Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 13 Ekim 2013
Enes Osman ABA
Email: [email protected]
  YAZARIN SAYFASI
Halksız ve Haksız Siyaset
Tanzimat dönemi ile başlayan halkı keşfetme ve tanıma hareketleri, içi doldurulamayan halkçılıkla beraber Cumhuriyet döneminde ivmesel olarak tüm hızıyla davam etti. Ta ki, çok partili hayata geçene kadar...

İttihatçı yeni padişahlar ise halkı tanımıyor. Halk; Ankara valisi Nevzat Tandoğan'ın tarihlediği ve biçimlediği mental kadardı. Çok partili hayata geçiş denemeleri, serbest fırka da görüldüğü tek parti güdümlü dünya konjektürüne uyma hali ve davranışıydı. Yani Tek parti yönetiminin yarattığı ve sürdürdüğü üç çeşit elitlenme vardı.

Birincisi siyasi elitler. İkincisi askeri elitler. Üçüncüsü ise ekonomik elitler.
Bu elitleşme doksan yıldır, sorunları kendi konumlamaları merkezinde sümen altı ederek iktidar olmanın zevk ü sefasını sürdü sürüyor. Sistem rejimin sahipleri tarafından merkeze alınırken, halk merkezden uzak çevrede rejimden uzak tutuldu. Halkın yönetimi anlama ve kavrama isteği darbeler ile sekteye uğratılıp, güvenlik endişelerine kurban edildi. Böylelik her darbe sonrası halkın parası cebinden ve beyninden çalınıp saklandı. Böylelikle hırsız monarklar yüzünden halk demokrasiyi seçme olarak değil, mevcut yönetimden usanma ve değiştirme olarak gördü.

Her fırsatta halktan gelen adaylara karşı sempati besleyip, rejime karşı kendi duruşunu gösterme yoluna gitti. Özal ile başlayan bu süreç Erdoğan'a kadar devam etti. Bu değişim ve dönüşüm onca bedele ve haksızlığa karşın, bir volkan gibi rejimin üstüne çıkmayı başardı. Bunca zahmet ve acı tecrübeye rağmen, yeni gelen halkçılar eski Türkiye'nin merkezi kodlamalarından vazgeçemediler.

Nedir bu hastalık? Sermayenin finanse ettiği siyaset. Hala halkın olamayan siyaset sermayeye ve merkezi katmana hizmet ediyor. Bugün halktan gelen insanların iktidarı olan hükümet; siyaseti sermaye ile orantılamaya devam ediyor. Halksallaşmayı halkın oy vermesi ve sandığa gitmesi olarak gören bu siyaset insanımızdan uzaklaşmış, halkta da yeni öfkesel dip dalgaları yaratıyor.

Evet, eski Türkiye monarkları, halkı Kızılay'a ve ulusa sokmuyordu. Şimdilerde ise yeni monarklar, paran yoksa siyasete sokmuyor.  Yani merkeze yaklaşan merkezileşiyor. Ömer'i refere eden yeni ve halkçı siyaset; protokolün, yemek yemesini bekliyor ki halk yemek yesin. Böyle siyaset ve böyle halkçılık olmaz ve olmamalı.  

Değerden bahseden yeni siyasi elitler, Karun'un midesini takıp, Belamın ilahiliği ile halka nutuk atıyor. Sürekli eşitlikten bahsedip, eşit olmuyorlar. Bu en büyük tenakuzdur.

Yeni denilen Siyaset başında, ruhunda ve dilinde takiye ile yol alıyor. Parası olmayan siyaset yapamıyor. Ne değişti? Buyurgan devletten buyurgan Kayseri-Konya sermayesine mi dönüşeceğiz? Bir taraftan özgürleşmeye çalışırken diğer taraftan paraya tutsaklığa evrilen YENİ siyaset...

Biz yaşarken adaleti Ömer ve ecdadımız ile mi sınırlı tutacağız. Ki ecdadın adaleti de tartışılır. Sanki Hz.Ömer eşrefi mahlukat da biz değiliz.

   
2013-10-07
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları
- 'Cem'i Bilmeyen Aygün
- Değişmeyen Zalim Gelenek