Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 22 Eylül 2013
  YAZARIN SAYFASI
Karanlığa Küfretmek?
Mevlana Hazretlerine atfedilen, 'Karanlığa küfredeceğine bir mum yak' diye bir söz var. Ne güzel bir söz... Fakat günümüzde en fazla yapılan maalesef küfürden ibaret. Demek ki sözün değeri tespitiyle tescillenmiş durumda.

Kahrolsun ile başlayan sloganlar küfürden nasibini alıyorlar. Sokak eylemlerinin vazgeçilmez sözüdür kahrolsun. Ne kahrolacak, nasıl kahrolacak ve neden kahrolacak orası belli değil. Veya kim kahredecek, neden kahredecek ve nasıl kahredecek orası da meçhul. Herhalde illegal yollarla olacak olmalı ki mesele sokak mitinglerine taşınmış. Keşke eylem yapanlar çözüm önerileri de sunsalar. Mesela, şunu istemiyoruz, yerine şunu istiyoruz ve şu yolla diye belirtseler. Yine devamında bir mutabakat zemini arasalar mesela...

Şimdi birileri eylem yaptığında başka birileri de eyleme hazırlık yapıyorlar. Ne bileyim Molotof kokteyl, sapan taşı, sopa, maske ve benzeri mühimmat maddeleri hazır ediyorlar. Üstelik eylemcilerin çoğunun ruhu bile duymadan... Eylem böyle olunca (samimi eylemciye göre) amacına da varmıyor! Mesela eylem mahalline yolu düşen iki vatandaş hayal edelim. Birinci kişi orada gördüğü herhangi bir kişiye merakla, 'Ne var orada, neden toplanmışlar' diye soruyor. Alacağı muhtemel cevap: 'Ne bileyim ben, Allah belalarını versin, yine karıştırdılar ortalığı' oluyor.

Bir de diğer vatandaşa bakalım. O adam uzaktan eylem yapanları görünce hemen yolunu değiştiriyor. Bakıyor ki ileride karışıklık var, başıma bela almayayım, diye düşünüyor ve oradan uzaklaşıyor. Halkın genel temayülü yukarıdaki iki adamın tavrı gibi olduğuna göre, o zaman eylemler kim için yapılır, diye bir soru akla takılıyor. Eğer devlet görevlileri için yapılıyorsa gençlerimiz boşuna yorulmasınlar. Hiçbir bürokrat eylemden not alıp ders çıkarmaz. Bu konuda kurt siyasetçimiz Sayın Süleyman Demirel örneğini hatırlayalım. Hükümeti protesto eden bir grup gösterici yürüyüşe başlayınca Bakanlardan biri, 'Sayın Başbakanım eylemciler Kızılay'dan Meclise doğru yürüyorlar' diye haber veriyor. Demirel gülümsüyor ve kulaklara küpe olacak, 'Bırakın yürüsünler. Yollar yürümekle aşınmaz!' sözünü söylüyor.

Öyleyse gençler neden eylem yaparlar? Sırf enerjilerini atıp, egolarını tatmin etmek için mi çekilir onca zahmet? Nasıl bir toplumsal çıkar elde edilir eylemlerden? Kim hangi amacına ulaşır mesela? Ha burada duralım, birilerinin çıkar elde ettiğinde şüphe yoktur! Çünkü eylemlerin olmasını onlar planlıyor ve tatbik ediyorlar. Öyleyse kim onlar?

Karanlıklar...

Türkiye de 68 kuşağı diye bilinen bir kuşak vardı. Adına şiirler yazılan, senaryolar yapılan, romanlar yazılan bir kuşaktı onlar. Kimilerince idol kabul edilen o kuşak insanları, yeryüzüne bir defa geldiler ve bir daha da gelmeyeceklerdi. Acaba gerçekten öylemidir? Kimdir 68 kuşağı insanları? Zannımca haksızlıklara karşı çıkan katkısız kahramanlardı onlar. Kahramandılar fakat hiçbir meseleyi çözemeden sahneden çekildiler. Dilim varmasa da söylemeliyim kullanıldıklarını. Senaristlerin sahneye sürdükleri oyunlarda onlara dublör rolü biçildiğini... Aktörler ise başkaydı... Biz o aktörlerin kim olduklarını ancak 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinde görebildik. Fakat görüntüler yine de net değildi. Gerçek aktörler konusunda acele etmemek lazım diye düşünüyorum. Galiba gerçek aktörleri, Samanyolu Galaksimizin kozmik perdeleri açıldığında görebileceğiz. Öyleyse filmi izlemeye devam edelim.

Karanlığa küfretmek, Ortadoğu insanına da benimsetildi. Mısır'da, Filistin'de, Gazze'de, Lübnan'da ve yurdumda insanımıza gayz ile bağırma usulü öğretildi. Masum kalplere nefret tohumları ekildi. Yeşeren filizlerini Batının şer düşünceli fitnecileri suladı durmadan. Dindar kesimin sloganlarına cihat eksenli tekbir sesleri eklendi. Tekbir sesi, kalplerin gıdası iken, muhtaçların yüzüne bir tokat gibi vuruldu sorumsuzca. İnsanlar miting meydanlarında nefretle bağırmaya başladılar. Hem de Allah'ın, kavli leyin (Yumuşak dil) emrine inat. Bediüzzaman Hazretlerinin, 'Medenilere galebe ikna iledir, icbar ile değil' sözüne kulak vermeden. Ve ayyuka çıkan sesler, Batı yamaçlarında islamofobi şeklinde yankılandı.  

Hintli tarihçilerin, 'Gandi, şiddete karşı duran bir devrimciydi' tespiti dikkate şayandır. Gandi, hayalini kurduğu devrimleri şiddete karşı durarak gerçekleştirdi. Bizde de Said Nursi Hazretleri güzel bir örnektir. Onun takip ettiği yol, Hz. Peygamberin yoludur. Sevgi ve şefkatle yoğrulmuş berrak Hizmet yoludur. Devrin bürokratları tarafından, adi bir suçlu gibi sürgünlere gönderilerken, memleket hapishanelerinde dolaştırılırken, zehirlenirken asla şiddet yolunu düşünmez. Dahası kendine zulmedenleri bağışlar ve 'Hakkımı helal ettim,' der. O'nun hayatını Müspet Hareket metodu süsler. Eziyetlerden bunaldığında başını ati (gelecek) yamaçlarına çevirir ve 'Ne yapalım bizler acele ettik kışta geldik, sizler cennet asa baharda geleceksiniz' diyerek ümit nesline seslenir. Netice Kur'anın buyurduğu gibi olur. 'İnanıyorsanız üstünsünüz.'

Karanlığa küfredenler yalnızca miting meydanlarında değiller. Aynı zamanda, meclis sıralarında, üniversite kürsülerinde ve siyaset arenalarında da rastlıyoruz onlara. Kırıyor, döküyor ve nefislerini parlatıyorlar. Köprü kurmak yerine yıkmayı tercih ediyorlar. Menfaat üzerine siyaset üretiyor ve kalkıp bir de insanlara önderlik ediyorlar. Onları nereden tanıyoruz?

Tabii ki sloganlarından...


Herkes mum yakmayı denemeli... Sonsuz uzayda küçük bir ışık adacığı oluşturmaya çalışmalı. Sonra ışığın kaynağını beslemeli. Sönmesin diye tir tir titremeli. Bu eylem karanlığa küfretmekten bin defa daha iyidir. Yoksa karanlığa küfredenler, bir gün gelir kendi değerlerine de küfrederler. Allah öyle bir hezeyandan cümlemizi korusun.


   
2013-09-18
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- Sekizinci Sınıflı Olmak
- Toplum Mühendislerine Dikkat!
- Fırat'ın Saklı Hazinesi
- Medeniyet Sukut Ederse
- Bir Zamanlar Suriye
- Karınca Memo'nun Parlak Zaferi
- Esad'ın Bittiği Andır
- Türkler zeki midir?
- Müspet Hareket ve Siyaset Üstü Bir Hizmet
- Mazlumun Allah'ı Vardır
- Ahtapotun kolları
- Bayramı hissetmek...