Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 04 Ekim 2013
Kerim BAYDAK
Kerim BAYDAK kimdir?
Kerim BAYDAK 01.01.1961 ADIYAMAN doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakultesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Adıyaman’da Yenigün gazetesi ve akabinde, Güne Bakış, şu anda da Adıyaman da Yeniyol adlı gazetede günlük olmak üzere çeşitli internet sitelerinde köşe yazıları yazmakta ve şiirleri yayınlanmaktadır. Kerim BAYDAK’ın yayınlanmış eserleri: 1 - OTUZA KADAR – Roman - 2004 - Avcı Ofset ve Matbaacılık 2 - ENTERESAN KÖYÜN ENTERESAN HİKÂYELERİ – Hikâye - 2006 - Gündüz Yayınları (Sabit İNCE ödülleri 2008 Hikâye dalında 1. Mansiyon ) 3 - AĞLAMA GÜLÜM – Şiir - 2007 - Gündüz yayınları 4 - ACIYIN BANA - Şiir – 2011 - Enzim Ajans 5 - ASLAN HÜSAYİN – Biyografi – 2012 - İz Ajans Yayıncılık 6 – Gecenin İçinden Güneşin Doğuşu ( Nemrut Dağı)-Şiir- 2012- Adıyaman Belediyesi Kültür Yayınları
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
'Her şeyi ben bilirim' teranesi...
 Artık Dikkatli ve Seçici Olmak Gerek
Son zamanlarda insanların yüzünde bir tedirginlik ve şüphecilik,  gelecek kaygısı sezinliyorum. Yüzleri gülmeyeni, tebessüm dahi edemeyen simaları gördükçe, insanın bu düşüncelere kapılmaması mümkün değil. Herkes dertli, herkes sıkıntılı, herkes düşünceli, herkesin kafasında binlerce tilki gezinerek, ne yapacaklarını bilemez durumda.
Ne dertlerimizi, sıkıntılarımız anlatacak kimse bulabiliyoruz, ne de 'derdin var mı, derdin nedir' diye soran kimseler var. Halimizi anlayan, halimizi soran göremiyoruz. Herkes kendi derdinde, kimsenin kimseyle uğraşacak zamanı yok.

Hal böyle olunca, kimse kimseye hoşgörülü de olamıyor. Dinleme, anlama ve uzlaşma kültürümüz de yetersiz olduğundan, çevreye, çevremize olan duyarlılığımızda eksik kalmaktadır. Paylaşmacı olmadığımızdan, olamadığımızdan, her şey de çıkarlara dayalı ikiyüzlülüğe mahkûm olmaktayız.

Herkes bir havalarda... Herkes, 'her şeyi ben bilirim' teranesinde...

Oysa herkes kendi işiyle meşgul olsa, kendisiyle hesaplaşsa, içsel bir özeleştiri yapsa, her şey kendiliğinden hallolacak; ama nerede o feraset. Bir bakıyorsunuz; hiç beklemediğiniz bir an da ilgisiz, alakasız ve bilgisiz birileri çıkıp, yanlış yerde, yanlış zamanda ve yanlış mekânda, üzerine vazife olmayan konularda atıp tutuyor. Çokbilmişlik taslıyor ya, ukala! Bir an da ülkenin ekonomik, siyasal, sosyal ve hatta hassas olan dini konularında bile fikir beyan etmekten geri kalmıyor. Söyledikleriyle hem kendini rezil rüsva ediyor, hem insanların ona olan bakış açısının olumsuza çevrilmesine neden oluyor, hem de insanların zamanını çalıyor.

Bir şeyleri yapmak, bilgi, birikim, yetenek ve tecrübe işidir. Aynı zamanda bu insanın genel kültürü ve insanlık yönüyle de alakalıdır. Mevcut pozisyonunu bilgisinden alan insanlar, her zaman alçak gönüllü olurlar ve her zaman sevilirler, sayılırlar.

İnsanlar biliriz işgal ettikleri mevki ve makamdan ayrıldıklarında; kendilerine gösterilen sevgi, saygıdan eser kalmamıştır. Çevrenize bakacak olursanız, bu türden insanlarla çok karşılaştığınızı göreceksiniz.

Yine insanlar biliriz ki vazifeleri bittikten sonra bile, kendilerine duyulan sevgi ve saygı ölünceye kadar devam eder, herkes kendisinden hoşnut olur. O insanlar insanlığı ve insanî değerleri her şeyin üstünde tutmuş, kültürlü, ne yaptığını bilen, atılgan, dürüst, namuslu, efendi ve üstlendiği her işi başarmış olduklarından, insanların gönlünde yer tutmuşlardır.

Kimi zaman insanların başına taç olurlarken, kimi zaman da insanların ayaklarının altındaki toprak bile olamazlar.

Kimi zaman bu insanlar yaptıklarıyla kuşaktan kuşağa anlatılarak yaşatılırken, kimi zaman da bir an da yok olup giderler ve onları artık kimse hatırlamaz.

İşte günümüzde kuşaktan kuşağa aktarılacak insanlar çok azaldı.

Hayatımızdaki çalışma alanlarının hepsinde, tüm mesleklerin hepsi için bu geçerli bir kıstastır.

Bu, işçi, memur, amir, müdür, siyasetçi, politikacı, fabrikatör, zengin, fakir, kadın-erkek herkes için geçerlidir. Bu yüzden hangi, mevki, makam ve kademeye, kimi, nasıl getirirsek getirelim, önceliğimiz, bilgi, birikim, tecrübe, insanlık ve öncelikle ahlâk kriterlerimiz olmalı ve bundan asla ödün vermemeliyiz. Çünkü yetki veriyoruz, ama bir türlü hesap soramıyoruz, sorgulayamıyoruz. Görev verdiklerimize öncelikle yetki vermeliyiz ve akabinde sorgulayabilmeliyiz. Yoksa bundan dolayı hem kendimizi, hem ailemizi, hem çevremizi, hem de toplumumuzu, dolayısıyla devletimizi sıkıntıya düşürmekten kaçamayız..

Anlayacağınız, çevremizde söz söyleyenler çok; ama icraat yapanlar, uygulama yapanlar yok.

Artık bu tür insanlara prim yaptırmamak gerekir, miatlarının dolmuş olduğunu göstermek gerekir, o yüzden çok ama çok dikkatli, titiz ve seçici olunuz.


   
2013-09-30
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- 7 Rakamıyla İlgili Olarak...
- Madde Bağımlılığına Dikkat Etmeliyiz
- Haydi, Karar Ver Bakalım!
- Besni Eğitim Bayramı
- 'Sen Bu Taksimatı Nerden Öğrendin?'
- Türkiye'yi Sonunda Savaşa İttiler
- Bu Kısır Döngüyü Kırmak Gerekir
- Ortadoğu'ya Bu Teveccüh Neden?
- Bu Hikaye Sizin İçin...
- Vazgeçilmeyen Ortadoğu
- Hiç Affedemiyoruz...
- Altın Alırken Dikkatli Olun!
- Esad Suriye’yi Bitirecek
- Esad Artık Dersini Almalı
- Derinden Derinden
- Çupur (Çupıre) Yaylası -3-
- Çupur ( Çupıre) Yaylası -2-
- Çupur (Çupıre) Yaylası -1 -