibi olduğu ve sonunda bırakacağı malıyla...

Kimi, evlendiği eşiyle...

Kimi, sahip olduğu çocuklarıyla...

Kimi, görmediği gözlerinden dolayı karanlıkla...

Kimi, yürüyemediği, olmayan ayaklarıyla...

Kimi, tutamadığı olmayan elleriyle...

Kimi, müptelası olduğu amansız hastalığıyla...

Kimi, ya cennetlik ya da cehennemlik olabileceği, en önemlisi olan nefsiyle...

Hâsılı anlayacağınız, herkes ölene kadar imtihandadır.

Sabredenler ve şükredenler, kurtuluşa erecek olanlardır.

Ne mutlu her şeyin haktan geldiğini bilerek, sabredenler ve haline şükredenlere.

***

Artık öyle bir hale geldik ki; okuduklarımızla değil, duyduklarımızla amel etmeye başladık. 

Bu da bizi olmadık yerlere götürmekte, olmadık işler yaptırmaktadır.

***

Hayatı birleşti, kimyası değişti,

Öyle bir hal aldı ki çok çirkefleşti.

***

Çok uğraştı, yaşamı özüne uymadı,

Uyarıldı, ahmaklığına doymadı.

***

Kini kimliğinin hep önüne geçti,

İlla ki her zaman, zor olanı seçti.

***

Tarihle inancın kesiştiği yer narince,

Herkes aradığını bulacaktır halince,

Kararı verecek elbette yalnız kalınca,

Bir an tefekkür ederek, ummana dalınca.

***

İnsan olarak biz canlılar, çok tuhafız.

Hiçbir şeyden memnun olmuyoruz, olamıyoruz.

Geçmişi, geçenleri, olanları, nedense hep unuturuz.

Her yıl kış ayında, yazın, sıcakların nasıl olacağı hakkında görüşler ileri sürer, fikirler üretiriz.

'Yazın geleceği kıştan, ya da ne bileyim, kışın gelişi yazdan belli olur' gibisinden lâflara sıkça başvururuz.

Belki çok evham yaparız, belki de gerçekten mevsimler değişken oldu.

Tabi, küresel ısınma, mevsimsel değişiklikler, iklimsel farklılıklar, aşırı sıcaklar, ya da soğuklar, artan doğal afetler, sıkça rastlanılan olumsuz tabiat olayları, belki de bizim bunları söylememize sebep oluyor.

Öyle ya! Bir yerde afete dönüşen yağmurlar ya da kar yağarken, hemen yanı başında, kavurucu sıcaklar, kuraklıklar gözleniyor.

Hemen her sene bir öncekine göre kıyaslar yaparak değerlendirmelerde bulunuyoruz.

Acaba çok mu unutkanız ya da çok mu evhamlıyız, bilemiyorum!

Kerim BAYDAK

[email protected]

 


   
2016-06-29
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları